UNESCO ve Kültür Bakanlığı sanatçısı Yaşar Cengiz Çınar, unutulmaya yüz tutan keçecilik sanatını yeniden yaşatmak için üretmeye ve gençlere öğretmeye devam ediyor. Ulucanlar Sanat Sokağı’ndaki atölyesinde çalışmalarını sürdüren Çınar, yalnızca yün ve sabunla ortaya çıkan bu kadim sanatı gelecek kuşaklara aktarmaya çalışıyor.
Teknolojinin hızla geliştiği, seri üretimin gündelik yaşamın merkezine yerleştiği bir dönemde geleneksel el sanatları da zamanın içinde kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Bir zamanlar Anadolu’nun birçok şehrinde sürdürülen keçecilik sanatı ise bugün sayılı ustanın emeğiyle yaşamaya devam ediyor. Bu ustalardan biri olan Yaşar Cengiz Çınar, emeklilik sonrası hayatını Türk kültürünün en eski el sanatlarından biri olan keçeye adadı. 1953 doğumlu olan Çınar, 41 yıllık memuriyet hayatının ardından kendisine yeni bir uğraş ararken keçecilikle tanıştı. Başlangıçta yalnızca bir hobi olarak düşündüğü bu uğraş, zamanla onun yaşamının merkezine yerleşti. Bugün UNESCO ve Kültür Bakanlığı sanatçısı olarak çalışmalarını sürdüren Çınar, Ulucanlar Sanat Sokağı’ndaki atölyesinde geleneksel keçeciliği yaşatmaya devam ediyor.
“Keçe bizim kültürel değerimiz”
Keçenin yalnızca bir üretim biçimi olmadığını söyleyen Yaşar Cengiz Çınar, bu sanatın Türk kültürünün önemli parçalarından biri olduğunu düşünüyor. Çınar’a göre keçe ve halı, Türklere ait en eski geleneksel el sanatları arasında yer alıyor. Selçuklular dönemindeki göçlerle birlikte keçenin dünyaya yayıldığını ifade eden Çınar, Türklerin yüzyıllar boyunca keçeyi hem günlük yaşamda hem de göçebe kültürün bir parçası olarak kullandığını anlatıyor. Çadırlardan kıyafetlere kadar pek çok alanda kullanılan keçenin, geçmişte yaşamın merkezinde yer aldığını vurguluyor. Diğer birçok el sanatının Osmanlı döneminde saraya davet edilen yabancı ustalar aracılığıyla öğrenildiğini belirten Çınar, keçeciliğin ise doğrudan Türk kültürüne ait bir miras olduğunu söylüyor. Bu nedenle keçeciliğin korunmasının yalnızca bir meslek dalını değil, aynı zamanda kültürel hafızayı korumak anlamına geldiğini ifade ediyor.
Emeklilikten sonra başlayan yeni bir hayat
Emekli olmadan önce “Hayatımın bundan sonraki döneminde ne yapabilirim?” sorusunu kendisine sık sık sorduğunu söyleyen Çınar, farklı sanat dallarını denediğini anlatıyor. Cam boyama ve seramik gibi alanlarla ilgilendiğini ancak aradığı hissi bulamadığını dile getiriyor. Keçeyle tanışmasının ardından ise bu sanatın sadeliği ve doğallığından etkilendiğini söyleyen Çınar, “Bunda yalnızca yün ve sabun var.” diyerek keçeciliğin temelini anlatıyor. Doğal malzemelerle üretim yapmanın kendisine huzur verdiğini belirten sanatçı, keçenin aynı zamanda özgür bir üretim alanı sunduğunu düşünüyor. Ulucanlar Sanat Sokağı’ndaki atölyesinde çalışmalarını sürdüren Çınar, burada ziyaretçilerle birebir iletişim kurarak keçeciliği anlatıyor. Atölye, yalnızca üretim yapılan bir alan değil, aynı zamanda geleneksel sanatların yaşatıldığı kültürel bir buluşma noktası olarak dikkat çekiyor.
Keçe her şeye dönüşebiliyor
Keçenin kullanım alanının oldukça geniş olduğunu vurgulayan Çınar, bu malzemeyle çantadan şapkaya, terlikten bota kadar pek çok ürün üretilebildiğini söylüyor. Günlük yaşamda kullanılabilecek ürünlerin yanı sıra dekoratif çalışmaların da yapılabildiğini ifade ediyor. Bir keçenin zaman içinde farklı ürünlere dönüştürülebileceğini anlatan Çınar, bu yönüyle keçeciliğin geri dönüşüme de katkı sunduğunu belirtiyor. Yapılan bir ürünün daha sonra farklı bir tasarıma dönüştürülebilmesinin keçeyi özel kıldığını söyleyen sanatçı, bu sanatın sürdürülebilir üretim anlayışıyla da örtüştüğünü düşünüyor. El emeğinin ön planda olduğu keçecilikte her ürünün kendine özgü olduğunu ifade eden Çınar, seri üretim ürünlerinden farklı olarak her çalışmanın ustasının izini taşıdığını söylüyor. Ona göre keçeyi değerli kılan en önemli unsur da bu özgünlük.
Atölyelerde gençlerle buluşuyor
Keçeciliğin geleceği konusunda en büyük umudunun gençler olduğunu söyleyen Yaşar Cengiz Çınar, üretimin yanı sıra eğitim çalışmalarına da önem veriyor. Zaman zaman atölye çalışmaları düzenleyen sanatçı, davet edildiği yerlerde keçeciliği anlatıyor ve uygulamalı eğitimler veriyor. Ulucanlar Sanat Sokağı’nda gerçekleştirdiği çalışmalar sayesinde ziyaretçilerin keçeyi yakından tanıma fırsatı bulduğunu belirten Çınar, özellikle gençlerin geleneksel el sanatlarına yeniden ilgi göstermesini önemli buluyor. Son yıllarda keçeye olan ilginin arttığını ifade eden Çınar, buna rağmen keçeciliğin hâlâ yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyor. Ona göre geleneksel sanatların yaşayabilmesi için yalnızca ustaların üretmesi yeterli değil, aynı zamanda gençlerin bu sanatları öğrenmeye istekli olması gerekiyor.
Yıllardır yün ve sabunla şekillenen bu kadim sanat, Yaşar Cengiz Çınar’ın ellerinde yalnızca bir zanaat değil, geçmişle bugün arasında kurulan güçlü bir bağ olarak yaşamayı sürdürüyor.
Haber: Aysu Aydın
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...