Acının bedeninde iz bıraktığı bir hayatı, renklerle yeniden kuruyor. Kelebek hastalığıyla doğan Rabia Karakurt, yıllardır süren fiziksel ve psikolojik mücadelesini tuvale taşıyarak hem kendi yaralarını iyileştiriyor hem de toplumsal farkındalık oluşturmaya çalışıyor. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği öğrencisi olan genç yetenek, “Ben hastalığımdan ibaret değilim.” diyerek sanatla kurduğu bağı anlatıyor.
Doğuştan gelen ve tıp dilinde “Epidermolysis Bullosa” olarak bilinen, halk arasında ise “kelebek hastalığı” adıyla tanınan hastalık, en küçük temasın bile deride yaralara neden olduğu ve bedenin sürekli hassasiyetle korunmak zorunda kaldığı zorlu bir yaşam biçimi. Bu hastalıkla dünyaya gelen Rabia Karakurt için hayat, çocukluğundan beri yalnızca fiziksel acıyla değil, insanların bakışlarıyla da mücadele etmek anlamına geliyor.
Vücudunda oluşan içi su dolu kabarcıklar, açık yaralar ve ellerindeki kapanmalar nedeniyle günlük yaşamını dikkatle sürdürmek zorunda kalan Karakurt, yıllardır süren tedavi sürecini şöyle anlatıyor: “Vücudumda bül dediğimiz içi su dolu kabarcıklar ve açık yaralar oluşuyor. Ellerimde kapanmalar olduğu için parmaklarım yapışık durumda. Ameliyatla açılabiliyor ama zamanla tekrar kapanabiliyor. Şimdilik kesin bir tedavisi yok. Bu yüzden bakım ve pansuman çok önemli.” Rabia’nın hayatı rutin pansumanlar, hastane kontrolleri ve fiziksel acılar arasında geçiyor. Evde pansumanlarını annesiyle birlikte yaptığını söyleyen genç yetenek, bu sürecin yalnızca bedensel değil ruhsal olarak da yıpratıcı olduğunu ifade ediyor. Ancak onu hayata bağlayan güçlü bir alan var; sanat.
Acının içinden doğan sanat
Rabia, resim yapmaya 13-14 yaşlarında başladığını anlatıyor. Hastalığı nedeniyle değil, tam aksine hayatındaki zor dönemlerde kendisini ayakta tutacak bir alan aradığı için resme yöneldiğini özellikle vurguluyor. Sağlık sorunları ve psikolojik olarak ağır geçen bir dönemde ailesi ve öğretmenlerinin yeteneğini fark ederek onu teşvik ettiğini belirten Karakurt, o günleri şu sözlerle anlatıyor: “O zamanlar sağlık ve psikoloji açısından zor zamanlar geçiriyordum. Ailem ve öğretmenlerim resme başlamam için beni teşvik etti. Resim yaptığım anlarda acı dahil beni yıpratan birçok şeyin arka planda kaldığını hissettim. Bu beni çok etkilemişti.” Onun için resim yapmak yalnızca bir sanat üretimi değil, aynı zamanda yaşadığı acıları anlamlandırma biçimi. Sözcüklere dökemediği duygularını fırça darbeleriyle anlatan Rabia, sanatın hayatındaki yerini şu cümlelerle özetliyor: “Resim yapmak benim için sanat olduğu kadar bir terapi de. Anlatamadığım, kelimelere dökemediğim duyguları ve hisleri resimlerime yansıtıyorum.”
Tablolardaki kırmızı lekeler birer tesadüf değil
Rabia’nın tablolarında sıkça kelebek figürleri, kadın siluetleri ve kırmızı lekeler yer alıyor. Ancak bu detayların hiçbiri estetik kaygıyla rastgele seçilmiyor. Her biri onun hayatından bir parçayı temsil ediyor. “Her tablomda hayatımdan parçalar oluyor aslında. Resimlerimde çoğunlukla kelebek, kırmızı lekeler ve kadın figürleri oluyor.” Eserlerinde en çok hangi duyguları anlattığı sorulduğunda ise verdiği cevap oldukça çarpıcı: “Hayatımın bir parçası ve benim normalim olan acıyı, gücü, umudu ve öfkeyi yansıtıyorum.” Rabia’nın resimleri yalnızca görsel bir anlatım sunmuyor, izleyiciyi onun yaşadığı dünyaya davet ediyor. Acının içinde büyüyen umudu, kırılganlığın içindeki direnci görünür kılıyor. Genç yetenek, insanların tablolarına baktığında yalnızca estetik görmelerini değil, hissetmelerini istediğini söylüyor: “Acının içinde var olan umudu hissetmelerini isterim.”
İnsanlar yalnızca acıyarak bakmasın
Kelebek hastalığının toplumda yeterince bilinmediğini söyleyen Rabia, zaman zaman doktorlara bile hastalığını kendilerinin anlatmak zorunda kaldığını belirtiyor. Ancak onu en çok zorlayan şeylerden biri de insanların bilinçsiz bakışları. “Çok fazla bilinen bir hastalık değil. Hatta bazen doktorlara bile hastalığı bizim anlatmamız gerekiyor.” Toplumun kelebek hastalarına karşı daha bilinçli olması gerektiğini vurgulayan genç yetenek, insanların yalnızca acıma duygusuyla yaklaşmasının yaralayıcı olduğunu ifade ediyor: “Kelebek hastası birini gördüklerinde sadece acıyarak ve rahatsız edici bakışlarla yaklaşmaları yerine anlayış göstermelerini isterdim.” Rabia’ya göre sanat, tam da bu noktada güçlü bir iletişim dili oluşturuyor. İnsanların empati kurmasını sağladığını düşündüğü sanatın toplumsal farkındalık açısından önemli bir güce sahip olduğunu söylüyor: “Sanat evrensel bir dil. Duygulara hitap edip empati kurmayı sağlıyor. İnsanları düşünmeye teşvik ediyor. Bir tane hayatınız var, acıya yenilmeyin.” Yaşadığı tüm fiziksel zorluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen Rabia, özellikle aynı hastalıkla mücadele eden insanlara umut olmak istiyor. Toplum baskısı ve korkular nedeniyle insanların kendilerini eve kapatmaması gerektiğini vurgulayan genç yetenek, ailelerin bu süreçte büyük rol oynadığını belirtiyor. “Bazı aileler çocuğun canı yanar korkusuyla çocuklarını okula bile göndermiyor. Ama siz kendinizi ne kadar soyutlarsanız toplum da sizi o kadar soyutlar.” Zorlandığı anlarda kendisini ayağa kaldıran düşünceyi ise şu sözlerle anlatıyor: “Zorluk ve acı benim hayatımın bir parçası. Buraya kadar büyük bir mücadeleyle geldim. Şimdi pes edersem mücadelem boşa gidecek. Bir tane hayatım var ve bu hayatımı acıya yenilerek geçirmeyeceğim.”
En büyük hayali: İtalya’da sergi açmak
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Öğretmenliği öğrencisi olan Rabia Karakurt, ileride hem Türkiye’de hem de yurt dışında sergiler açmak istiyor. En büyük hayalinin ise yıllardır İtalya’da sergi açmak olduğunu söylüyor. Hayalindeki sergiyi anlatırken, insanların yalnızca tabloların görünüşüne değil taşıdığı duyguya odaklanmasını istediğini belirtiyor: “İnsanların tablolarıma baktıklarında sadece estetiği değil, içindeki duyguyu hissettikleri bir sergi olsun isterim.” Kendisini gelecekte nasıl gördüğü sorulduğunda ise cevabı oldukça net: “Eserleriyle insanlarla duygusal bir bağ kurabilmiş, hem ülkemizde hem yurtdışında sergiler açmış bir sanatçı olarak görmek istiyorum.”
Rabia Karakurt bugün yalnızca resim yapmıyor. O, bedenindeki yaraları sanatla görünür kılıyor; acıyı, umudu ve direnci aynı tuvalde buluşturuyor ve her fırça darbesiyle tek bir cümleyi yeniden hatırlatıyor: “Ben hastalığımdan ibaret değilim.”
Haber: Aysu Aydın
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...