Türk müziğinin güçlü seslerinden Kâmuran Akkor, sahneye çıkışından genç kalma sırlarına, müziğe olan tutkusundan yeni nesil sanatçılara bakışına kadar samimi açıklamalarda bulundu. Akkor, sanatla dolu yaşamını ve müzikle geçen yıllarını anlattı.
Işıklar yavaşça sönerken salonda yankılanan alkışlar, yılların sanatçısı Kâmuran Akkor’un hâlâ kalplerde özel bir yer tuttuğunu gösteriyordu. Konserin ardından kuliste bir araya geldiğimiz usta sanatçı, zarif bir gülümsemeyle karşıladı bizi. Söyleşi boyunca, müziğe adadığı hayatını, sahnede hissettiği heyecanı ve sanata bakışını içtenlikle paylaştı. 1960’lı yıllardan bugüne uzanan kariyerinin perde arkasına dair konuşan Akkor, Türk Sanat Müziği ile arabeskin birleşiminde duygularını, sahneye olan tutkusunu ve müziğin hayatındaki yerini tüm samimiyetiyle anlattı.
Müzik kariyeriniz nasıl başladı ve ilk sahne deneyiminiz nasıldı?
Müziğe küçük yaşta ilgim vardı. Evde her zaman plak çalardı, babam klasik müzik, annem ise Türk sanat müziği dinlerdi. O tınılar çocukluğuma kazındı. 60’lı yılların ortasında Münir Nurettin Selçuk gibi büyük sanatçılarla tanışmak hayatımda dönüm noktası oldu. Onların disiplini, saygısı, müziğe olan tutkusu bana yol gösterdi. İlk sahneye çıktığımda sahne ışıkları ve izleyici enerjisi bana büyük bir heyecan vermişti. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi ama aynı zamanda tarifsiz bir mutluluk hissettim. Hâlâ o anı unutamıyorum, o sahneye adım attığım anda, hayatımın geri kalanını nerede geçireceğimi anlamıştım.
Türk sanat müziği ve arabesk türlerini birleştirmek sizin için ne ifade ediyor?
Her türde müzik yapmak bana kendimi ifade etme özgürlüğü veriyor. Arabesk bana duyguyu, sanat müziği ise estetiği anlatıyor. İkisini birleştirmek ruhumun yansıması gibi hissettiriyor. Türk sanat müziğinin zarafetiyle arabeskin içten isyanını bir araya getirmek, aslında halkla aramda köprü kuruyor. Bir şarkının içinde hem gözyaşı hem zarafet olabilir. Bu karışım beni ben yapıyor. Çünkü ben her zaman müziği kalıplara sığdırmak yerine duygularla beslemeyi seçtim. Müziği sınırlamak değil, özgürleştirmek gerek.
Sahne dışında günlük yaşamınız nasıl geçiyor?
Sahne dışında oldukça sakin bir hayatım var. Işıklar söndüğünde, alkışlar dindiğinde ben en çok doğanın içinde huzur bulurum. Sabah yürüyüşleri yaparım, klasik müzik dinlerim, kitap okurum. Evimde eski plak koleksiyonum vardır. Bazen onlardan birini dinlerken geçmişe yolculuk yaparım. Yeni şarkılar için melodiler üzerinde çalışırım; bir kelime, bir nota bile bana yeni bir eserin kapısını açabilir. Disiplin ve müzik hayatımda hep yan yana olmuştur. Çünkü sahnede görülen o zarafet, arkasında yıllarca süren bir özveri ve çalışmayı barındırır.
Kariyeriniz boyunca sizi en çok etkileyen kişiler veya destek aldığınız isimler kimler oldu?
En büyük destekçim her zaman kendim oldum. Kendine inanmak insanın en büyük güç kaynağıdır. Tabii ki çevremde birçok değerli insan da oldu. Hocalarım, sahne arkadaşlarım, plak yapımcıları... Ama en çok kendimle olan mücadelemden güç aldım. Başarılı olmak kadar, başarısızlıkla başa çıkmayı da öğrendim. Zaman zaman yalnız kaldım, ama o yalnızlık beni olgunlaştırdı. Müziğe adanmış bir hayat kolay değildir; fedakârlık ister. Bazen özel hayatımdan, bazen sosyal çevreden ödün verdim ama bugün geriye dönüp baktığımda “iyi ki” diyorum. Çünkü her şey müzik içindi.
Müzik kariyerinizin en güzel yılları hangileriydi?
Bence 70’li yıllarda sahneye çıktığım ve ilk albümlerimi yayınladığım dönem en özel zamanlardı. O yıllarda müzik başka bir ruha sahipti. Plak stüdyolarında kayıt almak saatler sürerdi ama o emek, o sabır bambaşka bir tat verirdi. Her konser, her kayıt bana yeni bir enerji ve heyecan kattı. O yılların verdiği duygusal yoğunluk ve sahnede hissettiğim izleyici sevgisi hâlâ aklımda. Radyoda kendi sesimi ilk kez duyduğum günü unutamam. Gözlerim dolmuştu. Çünkü o an, yılların emeği ses olmuştu.
Son albümünüzü hazırlarken sizi en çok etkileyen ilham kaynağı ne oldu?
Hayatın içindeki duygusal dalgalanmalar, insan ilişkilerindeki iniş çıkışlar ve geçmişin izleri, şarkılarımın sözlerine ilham kaynağı oldu. Her bir parça, yaşadığım bir anının yansımasıdır. Özellikle “Silinmeyen Hatıralar” albümümde geçmişe dönüp baktım; kaybettiklerim, kazandıklarım, unuttuklarım... Hepsi orada. Bu albüm sadece bir müzik çalışması değil, aynı zamanda bir hayat özeti. Bazen bir anının melodisi vardır, siz sadece onu yakalarsınız. İşte ben de o anıları notalara dönüştürürüm.
Albümleriniz ve şarkılarınız sizin için ne ifade ediyor? Dinleyicilerle bağınızı nasıl şekillendiriyor?
Her albüm, her şarkı benim için bir anı, bir duygu kaydı. “Silinmeyen Hatıralar” gibi son albümlerimde, yaşadığım tüm mutlulukları, hüzünleri ve hayatın bana kattığı deneyimleri müziğe aktardım. Dinleyiciyle o anlarda kurduğum bağ, benim için tarifsiz bir duygu. Çünkü ben hiçbir zaman sadece söyleyen olmadım; dinleyenle birlikte hisseden oldum. Şarkılarım sadece notalardan ibaret değil; her bir melodiyle, dinleyenlerle ruhumu paylaşıyorum. Onların gözlerindeki o ışığı gördüğümde, emeklerimin, yılların anlam kazandığını hissediyorum. Şarkılarım yaşadıkça ben de yaşıyorum.
Sahne ve stüdyo dışında müziğe dair özel bir hobiniz veya ritüeliniz var mı?
Sahneye çıkmadan önce bir fincan sıcak çay içerim, derin bir nefes alırım ve gözlerimi kapatarak şarkının ruhuna bürünürüm. Bu, beni hem fiziksel hem de ruhsal olarak hazırlar. Ayrıca sahne kıyafetlerimi kendim seçerim; çünkü sahneye çıktığımda kendimi nasıl hissedeceğim, performansımı doğrudan etkiler. Provalarda bazen sadece boş sahnede yürür, sesin mekânda nasıl yankılandığını dinlerim. Bu küçük ritüeller bana güven verir, beni sahneye bağlar.
Müzik kariyerinizin yeni nesil müzikle etkileşimi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Genç müzisyenleri izlemek bana hem heyecan hem de umut veriyor. Onların enerjisi, benim tecrübemle birleştiğinde müzik daha da zenginleşiyor. Teknoloji, müziği başka bir boyuta taşıdı ama duygunun yerini hiçbir şey alamaz. Yeni nesil dinleyicilere ve sanatçılara ilham verebilmek, kariyerimin en değerli yanlarından biri. Onlara her zaman söylüyorum: “Teknolojiye değil, kalbinize güvenin.” Çünkü müzik, ruhun dilidir. Ruhunu katmazsan, sesin ne kadar güzel olursa olsun, dinleyicide iz bırakmaz.
Kâmuran Akkor, sahneye olan sevgisini ve müziğe olan tutkusunu söyleşi boyunca ortaya koydu. “Sahne benim hayatımın ritmi” diyen sanatçı, müzikle yaşamayı ve hayranlarıyla bağ kurmayı sürdürmeye devam edeceğini vurguladı. Bu anlamlı röportaj için değerli sanatçımız Kâmuran Akkor’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Haber: Aslı Boyacıoğlu
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...