Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


ŞİİR DİLLE YAPILIR, HAYATLA TAMAMLANIR: ŞÜKRÜ ERBAŞ İLE YARIM ASIR SÜREN BİR ŞİİR YOLCULUĞU

30.12.2025
Kültür Sanat

 

Türk şiirinin son elli yılına tanıklık eden Şükrü Erbaş, dili şiirin temel malzemesi olarak gördüğünü, yazmanın kendisi için bir meslek değil bir hayat biçimi olduğunu söylüyor. Arapça, Farsça ve İngilizce başta olmak üzere farklı dillerden beslenen şiir anlayışını, küçük acıların büyük şiirlere nasıl dönüştüğünü ve “yazmayı bırakmayı hiç düşünmedim, ölene kadar yazacağım” sözleriyle özetlediği edebiyat yolculuğunu bu kapsamlı söyleşide anlatıyor.

 

Şükrü Erbaş, çağdaş Türk şiirinin en üretken ve en istikrarlı şairlerinden biridir. 1953 yılında Yozgat’ta doğdu. İlkokul ve ortaokul eğitimini burada tamamladı. Daha sonra 1972 yılında Toprak Mahsulleri Ofisi’nde memur oldu. Bu dönemde Gazi Üniversitesi Eğitim Enstitüsünde eğitim gördü. Bu süreçten sonra yazılarına ve şiirlerine daha da yoğunlaştı.  Şiirle kurduğu ilişkiyi yalnızca estetik bir arayış olarak değil, aynı zamanda etik ve vicdani bir duruş olarak görüyor. İlk şiirlerinden bugüne kadar yayımladığı çok sayıda kitapla geniş bir okur kitlesine ulaşan şair, 40 yıllık edebiyat serüvenini özellikle “Küçük Acılar” adlı 40. yıl kitabında bir anlamda yeniden düşünmeye davet ediyor. Uzun yıllar kamu hizmetinde çalıştıktan sonra emekli olan Erbaş, yazı hayatını hiçbir zaman bir meslek rutiniyle sınırlamadı. Şiiri, hayatın içinden süzülen küçük ve büyük acıların dili olarak kurdu. Aşk, yalnızlık, yoksulluk, insanın kendisiyle ve dünyayla kurduğu kırılgan ilişki; onun şiirinde yalın ama sarsıcı bir sesle yer buldu. Bu söyleşide, Şükrü Erbaş’la şiiri oluşturan temel malzemeleri, etkilendiği şairleri, dilleri, yazma disiplinini ve emeklilik fikrinin yazı karşısındaki anlamını konuştuk.

 

Size göre şiiri oluşturan temel malzemeler nelerdir?

Şiiri oluşturan temel malzeme sorulduğunda benim cevabım hep aynıdır: Şiir dille yapılır. Duygu, yaşanmışlık, acı, sevinç elbette önemlidir ama bunların hiçbiri dile dönüşmeden şiir olmaz. Dil dediğimiz şey sadece kelimeler değildir. Dil; insanın hafızasıdır, kültürüdür, yaşadığı coğrafyadır. Bir kelimeyi söylediğinizde onun arkasında yıllar, acılar, sevinçler, kayıplar vardır. Şairin görevi, bu yükü taşıyabilecek doğru kelimeyi bulmaktır. Ben şiirde süsü, gösterişi sevmem. Az kelimeyle çok şey söylemek isterim. Çünkü hayat da böyledir; insan en büyük acılarını çoğu zaman kısa cümlelerle yaşar. Şiir, o kısa cümlelerin içini doldurabilmelidir. Şiir yazarken dile kulak veririm. Kelimenin sesine, ritmine, suskunluğuna bakarım. Bazen bir kelime günlerce, aylarca yerini bulmaz. Zorlamam. Çünkü şiir aceleye gelmez. Dil, kendini açtığında şiir ortaya çıkar.

 

Bu süreçte yazdığınız şiirlerde sizi etkileyen yazar, şair ve herhangi bir dil oldu mu?

Yazdıklarım yalnızca Türkçe şiirle sınırlı bir yerden gelmiyor. Ben çok okudum ve hâlâ okumaya devam ediyorum. Türk şiiri benim ana damarımı oluşturur ama bunun yanında başka dillerin şiirlerinden de çok etkilendim. Arapça şiirin ritmi, Farsça şiirin derinliği ve imge dünyası; İngilizce şiirin modern kırılmaları beni besledi. Bu dilleri birebir yazacak kadar bilmesem de, o şiirlerin ruhu bana geçti. İyi şiir, hangi dilde yazılırsa yazılsın insana dokunur. Türk şiirinde de hem halk şiirinin yalınlığından hem modern şiirin cesaretinden beslendim. Tek bir şaire ya da tek bir anlayışa yaslanmadım. Çünkü şair dediğiniz kişi, kendini sürekli yenilemezse tekrar etmeye başlar. Benim için okuma, yazının ön şartıdır. Okumadığınız zaman kelimeler azalır, dil fakirleşir. Şiir de bundan zarar görür. Şiir benim için anlık bir ilham işi değildir. Elbette bazen bir dize bir anda gelir ama o dizenin şiire dönüşmesi zaman ister. Yazmak, sabır işidir. Her gün mutlaka yazmam ama her gün şiirin içindeyim. Notlar alırım, defterler tutarım, zihnimde dizeler dolaşır. Bazen bir şiir aylarca bekler. O bekleme süresi de şiirin bir parçasıdır. Şiir, emek ister. Masaya oturmayı, kelimelerle boğuşmayı, bazen vazgeçmeyi, bazen yeniden başlamayı gerektirir.

 

Şiirin toplumsal bir yönü olduğunu düşünüyor musunuz?

Ben şiiri hiçbir zaman toplumdan, yaşanan hayattan kopuk düşünmedim. Şiir sadece bireyin iç dünyasına ait bir alan değildir. İnsan nerede yaşıyorsa, neye tanıklık ediyorsa, şiiri de oradan beslenir. Yoksulluk, adaletsizlik, yalnızlık, kaybolan değerler ve daha niceleri. Bunlar benim dışımda gelişen şeyler değil. Ben de bu ülkenin bir yurttaşıyım. Gördüklerim, duyduklarım, tanık olduklarım ister istemez şiire sızıyor. Şiirin görevi slogan atmak değildir ama görmezden gelmek de değildir. Ben şiirde bağırmayı sevmem. Sessiz ama derin bir itirazdan yanayım. Şiir, bazen yüksek sesle konuşmaz ama uzun süre akılda kalır. Toplumsal hafıza dediğimiz şey de biraz böyle oluşur.

 

Yaşınız ilerledikçe ve geçen zamanla birlikte şiirlerinizde bir değişim oldu mu?

Gençken yazdığım şiirlerle bugünkü şiirlerim elbette aynı değil. İnsan yaş aldıkça dili de değişiyor, bakışı da değişiyor. Eskiden daha sert, daha keskin dizeler yazarken şimdi daha sakin, daha duru bir sesle yazıyorum. Bu bir eksilme değil, bir dönüşüm. Yaşamak insanı yumuşatıyor ama aynı zamanda da derinleştiriyor. Şiirde bağırmak yerine fısıldamayı öğreniyorsunuz. Bir kelimenin yükünü daha iyi tartıyorsunuz. Yaş aldıkça şiirin özü değişmiyor ama kabuğu değişiyor. Ben bu değişimden korkmuyorum. Aksine, şiirin benimle birlikte yaşlanmasını doğal buluyorum.

 

Bu alanda emekli olmayı ve yazmayı bırakmayı düşünüyor musunuz?

Emekli olmayı ya da yazı yazmayı bırakmayı hiç düşünmedim. Açık söyleyeyim, yazmayı bırakmak gibi bir ihtimal benim için yok. Emeklilik bir meslek meselesidir. Yazı ise hayat meselesidir. İnsan hayattan emekli olamaz. Ben yazmadığım zaman eksik hissediyorum. Yazmak beni hayata bağlıyor, ayakta tutuyor. Yaş aldıkça belki daha az yazarım, belki daha yavaş yazarım ama yazmadan duramam. Son nefesime kadar yazmayı düşünüyorum. Çünkü şiir benim için bir tercih değil, bir zorunluluk. Gençlere de hep şunu söylüyorum: “Yazmak asla bir yarış değildir. Uzun bir yoldur. Sabırla, inatla ve dürüstlükle yürünmesi gereken bir yoldur.”

 

Son olarak bu alana yönelen ve şiir yazan insanlar için ne tavsiye edersiniz?

Bu alana gönül vermiş insanlara şunu söylemek isterim: Öncelikle sabırlı olsunlar. Yazmak, hemen karşılığını veren bir şey değildir. Yıllarca yazarsınız, kimse fark etmeyebilir. Bu sizi yıldırmamalı. Çok okumalarını isterim. Hayatın kendisini de okumak gerekir. İnsanları, sokakları, sessizlikleri okumadan yazı olmaz. Bir de şunu unutmamak gerekir: Herkesin sesi kendine özgüdür. Başkasına benzemeye çalışmak yazının en büyük tuzağıdır. Etkilenmek doğaldır ama taklit etmek insanı kısırlaştırır. Kendi sesinizi bulmak zaman alır, acele etmeyin. Şöhret, ödül, görünür olmak gibi şeyleri yazının önüne koymasınlar. Eğer yazmayı gerçekten seviyorsanız, bunlar zaten tali meselelerdir. Yazı, önce yazanı ayakta tutmalı ve en önemlisi vazgeçmesinler. Yazmak bazen çok yalnız bir iştir ama o yalnızlık insanı büyütür. Bu yol uzun, düşe kalka sabırla yürünmesi gereken bir yoldur.

 

Haber: Sefa Avcı 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00