Aydın’da yaşayan Nihal Erbakan’ın evinin kapılarını araladığınız zaman, sizi sadece mobilyalarla döşenmiş bir ev değil, sandıklarda yıllardır saklanan Sümerbank kumaşları, savaş döneminden kalan yamalı yorganlar ve her bir ilmeğinde ayrı bir hayat gizlenen kırkyama eserler karşılıyor.
Aydın’ın Nazilli ilçesinde yaşayan 68 yaşındaki kırkyama eğitmeni Nihal Erbakan’ın evi tarih kokan kumaşlarla dolup taşıyor. Sümerbank kumaşlarından yapılan kıyafetlerin artık parçalarıyla hazırlanan yorganlar, dönemin üretim kültürünü ve tasarruf anlayışını gözler önüne seriyor. Çünkü o yıllarda hiçbir kumaş parçası çöpe atılmıyor, her parça yeniden anlam buluyordu. Evde bulunan bazı yorganlar ise yalnızca el emeği değil, aynı zamanda aile hafızasının en kıymetli mirası olarak sandıktaki yerini koruyor. Nihal Erbakan’ın anneannesinin, kendi kızı için kırkyama tekniğiyle tamamen elde hazırladığı yorgan, sevginin sabırla işlendiği yılları anlatıyor. Kuşaktan kuşağa aktarılan başka bir yorganın hikayesi ise savaş yıllarına dayanıyor. Anlatılana göre babaannesi, Kurtuluş Savaşı sırasında evden kaçarken çocuklarını koruyabilmek için o yorganı yanına aldı. Farklı bez parçalarının bir araya getirilmesiyle yapılan o yorgan, bugün yalnızca eski bir örtü değil, yokluğun, korkunun ve bir annenin çocuklarını yaşatma çabasının hala yaşayan hatırası olarak saklanıyor. Annesinden kalan kırkyama tekniğiyle yapılan bir başka yorgan ise, içinde onlarca hikayeyi barındırıyor. Babasının gençliğinde giydiği gömlek, annesinin 20’li yaşlarında giydiği elbise, kendisinin çocukluğuna ait çiçekli elbisesi ve daha onlarca Sümerbank kumaşıyla üretilmiş kıyafet, bu yorganda hayat buluyor.
“Yokluktan doğan bir sanat”
Kırkyama tekniğine nasıl başladığını anlatan Erbakan, “Ben emekli sınıf öğretmeniyim. 1999 yılında emekli olduktan sonra kurslara katıldım ve kırkyama sanatını öğrenmeye başladım. İlk zamanlarda tüm çalışmalarımı makinede yapıyordum. Kızım okulu için İstanbul’a gidince ben de oradaki kurs öğretmenleriyle tanıştım. Onlardan elle yapılan kırkyama tekniğini öğrendim. Ben de şu anda kırkyama tekniğiyle, makine kullanmadan, eski kumaş parçalarını bir araya getiriyorum. Elimde babaannemin savaş yıllarından kalma, her tarafı yamalı bir yorgan vardı ve tamamen elde dikilmişti. O zaman kendi kendime, ‘Neden eskilerin yaptığı bu kültürü günümüze taşımıyorum?’ dedim. Çünkü kırkyama aslında yokluktan doğan bir sanat ve bizim kültürümüzün önemli bir parçası. Nazilli’ye dönerek kurs vermeye başladım. Yaklaşık 15 yıldır belediye bünyesinde kurs veriyorum.” dedi.
“Sümerbank çocuğuyum”
Kırkyama tekniğiyle birçok ürün ortaya çıkardığını dile getiren Erbakan, “Sümerbank’ın hayatımdaki yeri çok farklı. Ben tam anlamıyla bir Sümerbank çocuğuyum. Babam Sümerbank’ta çalıştı, ben de orada kazanılan parayla okuyup bugünlere geldim. Annem ise Atatürk’ün 1937 yılında Nazilli Sümerbank Basma Fabrikasının açılışı için geldiği gün oradaymış. O dönem Recep Bey İlkokulunda öğrenciymiş. Sınıflarından seçilen öğrenciler, boyunlarındaki pamuk sepetleriyle Atatürk’ü karşılamış. Annem ve teyzem de o çocukların arasındaymış. Yani bizim Sümerbank ile bağımız çok eskiye dayanıyor. Fabrika kapandıktan sonra o kumaşları bulmak neredeyse imkansız hale geldi. Ben de ‘Bu kumaşlar neden yok olsun?’ diye düşündüm. Çünkü onlar da bizim kültürümüzün bir parçasıydı. Bu nedenle Sümerbank kumaşlarıyla ürünler yapmaya başladım ve eskiyi günümüze taşımaya çalıştım. Elimde bulunan Sümerbank kumaş parçalarıyla, çanta, elbise, yelek, yastık kılıfı, tablo gibi birçok şey yaptım.” ifadelerini kullandı.
Çöpe gitmez dönüşür
Elinde Sümerbank’a ait olan birçok kumaşın bulunduğunu söyleyen Erbakan, “Şu an elimde 1900’lü yıllara ait, Sümerbank’ın kumaş üzerine bastığı takvimler, kalıp olarak kullandıkları kumaşlar var. Takvimler kumaş üstüne basılır, dağıtılırdı. Yıl bitince o kumaşlar kılıfa çevrilirdi. Yani çöpe gitmez dönüşürdü. Bunun dışında Sümerbank kumaşlarıyla üretilmiş kıyafet parçaları var. Ben bu kumaş parçalarından çok şey yaptım. Eski kumaş takvimlerinden, çanta, yastık kılıfı gibi ürünler ortaya çıkardım. Özellikle 1993 yılına ait takvimin üzerinde bulunan bir görseli kırkyama tekniğiyle tablo haline getirdim. Bu tabloda kullandığım tüm kumaş parçaları da Sümerbank’ta üretilen kumaşlardan oluşuyor.” diye konuştu.
Günün izlerini yorgan üzerinde taşıyor
Elinde 100 yıla aşkın 2 yorganın olduğunu anlatan Erbakan, “Elimdeki en özel parçalardan biri de babamdan kalan yorgan. Yunan işgali sırasında Turgutlu yakılırken babaannem, çocuklarını ve bu yorganı alıp bağlara kaçmış. Dedem ise savaştaydı. O dönem insanlar ellerindeki hiçbir şeyi atamıyor, yamaya yamaya kullanıyormuş. Bu yorgan da o günlerden bugüne ulaştı. Ben de onu hiç yeniletmeden, olduğu haliyle korudum. O günün izlerini bu yorgan üzerinde taşıyor. Üzerinde yaması ve yanık kısımları bulunuyor. Bir diğer yorgan ise annemin bebeklik yorganı. Annem 1925 doğumluydu. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki yokluk dönemlerinde yapılmış bir yorgan. Anneannem bulduğu her kumaş parçasını değerlendirerek dikmiş. Ve o dönemde bir şeylere erişmek zor olduğu için böyle yamalı şeyler çok fazlaydı. Ben de annemin anlattıklarından biliyorum ve onu aynı haliyle saklıyorum.” ifadelerine yer verdi.
“Üzerinde onlarca hikayeyi barındırıyor”
Sümerbank kumaşlarıyla üretilen kıyafet parçalarından annesinin kırkyama tekniğiyle yaptığı yorgandan söz eden Erbakan, “Elimde annemin yaptırdığı bir yorgan var. Bu yorgan üzerinde onlarca hikayeyi barındırıyor. Annemin gençlik elbisesi, babamın gömleği, benim elbisem, pijamalarımız, ödevim için kullandığım kumaş… Tüm bu kumaşlar Sümerbank kumaşları. Giydiğimiz o kıyafetler eskiyince annem atmamış ve kırkyama tekniğiyle yorgan yaptırmış. O zamanlar imkan olmadığı için bu sanat ortaya çıkmış. Elimde bulunan tüm kumaşlar 100 yılı aşkın kumaşlar.” dedi. Erbakan konuşmasını, “En büyük isteğimiz ise elimizdeki bu değerlerin kaybolmaması. Sümerbank’a ait parçaları ileride bir müze açılırsa oraya vermek istiyoruz. Çünkü bunlar sadece bir yorgan değil geçmişi, anıları ve kültürü taşıyan eserler.” sözleriyle tamamladı.
Geleneksel kırkyama sanatını yaşatan, kıymetli bilgi ve anılarını bizimle paylaşan Nihal Erbakan’a teşekkür ederiz.
Haber: Mustafa Akgün
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...