Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


SANAT VE İŞLEVSELLİK ARASINDAKİ BAĞ ZAYIFLIYOR MU? SANATIN DÖNÜŞEN İŞLEVİ: ESTETİKTEN İŞLEVSELLİĞE

21.12.2025
Kültür Sanat

 

Bir zamanlar toplumun duygularını, düşüncelerini ve dönüşümünü ifade eden güçlü bir araç olan sanat, bugün dijitalleşme, her şeye yetişme baskısı ve piyasa dinamikleri ile eski işlevi sorgulanır hale geldi. Peki sanat gerçekten işlevini mi kaybediyor, yoksa işlevi görünmez biçimde  değişiyor mu?

 

Sanat, tarih boyunca sadece estetik bir ifade aracı değil, toplumsal değişimlerin aynası, kültürel hafızanın taşıyıcısı ve eleştirel düşüncenin sesi oldu. Uzun yıllar boyunca estetik ve sanat, tasarımın en önemli önceliğiydi. Ancak günümüzde hız kültürü, sosyal medya ritmi ve piyasa odaklı üretim, sanatın görünürlüğünü ve işlevini tartışmalı hâle getiriyor. Birçok topluma göre sanat artık “amacını kaybetmiş” bir görüntü sergiliyor. Sanatın toplumsal dönüşümlere eşlik eden bir üretim biçiminden, daha çok tüketime yönelik, imaj odaklı ve piyasaya göre şekillenen bir alana dönüşmesi tartışmaları da beraberinde getiriyor. Peki sanat gerçekten işlevini mi kaybediyor, yoksa işlevi sadece değişiyor mu? Tarih boyunca sanat hangi dönemlerde tamamen işlevselliğini kaybetti? Sanatın estetik niteliği mi ön planda olmalı, yoksa her tasarımın bir işlevi mi bulunmalı? gibi soruların yanıtlarını bulmak için Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İnsan Toplum Bilimleri Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Ülkü ve Mimar İremnaz Özkaya ile röportaj gerçekleştirdik.

 

“Sanat hiçbir dönem tamamen işlevsiz olmadı”

Tarih boyunca sanat daima bir işleve sahip oldu. Bu işlevin biçimi ve sanatın kendini ifade etme yöntemi zaman içinde değişse de, sanat hiçbir dönemde tamamen işlevini yitirmedi. Bu durumu Doç. Dr. Osman Ülkü, “Sanat tarihi boyunca baktığımızda, sanat ile işlevsellik kavramlarının aslında birbirinden tamamen ayrılmadığını görürüz. Antik dönemlerden itibaren sanat çoğunlukla bir amaca hizmet etmek için üretilmiştir. Yani o dönemlerde sanatın temel niteliği estetikten çok işleviydi. Ortaçağ’da  ikonlar öğretici bir araç niteliği taşımış, sanatın gücü dini işlevi desteklemeye yönelmiştir. Rönesans’ta da benzer şekilde estetik uyum, oran ve perspektif öne çıkmış, işlev görece geri plana itilmiştir. Modernizm ve özellikle Bauhaus hareketiyle birlikte ise işlevsellik yeniden belirleyici bir unsur hâline gelmiştir.  Günümüz sanatında ise işlev kavramı çok daha kavramsal bir boyuta taşınmıştır. Artık sanatın işlevi fiziksel bir kullanım sunmak değil, izleyicide bir düşünce, farkındalık ya da deneyim yaratmaktır. Dolayısıyla sanat ile işlevsellik arasındaki ilişki tarih boyunca sürekli dönüşmüştür. Sanat hiçbir dönemde tamamen işlevsiz olmamıştır, sadece işlevin biçimi ve anlamı zamanla değişmiştir.” sözleriyle değerlendirdi. Mimar İremnaz Özkaya ise sanat ve işlev ilişkisini günümüz bağlamında değerlendirerek, “Günümüz Türkiye’sinde tüketim kültürünün etkisiyle sanat çoğu zaman geri planda kalıyor ve yerini daha işlev odaklı yaklaşımlara bırakıyor. Ancak sanatın belirli alanlarda  hâlâ önemli bir işlevsellik taşıdığını unutmamak gerekir. Mimarlık ise kesinlikle bir sanattır. İşlev odaklı bir mühendislik faaliyeti olarak değerlendirilmez. Tasarım sürecinde sanat, teknoloji ve işlev bir arada bulunur ve tümünün uyumuyla ortaya çıkar. Sanatsal bir boyutu olmayan, yalnızca işlevi gözeten bir yapı ise mimarlık ürünü olarak kabul edilemez.” ifadelerini kullandı.

 

Tarih boyunca sanat ve işlevsellik

Sanat, tarih boyunca yalnızca estetik bir değer taşımaz, her dönemde farklı işlevler ve amaçlarla toplumsal, dini ve kültürel bağlamda varlık göstermiştir. Bu konu bağlamında yönelttiğimiz “Tarih boyunca hangi dönemlerde sanatın işlevsellikten tamamen ayrıldığını veya işlevselliğe bağlı olduğunu gözlemlediniz?” sorusuna Doç. Dr. Ülkü “Sanat tarihinin hiçbir döneminde sanatın işlevsellikten tamamen ayrıldığını söylemek mümkün değildir. Ancak işlevin biçimi ve önemi dönemlere göre değişiklik göstermiştir. Örneğin, Gotik Dönem’de katedraller, vitraylar ve detaylı heykellerle estetik ve sembolik anlatımı ön plana taşırken, işlevsellik ikinci planda kalmıştır. Rönesans’ta da benzer şekilde estetik uyum, oran ve perspektif öne çıkmış, işlev görece geri plana itilmiştir. Barok Dönem’de ise sanat, dramatik etki ve gösteriş aracılığıyla toplumsal ve dini güçleri temsil ederken işlev daha sembolik düzeydeydi. Özetle sanatın işlevi hiç kaybolmadı, yalnızca tarih boyunca işlevin biçimi, önemi ve toplumsal etkisi farklılık gösterdi.” şeklinde yanıtladı. Geçmiş dönem mimarlık anlayışı ve günümüz modern yapılaşmasını karşılaştıran Özkaya ise, “Yirmi yıl öncesine kadar Türkiye’de binalar işlevden çok estetik ve sanatla ön plana çıkıyordu. Osmanlı mimarisi gibi şehirlerin kendine özgü dokuları ve yapıları korunuyordu. Bugün ise yapılar tek tip hâle gelmeye, ekonomik rant öncelik kazanmaya ve renkler sıradanlaşmaya başladı. Bu durum, mimarlıkta estetikten, özgünlükten ve kültürel karakterden uzaklaştırıyor.” ifadelerini kullandı.

 

Şehir kimliğinde sanat

“Sanatın geri plana itilmesi kültürel hafızamızı ve şehir kimliğini nasıl etkiliyor?” sorusunu yönelttiğimiz Mimar Özkaya, her kültürün kendine özgü bir mimarlık üslubuna sahip olduğunu vurguladı: “Her kültürün kendine özgü, yerel bir mimarlık üslubu vardır. Bu üslup, bölgenin kültürü ve coğrafi koşullarıyla şekillenir. Modern mimarlık ise inovasyon ve teknolojiyle gelişen bir tasarım anlayışıdır. 19. yüzyıl ortalarında Sanayi Devrimi sonrası artan konut ihtiyaçlarına yanıt olarak ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda çağdaş, işlevsel ve minimal unsurların ön plana çıktığı bir yapı tasarım modeli benimsenmiştir. Modern mimari, geleneksel tasarım biçimlerini reddeden bir yöntemdir, elbette bunun birçok artısı ve eksisi bulunmaktadır. Ancak günümüzde büyük şehirlerde müteahhitlerin daha çok ekonomik kazanç odaklı olarak modern mimariye yönelmesi ve talebin bu yönde şekillenmesi, eski geleneksel mimari kimliğimizin giderek kaybolmasına yol açıyor.” Doç. Dr. Ülkü ise Özkaya’nın değerlendirmesini sanat tarihi perspektifinden yorumladı ve “Sanat bir toplumun kültürel hafızasının somutlaşmış hâlidir. Eserler, anıtlar, heykeller ve estetik tasarımlar, geçmişi ve toplumsal değerleri günümüze taşır. Sanat geri plana itildiğinde, bu hafıza ve kimlik kaybolmaya başlar. Şehirler sadece fonksiyonel mekânlardan ibaret hâle gelir ve toplumsal belleğin görünür izleri silinir. Sanatın yokluğu, hem tarihsel sürekliliği hem de şehirlerin kültürel ve estetik karakterini zayıflatır.” ifadelerini kullandı. Uzmanlar, sanatın geri plana itilmesinin yalnızca estetik bir kayıp olmadığını, aynı zamanda şehirlerin tarihsel ve kültürel kimliğini de tehdit ettiğini vurguluyor.

 

Modern ve çağdaş mimaride sanat ve  işlevsellik

İşlevsellik ve estetik arasındaki dengeyi değerlendiren Mimar Özkaya, “Tasarım süreci açısından mimarlık, resim, heykel veya müzik gibi sadece sanattan ibaret değildir. Aynı zamanda işlev ve teknolojiyi de içinde barındırır. Bunların birleşiminden ortaya çıkan yapı, gerçek mimarlık ürünüdür. İçinde sanatsal bir boyutu olmayan, yalnızca işlevi gözeten bir yapı ise mimarlık ürünü olarak kabul edilemez. Yapı tasarımında sanat ve işlev kusursuz bir dengede olmalı, bu dengeyi kurmak mimarın sorumluluğudur. Bu dengeyi sağlayan tasarımlar, gerçek anlamda başarılı bir mimarlık örneği ortaya çıkarır.” dedi. Doç. Dr. Ülkü ise mimaride sanat ve işlevsellik dengesini “Sanatın mimarideki görünürlüğü, yapının programına ve ölçeğine göre değişir. Büyük ve çok programlı mimarilerde  sanatsal vurgu dikkat çekerken, yalnızca temel bir ihtiyaç için kullanılan yapılar çoğu zaman sanatsal kaygılardan uzaktır. Örneğin, büyük şehir hastanelerinin görkemli giriş kapıları, Antik Yunan ve Roma sanatının işlevsellik anlayışından izler taşımaktadır. Mimarlıkta işlevselliğin ön plana çıktığı 1690-1780 dönemleridir. Bu dönemde demir ve çeliğin elde edilmesi gibi teknolojik gelişmeler, mimari tasarımda rasyonelliği ve işlevselliği belirleyici unsur haline getirmiştir. John Locke’a göre, mimaride işlevsellik öncelikli olmalı, fakat sanatsal boyut da mutlaka tasarıma katılmalıdır. Yani bir köprü inşa ediliyorsa, o yapı ‘sadece bir köprü’ olmamalı, aynı zamanda sanatsal bir nitelik de taşımalıdır. Bu denge arayışı, ülkemizde Cumhuriyet Dönemi’ne kadar sürdü. Cumhuriyet Dönemi mimarisiyle birlikte yapılar giderek soyutlandı ve mimari tasarım sanattan uzaklaşarak geleneksel estetikten kopuk bir çizgiye girdi.” ifadeleriyle açıkladı.

 

Tarih boyunca sanat ve işlevsellik arasında kurulan denge, kimi zaman estetikten yana, kimi zaman ise işlevsellikten yana ağır basarak değişime uğradı. Günümüz koşullarında sanatın geri plana itilmesi yalnızca estetik bir yoksunluk yaratmıyor, aynı zamanda şehirlerin hafızasını, kültürel kimliğini ve toplumsal belleğini de zedeliyor. Bugün yaşanan tartışmalar, sanatın gerçekten yok olup olmadığı sorusundan çok, nasıl bir dönüşüm geçirdiği sorusuna işaret ediyor. Yaşanan bu dönüşümü anlatan Doç. Dr. Osman Ülkü ve Mimar İremnaz Özkaya’ya katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

 

Haber: Sedanur Alkan 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00