Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


ÖLÜLERE SAYGI VE YAS: YUĞ TÖRENİ VE SAGU

24.03.2025
Kültür Sanat

 

İnsanoğlu tüm varlığı boyunca ölülerine saygı duymuş ve onları kendi kültürlerine uygun ritüellerle uğurlamışlardır. Ölülerin ardından hissedilen acılar kelimelere dökülerek şiirlere ve yaslara dönüşmüştür. Her dönemde farklı şekillerde uygulanmış olan törenler İslamiyet öncesi dönemde yuğ adı altında uygulanmaktadır.

 

Gelişen ve değişen çağların etkisiyle kültürler de değişmektedir. İnsan hayatının en önemli iki noktası olan doğum ve ölüm de dönemlere, kültürlere göre şekillenmektedir. Günümüzdeki cenaze törenleri ve törenlerin gereklilikleri İslami değerlere göre şekillenmiştir. Peki İslamiyet öncesinde bu törenler nasıl oluyordu, ne gibi faktörler değişti? Bu konu hakkında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Toksoy ile bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Yuğ törenleri

Günümüz cenaze törenleri, İslami bilgilerle şekillendirilmiştir ve İslami kurallara göre uygulanmaktadır. Türkler, tarihleri boyunca ölülerine büyük bir saygı ve özlem duymuşlardır. Yuğ törenleri, İslamiyet öncesi dönemde uygulanan cenaze törenleridir. Ahmet Toksoy, “Yuğ törenlerinin Hun Türkleri, Sagay Türkleri, Kırgız Türkleri ve diğer Türk boylarında da uygulandığı bilinmektedir. Yerin altına yan yana olacak şekilde iki ayrı oda kazılır. Birine ölü, diğerine ölünün eşyaları ters şekilde gömülür. Bunun sebebi ise diğer dünyanın bu dünyanın tam tersi olacağına olan inançtır. Ölü, diğer dünyada dirildiğinde eşyalarını düz bir şekilde kullanmaya devam edebilsin diye ters şekilde gömülür. Yuğ törenlerinde ölünün yakınları, üzüntüyle saçlarını keser ve ipek çarşaflara sardıkları ölülerine saçlarını hediye ederler. Buna en yakın örnek olarak üzerinde yaşadığımız Aydın’dan, Aydınoğulları Uğur Bey’in yaşadıklarını söyleyebiliriz. Uğur Bey babasının ve kardeşinin ölümü ile saçlarını kesmiş ve saçlarını hediye olarak mezara bırakmıştır.” ifadeleriyle yuğ törenlerinin nasıl düzenlendiğini açıkladı.

 

Yazın ölenler sonbaharda gömülür

Günümüzde ölen kişinin yıkanıp kefenlenmesi ve ölümünün sela ile duyurulması, cenaze töreninin özelliklerindendir. Yuğ töreninin özellikleri hakkında ise Toksoy, “Yuğ törenlerinde ölen kişinin sahip olduğu atın kuyruğu kesilir ve ölüyle beraber gömülür. Ölen kişinin çadırına bayrak asarak ölümü duyurulur. Ölünün yakınlarının kıyafetleri siyah ve ters şekilde giymeleri, atlara ters binmeleri, ters oturmaları da birer yuğ töreni alametidir. Buna örnek olarak, Candaroğulları Beyliği’nden (14. yüzyılda Kastamonu ve Sinop civarında kurulan bir Türk beyliği) Süleyman Paşa’nın annesinin töreni verilebilir. Süleyman Paşa, annesinin ölmesi ile törene başı açık ve yaya şekilde katılmıştır. Beyler ve saray görevlileri ise törene hem başlarını açarak hem de kaftanlarını siyah ve ters şekilde giyerek katılmışlardır. Kadı, hoca ve hatipler de ters giyiyorlar ama başlarını açmıyor, siyah sarıkla cenazeye katılıyorlar. Günümüzde olduğu gibi ölen kişiyi temiz şekilde yıkamak ve eşükle (örtü) sarmak yuğ törenlerinde de vardır. Ölen kişi kağan veya bey ise, törenden sonra at ve koyun etleri dağıtılır. Mezarlar hafif tümsek olacak şekilde kapatılır ve etrafı taşlar ile çevrilir. Doğu yönüne doğru sanduka (tabut) içinde ölüyü gömerler. Ölen kişi kağan ise, mezarının etrafına öldürdüğü kişi sayısı kadar balbal (kayadan yapılmış insan figürü) dikilir. Daha sonrasında kurganın etrafında at ile 7 kez dönülür ve yuğ töreni son bulur. Fakat ölen kişi hanedanlıktan veya kağan soyundan ise iç organları çıkarılarak gömülür. Ceset ise mumyalanır ve halka sergilenir. Bu durum Anadolu’ya geldikten sonra da devam etmiştir. Örneğin, Erzincan’da Sultan Mengücek Gazi’nin mumyası hâlâ bulunmaktadır. Yuğ töreninin bir özelliği daha vardır: Ölülerin defnedilmesi için kişi yazın öldüyse sonbahar mevsimi, kış mevsiminde öldüyse ilkbaharın gelmesi beklenir.” cümleleriyle, günümüzün cenaze törenleri ile yuğ törenlerini kıyaslayarak daha detaylı bilgiler verdi.

 

Sagu ve yas

Törenler ne şekilde yapılırsa yapılsın hissedilen acı aynıdır. Her gidenin ardında üzüntülü yakınlar kalır. Bu durumda üzüntünün ve özlemin açığa çıkması sözcüklere yansır. Günümüzde cenaze törenlerinde ve acıklı olaylarda yakılan ağıtlar ve yaslar geçmiş dönemlerde de karşımıza çıkmaktadır. Sagu adı verilen edebi sanat, yedili hece ölçüsü ile nazım şeklinde söylenmektedir. Sagu ve yas arasındaki farklılıklara da değinen Toksoy, “Türk halkı ölümü sakin karşılayan bir halk değildir. Ölünün cenazesinde dövünmeler ve ‘şivan’ adı verdiğimiz yakarışlarda bulunurlar. Bunlardan birisi de sagudur. Aynı zamanda Türkler yaşadıkları yeri bir bütün olarak ele alırlar. Çünkü, ‘Burada atalarım yaşadı.’ diye düşünerek ‘Bu su, bu coğrafya benim!’ gözüyle bakarlar. Dolayısıyla yaşamış büyüklerine, Türklüğe hizmet etmiş kahramanlarına ölümden sonra da büyük bir saygıyla veda ederler. Sagu, yuğ törenlerinde ölünün acısı ile söylenen bir dörtlüktür. Ölen kişinin kahramanlıklarını ve başarılarını konu alan bir yas biçimidir. Sagu, ilk olarak Kaşgarlı Mahmut’un ‘Divanü Lügati’t Türk’ adlı eserinde kaynaklara geçmiştir. Sagu yas ile aynı şeydir diyemeyiz. Çünkü yas, günlük bir acı içinde söylenebilirken sagu sadece kahramanlıklar üzerine söylenmiş bir ağıttır. Tüm halka mâl olmuş ve hayatını halkı için feda etmiş bir kişinin arkasından yakılan ağıtla normal bir kişi için söylenmiş ağıtı aynı kefede tutamayız.” şeklinde konuştu ve sözlerini noktaladı.

 

Türkler, tarihleri boyunca ölümleri ve törenleri büyük bir önemle ve acıyla karşılamışlardır. Sadece değişen ve gelişen dönemlere göre şekillenmiş ve farklılık göstermiştir. Eskide kalsa da tarihimizle ilgili bize önemli detaylar sunan bu konular, zaman içinde kaybolmamış, sadece şekillenmiştir. Bu konu hakkındaki bilgilerini bize aktaran Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ve Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ahmet Toksoy’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

Haber: Sıdıka Akcan

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

HAMAMÖNÜ EVLERİ

Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...

DÜNDEN BUGÜNE: URLA SANAT SOKAĞI

  Asıl adı Zafer Caddesi olan sokak, 2010 yılından sonra bir ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00