Ülkemizde farklı bölgelerden, farklı etnik kökenlerden onlarca şair ve yazar çıkmıştır. Ülkemizdeki farklılıkları edebi dil ile yazarak sanata dönüştüren bu fikir insanlarımız, ülkemizi farklı mecralarda tanıtmış ve gururla temsil etmişlerdir. Orhan Pamuk’tan Yaşar Kemal’e, Nazım Hikmet’ten Ahmet Arif’e kadar birçok yazar ve şair ülkemizi temsil etmiş, çeşitli başarılarla gururlandırmışlardır. Bu bağlamda yazdıklarıyla daha önce ödüller almış, hem ülkemizin çeşitli illerinde hem de Aydın’da onlarca imza günü, şiir geceleri düzenleyen ve tiyatro oyunları sergileyen bir edebiyat insanı ile görüştük.
İnsanın gönlüne dokunan, güldürürken düşündüren bir anlatım dili ile şiirler, kitaplar kaleme alan, edebiyattan sanata birçok alana önemli katkıları olan öğretmen, yazar, şair, oyuncu ve köşe yazarı Murat Bozkurt ile görüştük. Kendisiyle edebiyatın geçmişten günümüze dönüşümünü, teknolojinin okuyucu üzerindeki etkisini ve çok daha fazlasını konuştuk. Bugüne kadar yayınlanan eserleri ve kurucusu olduğu “Bi Sanat” hareketi hakkında detaylı bilgi alıp keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?
Ben Murat Bozkurt, edebiyat öğretmeniyim. “Bi Sanat” hareketinin kurucularındanım. Yıllarca yayıncılık yaptım ve tiyatro oyunları sahneledim. Tiyatro oyunculuğu ve yönetmenliği yapmaktayım. Ayrıca sinema oyunculuğu ve yönetmenliği de yapıyorum. Kısacası “Bi Sanat” hareketinin gönül verdiği sanat, edebiyat, kültür alanında emek harcayan, farkındalık yaratmaya çalışan ve öncelikle kendime nefes alanları oluşturan bir edebiyat emekçisiyim. Sonra da kendi etrafımdaki dostlara, arkadaşlara, nefes alabilecek alanlar üretmeye çalışan biriyim.
Yazarken ortaya ilk çıkan şey genelde bir kelime mi olur? Bir duygu mu olur yoksa bir sahne mi olur sizin için?
Benim için genelde şöyle, ben böcek ağaç edebiyatına çok inanmadığım için biraz daha toplumcu bir tarzı benimsiyorum. Bu yüzden de sanırım yaşanmışlıklar ve duygular daha önemli oluyor. Toplumsal olaylar ve bunların topluma yansıması ile ilgileniyorum. Bu yansımaların içerisinde bazen kelimeler de çok güçlü çıkabiliyor. O kelimelere de ben avcılık ediyorum. O kelimelerin izini sürüyorum. O izleri sürerken de yeni şeyler ortaya çıkabiliyor.
Sizi yazmaya iten ilk kitap ya da yazar kimdi?
Beni yazmaya ilk iten eser klasik bir hikayedir, hep anlatırım. Batman'da okuyordum. Ortaokuldaydım sanırım bir kız arkadaşım vardı. Çok hoşlanıyordum. İlk önce ona karşı bütün cesaretimi toplayıp şiir yazmıştım. İlk başta gidip kıza ondan hoşlandığımı söyledim. O da bana “gerizekalı” mısın sen demişti. Sonra şöyle bir şiir yazmıştım ona. “Gökyüzünde bulutlar yeryüzünde ellerin ve gözlerin seviyorum seni gerizekalı.” diye bir şiir yazmıştım. Onu okumuştum. Sonra o da gülümseyip sen harbiden gerizekalısın demişti. Ama “Ben de seni seviyorum.” dedi sonra. Şiirin o karşı tarafı veya insanı büyüleme sanatı… Aslında ilk başladığımız yer orası diyebilirim. Batmanlı olarak kitap okuma noktasında iyi başlamıştım. Okuma yazmayı söker sökmez okumaya başlamıştım ama ilk okuduğum kitapları şu anda hatırlamıyorum. Bu soruya genellikle Dostoyevski, Tolstoy cevapları verilir. Bir Batmanlının klasik okuyacağı kitap “Nurdağı’ndaki Çocuk”dur. Afganistan milli mücadelesini anlatan kitaplar okumuştum. Bir halkın mücadelesi gerçekten beni etkilemişti. Oradan gelen bir gelenekle de hâlâ yazmaya ve üretmeye devam ediyorum. Hâlâ da o dönem okuduğum kitapların izleri üzerimde.
Yazdığınız kitapların ortak noktaları nelerdir?
Senaryosunu yazdığım tiyatro oyunlarında, kaleme aldığım kitaplarda aslında ortak bir mesaj vardır. Barış ve insanca, adilce bir yaşam çizgisi. Bunlardan taviz vermiyorum. Bunlar kırmızı çizgim, bunun karşısında olabilecek her gücü de karşıma alıyorum. Tek mesajım barış ve adil bir yaşam. En son yazdığım “Seni sevmeyi bir dilin insafına bırakmayacağım” isimli yazımda da benim için önemli olan bütün değerler mevcut.
Günümüz edebiyatında sizi en çok heyecanlandıran şey ve yoran şey nedir?
Modern edebiyatı aslında çok sevmiyorum. Çok haz etmediğim bir edebiyat türü. Çünkü postmodern veya neo postmodern edebiyat dediğimiz alan biraz daha anlaşılmamak üzerine. Yani insanı anlamayan insanın duygularına dokunamayan, gözyaşlarına dokunamayan tarzda. Örneğin Orhan Veli diyor ya; “Ağlasam gözyaşlarıma dokunabilir misiniz mısralarımda?”. Aslında biz dokunuyoruz orada. Bu beni heyecanlandırıyor. Ama yeni edebiyatta böyle bir ete kemiğe bürünen bir şey yok gibi. Yani insanın duygusuna dokunmaz, insana bir şeyler anlatıyor gibi ama hep mış- miş, muş-müş. O yüzden de modern edebiyat beni heyecanlandırmıyor. Ama tabi modern edebiyatta çok güçlü kadın kalemlerin olması güzel bir gelişme. İnsanın modern anlamda yeniden kendini keşfetmesi, yeniden farkındalık yaratması harika. Beni yoran; şu sürekli kendini yenilemeyen, kendini geliştirmeyen, yoz ve tekçi bir anlayışla kitaplar yazanlardır. Örneğin bugün modern anlamda vegan edebiyatını, vegan hareketini anlatan bir edebiyat anlayışı önemlidir. Farklılıklara kapalı bir edebiyat anlayışı insanı gerçekten çok yoruyor.
Öğretmen Murat Bozkurt'la yazar Murat Bozkurt arasında çatışma yaşanan anlar oluyor mu?
Öğretmen Murat Bozkurt ile sanatçı Murat Bozkurt çatışmıyor. Yazdıklarımın toplumdaki hedefi ve istikameti popüler olmak; ün veya para kazanmak değil. Bir kişiye de olsa ulaşabilmek bir kişiye dokunabilmektir ve bu felsefe okulda öğretmenlik yaparken de var. Sonuçta yazar ve edebiyatçı olmak, birbiriyle bağlantılı şeyler bu iki temel felsefeden dolayı da çok fazla zorluk yaşamıyorum. Sorun yaşamıyorum.
Öğretmenlik yazarlığınızı besleyen bir alan mı yoksa zaman zaman onu zorlayan bir sorumluluk mu?
Öğretmenlik zaman zaman zorluyor. Çünkü öğretmenlik zaman zaman geriletiyor. Şöyle geriletiyor: Uluslararası olsun veya ulusal olsun Tüyap kitap fuarları oluyor, imza günleri, söyleşiler oluyor biz çoğu zaman gidemiyoruz, geri kalıyoruz. Bazen esprisine anlatırım, sahnelerde profesyonel anlamda şiir okuyorum, bir akşam önce sahne almışım, herkes ayakta alkışlamış. Ertesi gün okula gidiyorum. Okuldaki bir öğretmen arkadaşım benim için “hocamızı eleştiriyorum” dediğinde kendi kendime; dün ne yaşadın, dün neredeydin, bugün neredesin diyorum. Bazen bu tarz tuhaf veya ironik yaklaşımlar; bakış açıları da olabiliyor. Öğretmenlik genelde beslemiyor. Ama şu açıdan besliyor olabilir: Edebiyat öğretmeni olduğum için alanımla ilgili çok kitap okumuş olmam gerektiği için çok okuyorum. Bu anlamda öğretmenlik mesleğinin katkısı oluyor. Edebiyat geleneğinden gelen her görüşten insanın kitaplarını okumam, hem yazarken hem de okurken bana çok katkı sağlıyor.
Bugüne kadar sizi en çok düşündüren ve dönüştüren şey bir kitap mıydı? Bir insan mıydı, bir kayıp mıydı?
Bir insan olarak, sevdiğim kadın beni çok dönüştürdü. Bir kayıp değil, ülkece yaşadığımız kayıplar beni çok etkiledi. Bir kitap olarak da beni Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” kitabı ve kitapta yer alan Raskolnikov karakteri beni etkilemişti. Onun fakirliği ve fakir olmasına rağmen onurlu durmaya çalışması çok etkileyiciydi. Ev sahibinin sürekli doymayan bir hırsı vardı. Sonrasında kadını öldürüyordu. Daha sonra ikinci cinayeti işliyordu. Oradaki olay örgüsü beni çok etkiledi. Biz neden Raskolnikov’u tutuyoruz, destekliyoruz, cinayet işliyor. Aslında kötü bir adam, çünkü cinayet işleyen biri kötü bir insandır. Burada biz katili destekliyoruz ve sürekli yargı önünde, insanlığın önünde aman aklansın, aman kötü birisi değildir deniyordu. Bu hikaye beni çok etkilemişti. Bir başka çok etkilendiğim Franz Kafka’nın kaleme aldığı “Dönüşüm” isimli öykü kitabındaki “Gregor Samsa” karakteri. Gregor Samsa'nın bir sabah uyanıp kendini dev bir böceğe dönüşmüş görmesi muazzamdı. Kardeşine diyor ki insanlar beni hiç görmüyorlar. Kardeşi de ona aslında insanlar seni daha önce de hiç görmüyorlardı diyor. Bu iki kitabın olay örgüsü beni en çok etkileyenlerdendir. Film olarak da Yılmaz Güney'in “Duvar” ve “Yol” filmi beni çok etkilemişti. Tabi ki müzik de etkileyebiliyor. Genel olarak bu saydıklarım benim dönüşümümde önemli rol oynamışlardır.
Sizce iyi bir yazar olmadan önce iyi bir okur mu olmak gerekiyor?
Geçtiğimiz günlerde yaptığım görüşmede Milli Eğitim Müdürü’ne söylemiştim. “Hocam iyi bir Milli Eğitim Müdürü olmayabilirsiniz, iyi bir öğretmen olmayabilirsiniz, iyi bir yazar olmayabilirsiniz, iyi bir mühendis olmayabilirsiniz ama iyi bir insan olmak zorundasınız.” demiştim. Her şeyden önce iyi bir insan olmak zorundayız. Yazarlık ve okurluk çerçevesinden baktığım zaman da bence iyi bir okur olmak daha güzeldir. Ben iyi bir okur olmayı seviyorum. Eleştiri ve tenkit üzerine bir kitap okumak bana daha çok haz veriyor. Yazma konusunda da herhalde Sait Faik Abasıyanık gibi düşünüyorum. “Yazmasaydım delirirdim ve yazmasaydım ölürdüm.” diyor Sait Faik. Yazmanın herhalde böyle bir boyutu var. Yazmak muhteşem bir şey. Bilincimizi, ruhumuzu, beynimizi, yüreğimizi doyuruyor ve dolduruyor. Hatta biz bunu iyi bir organizmaya benzetiyoruz. Ruh ve bedenin bütünleşmesi. Yazmanın bu bütünleşme boyutu çok güzel.
Kitap okuma oranlarının günümüzde hiç olmadığı kadar düştüğü konuşuluyor. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Dünya açısından değerlendirmek lazım. Bir de ülkemiz, coğrafyamız açısından değerlendirmek lazım. Bizim coğrafya bakımından değerlendirdiğimizde coğrafya zaten sıkıntılı bir coğrafya, doğduğun yaşadığın yer kaderindir denir. Sen hiçbir şey bilmeden her şeyi bildiğini zannediyorsun ama aslında cahilliğin dibini yaşıyorsun. Cahilsin ve cahil olmana rağmen her şeyi bildiğini zannediyorsun. Her şeyi bildiğini zannettiğin durumda da kitap okumana gerek kalmıyor. Kitap bana ne katacak diyor insanlar. Benim hayatım bir kitap, benim hayatım bir roman, benim hayatım tiyatro denildiğinde; bunları diyenler tiyatro izlemiyor, kitap okumuyor, yazmıyor. Bu durumu besleyen alt kaynaklar var. Egoizm besliyor, cehalet besliyor. Bireyin kendinin farkında olmaması besliyor ama en farklı noktası da şu, bana enteresan geliyor: Türkiye, dünyada en az kitap okuyan ülkelerden birisi. Fakat ilginçtir herkes kitap okuduğunu zannediyor. İddia ediyorum, çoğu edebiyat öğretmeni de dahil birçok kimse hayatında iki kitap okumamıştır. Sorduğun zaman yüzlerce kitap okumuşum der. Her kitap hakkında biraz fikri vardır. Okumasa bile okuduğunu sadece zannediyor. Toplumun coğrafi algoritması böyle. Kitap okumayan bir toplumuz. Kitap okumadığımız için yazmayan da bir toplumuz. Dünyada gelişmişlik seviyesini gösteren şey kitap okuma veya binaların çokluğu, arabaların lüks olması, paraların çok olması değildir. Peki bir toplumun gelişmişliğini ne gösterir? Bir toplumun gelişmişliğini, deneme yazarının, makale yazarının veya bilimsel araştırma yazarlarının çok olması gösterir. Örneğin Japonya'da bir insan en kötü ihtimalle ayda yılda bir tane makale yazarken biz maalesef bu alanda kötü durumdayız. Genelimiz ömründe bir tane bile yazmıyor. Bu kadar büyük fark var. Kime sorsan kitap okuyor, film izliyor, müzik dinliyor. Sanal medyaya baktığımız zaman herkes bir Spinoza gibi ama gerçek yaşamına bakıyorsun, hiç alakası yok.
Yazmak isteyen ama cesaret edemeyen gençlere söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Yazmak isteyen gençlere şunu söyleyebiliriz: Korkmayın, bir kere hayatın en önemli iz düşümlerinden birisi korkmayla başlıyor. Korkmayacaksın, yazarken de korkmayacaksın. Duygularını, düşüncelerini özgürce ifade edeceksin. Özgürce, istediğin gibi ifade etmediğin zaman bir yere varamıyorsun. İkincisi de bol bol yazın. Sosyal medyaya ayırdığınız vakti okumaya ve yazmaya ayırın. Ancak bu şekilde iyi bir gelişim ve dönüşüm sergileyebilirsiniz. En güzeli yazmaktır, en değerlisi yazmaktır. Yazmak sizi gerçekten bir noktaya götürür. A noktasından B noktasına götürür. Yazı gerçekten dünyanın her yerine götürür sizi. Okumak da aynı şekilde sizi başka dünyalara götürür. 100 kitap okuduğunuz zaman, 100 tane hayat yaşamış olursunuz. Ne kadar çok okursak o kadar çok yaşarız. Ne kadar çok yazarsak o kadar çok dokunabiliriz. O yüzden yazmak ve okumaktan kesinlikle vazgeçmeyelim.
Öğretmen, şair, yazar ve fikir insanı Murat Bozkurt’a bu keyifli röportaja değerli vaktini ayırdığı için teşekkür ediyoruz.
Haber: Baran Çelik
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...