Aydın’ın kadim meyvesi inciri, mutfaktaki bir iddiayla küresel anlamda arzu nesnesine dönüştüren Nuri Ağaççı, “Her şeyini kaybet ama itibarını kaybetme!” diyerek genç girişimcilere kendi hayat hikayesi üzerinden altın değerinde bir yol haritası sundu.
Aydın Organize Sanayi Bölgesi’nin (OSB) metalik ve endüstriyel havası içinde geleneksel bir meyvenin, modern bir mühendislikle yeniden tanımlandığı bir noktadayız: Yingari (Balca Gıda) İşletmesi. Aydın’ın Köşk ilçesinde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak hayata atılan Nuri Ağaççı’nın serüveni, geleneksel tarımın endüstriyel vizyonla buluşma hikâyesi konumunda. 17 yaşında eğitimini yarıda bırakıp toprağa dönen, ardından marketçilikten plastik üretimine kadar pek çok farklı sektörde tecrübe kazanan Ağaççı, “Yingari” markasıyla inciri küresel bir marka haline getirmiş durumda. Başarıyı sadece maddi kazanç ile değil disiplin ve dürüstlükle inşa edilen bir “itibar” olarak tanımlayan Ağaççı, Almanya’da “2 santimlik” bir hatanın nasıl büyük bir tecrübeye dönüştüğünü ve yerelliğin dijital çağda nasıl bir avantaja evrildiğini anlattı. Girişimciliği, “sabır ve zaman denklemi” olarak gören Ağaççı, iş dünyasında ayakta kalmanın ve iz bırakmanın pratik yollarını kendi hayat hikayesi üzerinden anlattı.
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1960 Köşk doğumlu, çiftçi bir ailenin çocuğu Nuri Ağaççı. 1977 yılında okulu bırakmak zorunda kaldım. Sanat okulunda okuyordum. Çiftçi bir ailenin çocuğu olduğum için 7 yaşından sonra babamla tarlada, bahçede çalışmaya başladım. 17 yaşında annem vefat ettikten sonra babamla 25 yaşına kadar çiftçilik yaptım ama sağlığım el vermeyince çiftçiliği bırakıp ticarete atıldım. Köşk’e ilk süpermarketi açtım. Toprak anayı orada daha iyi tanıdım; ona bir tane veriyorsun, sana binlerce tane veriyor. Ama ticarette insanoğluna bin tane veriyorsun, bir tanesini geri alamıyorsun. Bu tecrübelerle imalatçı ruhumu birleştirerek bugünlere geldim.
İncirli çikolata bir ihtiyaç değildi. Siz onu bir arzu nesnesi haline getirdiniz. Genç bir girişimci sunduğu hizmetin vazgeçilmez olmasını nasıl sağlar?
Bir insan girişimci olmak istiyorsa önce o işi sevmesi lazım. Kendisine, “Ben bu işi başarabilirim.” diyebilmeli. “Olmayacak, başaramayacağım.” dersen her zaman kaybedersin. Sabır, irade ve dik duruş çok önemli. “Burada ben bir hata yaptım; ben bu hatayı gördüm, bir dahakine bu hatayı yapmayacağım” diyeceksin. O hatayı bir adımda atacaksın. Merdivenler basamak basamaktır. Hataya bir basamak olarak bakalım; eğer çok hata yaparsan çok basamaklı bir merdivenin olur ama az hata yaparsan, daha dikkatli olursan, fizibiliteni yaparsan ve daha objektif düşünüp işi kafanda çözersen bu işi gerçekleştirirsin. Fikir alacaksın, araştıracaksın, inanacaksın ve sonuçta başaracaksın.
Kariyerinizin başında “bu iş olmaz” diyenleri nasıl susturdunuz? Özgüven ile inatçılık arasındaki o ince çizgiyi nasıl yönettiniz?
İnatçılık her zaman kaybettirir, inat etmeyeceksin. İnat doğru bir davranış şekli değil. İnatçılık, “Evet, ben bu işi yapacağım; kırılsa da yıkılsa da yapacağım” demektir. “Hayır, ben bu işi sadece yapmayacağım, doğrusunu öğrenerek yapacağım”demek ise azimdir. Azmedersen ve kalben inanırsan yapamayacağın, başaramayacağın hiçbir şey yoktur. Bunun içerisine zamanı koyacaksın, zaman ekleyeceksin. “Ben bu işi istiyorum, azmediyorum ama hemen olmalı” demek yanlış. Hayır efendim, kusura bakma! Zaman olmadan bu iş de olmaz. Bu denklemi iyi kuruyor olabilmen lazım. Nasıl matematikte formüller varsa bu da yaşamın ve başarmanın bir formülü. İnsanın en iyi ilacı zamandır.
Bir genç kendi kişisel markasını veya işini pazarlarken hikâye anlatıcılığını nasıl kullanmalı?
Hikâyeyi uydurmayacaksın, yaşadığını anlatacaksın. Yingari’nin oluşumu, kestane torbası dikerken eşimle mutfakta girdiğimiz bir iddiayla başladı. Eskişehir’de ikram edilen bir tatlıdan etkilenmiştim. Eve dönünce hanım bugün “İncir Rüyası” dediğimiz ürünü önüme koydu. Tadına baktığımda, “Ben yaparsam böylesini yaparım, taklit etmem!” dedi. O laf bana kırbaç gibi geldi ve “Ok yaydan çıktı, bunu dünyaya tanıtacağım!” dedim. Özgünlük esastır. Başlarda başkasının markasından alıntı yapmaya çalıştım ama hata ettiğimi anladım. Bir marka zamanla nam salar ama arkasında durmalısın. Sen markayı sırtında taşırsın, itersin, çekersin; bir zaman sonra o seni taşımaya başlar. Gençlerdeki “hemen zengin olalım” düşüncesi yanlış. 5 basamağı birden çıkamazsın, tepetaklak olursun. Sabır ve zaman: İnsanın en iyi ilacı budur.
“Başarmak için mutlaka büyük şehre veya yurt dışına gitmelisiniz” diyen genel kanıya karşı ne söylersiniz? Bulunduğumuz yer bir engel mi?
Fırsatları insan kendi yaratır. Bulunduğun yer engel değil. Bence daha büyük avantaj çünkü internet denilen bir olay var. Şimdi insanlar kendilerini reklam ediyorlar. İnfluencer olmak için şehre gitmenin alemi yok. Adam hayvan güderken de video çekiyor yolda yürürken de ağacın başında da... Şu anda yer önemli değil ama benim zamanımda dar imkanlarla bir şeyler yapıyorduk. Şimdi öyle değil. Almanya'dan, Amerika’dan, Avustralya'dan internet sayesinde ürün alabiliyorsun. Araştıracaksın. Bir imalat, bir iş yapacağım; makine lazım, aparat lazım, bir kalem lazım, bir defter lazım... Hepsine internet sayesinde ulaşabiliyorsun. Bizim zamanımızda öyle şeyler yoktu. Ziya Paşa’nın dediği gibi: “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Ben istiyorsam burada da bu işi yaparım. Bak, biz Köşk’ten geldik buraya. Başarılı olmak için çaba, direnç ve ayakta durma azmi gösterdik. Başarmak için bir yere gitmen gerekmiyor. Bence bilinçli olman, araştırman, dimdik durman ve mücadele etmen gerekiyor.
Genç bir profesyonel kopyalandığında motivasyonunu nasıl korur ve nasıl taklit edilemez kalır?
Taklit kaçınılmazdır. Biz 1 liraya satıyorsak onlar 50 kuruşa satıyor. Bizim ürünü yiyip de oradan bir kere alan bir daha almıyor; çünkü aynı kalite yok. Biz bu işi severek yapıyoruz. İnsanların mutluluğu bize haz veriyor. Çok mutlu oluyoruz ve bizi motive ediyor. Çünkü iyilik iyidir. İyilik yapacaksın; ama karıncaya, ama çiçeğe, ama insana... Gençlerin önünde çok güzel bir hayat var. Bunu çok iyi değerlendireceksiniz. Kendinizi dinleyeceksiniz, tembel olmayacaksınız; azimli olacaksınız. Herkesin bir kapasitesi var. Başaramamak için hiçbir sebep yok.
Başarıda şansın ve disiplinin payı nedir? Taviz vermediğiniz prensibiniz nedir?
İş, zamanında iş olmalıdır. Şansı insanın kendi yaratıyor. Düzgün güzel şeyler yaparsan o senin şansın oluyor. Bunun için de zaman gerekiyor. Prensipsiz olmaz. Ben çok prensipli bir insanım. Kafama koyduğum şeyi yaparım. Ben Almanların çalışma disiplinini çok önemsiyorum ve benimsiyorum. O yüzden başarılı olmuşlar. Alman halkı, savaştan çıktıktan sonra memleketi ayağa kaldırmak için gerekirse günde iki saat daha bedavaya çalışmış. Memleket böyle kurtarılır, böyle kalkındırılır. Bu yüzden disiplin önemli. Disiplin kaliteyi getirir, seni çok ilerilere taşır.
Kariyerinizde yaptığınız en öğretici hata neydi?
Almanya’ya götürdüğüm o 2 santim kısa gelen montlar kariyerimde yaptığım en öğretici hataydı. Ben plastik işini de fizibilite yapmadan boşluk var diye girdim. Fakat imalat süreci nasıl olur, bu işi nasıl pazarlarsın kısmını araştırmadığım için bu şekilde geçirdiğim 7 yılı yok sayıyorum. Bu 7 yıl beni çok pişman etti. Keşke yaşamasaydım. Çok zor durumlara düştüm. İki işi birden yürütemedim. Çalışanlardan bir tanesi abdestli geziyordu, meğerse adam hırsızlık yapıyormuş. Pişmanlık yaşamamak için her zaman işin başında olacaksın. Ben orada işimin başında durmadım ve de fizibilite yapmadığım için zor duruma düştüm, borçlandım. Malımı satıp borcumu ödedim. O benim için pişmanlıktı ama akıllandırdı. Şu anda başarılıysam o yaptığım hatalar sayesindedir.
Sizin için başarı tanımı yıllar içinde nasıl değişti? Maddi kazanç mı, itibar mı yoksa iz bırakmak mı?
Bence itibarla iz bırakmak aynı şeyler. Tabii itibar çok önemli. Her şeyini kaybet ama itibarını kaybetme. Para el kiridir; bugün var, yarın yok. Ama maalesef şu anda insanlar sadece paraya değer veriyor. Ben para peşinde değil kalite peşinde koşturuyorum. Benim için önemli olan o izi bırakmak... Ben öldükten sonra arkamdan şunu söyleyeceklerine inanıyorum: “Nuri Ağaçcı varlıklı adamdı, malı vardı mülkü vardı, yemeden öldü.” Ben ihtiyacım kadarını yiyorum, fazlasını artırıyorum veya koruyorum. Çünkü ben bir gelecek bırakmak istiyorum. Benim 3 tane torunum var ve onların geleceğini sağlamakla mükellefim. Ben oğluma bütün bunları bırakıp torunlarıma fayda sağlamak istiyorum. Ama burada şunu da yapıyorum: İnsanlar Nuri Ağaçcı’yı “zengin çocuğu” olarak değil “iyi bir insan” olarak tanıyorlar; ben öyle biliyorum. Çünkü ben kötüyü sevmeyen bir insanım.
Bugünkü tecrübenizle 20 yaşındaki Nuri Ağaççı’nın yanına gitseniz kulağına küpe olması için söyleyeceğiniz tek cümle ne olurdu?
“Sevdiğin işi yap, emanet edilen işi yapma Nuri!” derdim. Ticarette alıp satmayı hiç sevmedim, benim ruhum icat etmek üzerine. Ama o günlerde hayatımı idame ettirmek zorundaydım, başka seçeneğim yoktu. Haliyle sabredemedim, kendime zaman tanımadım. Şimdiki aklım olsa daha çok sabreder, hayalimdeki o zincir marketleri kurmak için azmederdim.
Nuri Ağaççı’nın hikâyesi sadece bir ürünün modernizasyonu değil köklere sadık kalarak küresel düşünmenin somut bir örneğidir. “2 santimlik” hatalardan ders çıkaran, mutfaktaki bir iddiayı dünya raflarına taşıyan ve markasını yıllarca sırtında taşıyarak bugünlere getiren Ağaççı için gerçek başarı, rakamların ötesinde bir yerdedir. Onun serüveni, bugünün genç girişimcilerine başarının ‘hemen’ değil; sabır, disiplin ve sarsılmaz bir itibar üzerine inşa edildiğini hatırlatmaktadır. Son tahlilde Yingari, sadece çikolatalı bir incir değil dürüstlüğün, araştırmanın ve toprağa duyulan aşkın tescilli bir imzasıdır. Değerli vaktini ayırarak tecrübelerini, hatalarını ve hayat hikayesini tüm samimiyetiyle anlatan Sayın Nuri Ağaççı’ya en içten teşekkürlerimi sunarım.
Haber: Büşra Oflaz
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...