Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


MEKANLARIN DİLİ

17.05.2026
Dosya

 

Kafe ve restoran isimlerinden mağaza tabelalarına, menülerden vitrin yazılarına kadar pek çok alanda yabancı dil kullanımı giderek yaygınlaşıyor; bu değişim, Türkçenin gündelik hayattaki yerini yeniden düşündürüyor.

 

Günlük yaşamda pek çok kişinin uğrak noktası olan kafe, restoran ve mağaza tabelalarında yabancı isimlerin artık daha sık tercih edildiği görülüyor. Bu durum yalnızca işletme adlarıyla sınırlı kalmayıp; menü içeriklerinden kampanya duyurularına, “self-service” gibi hizmet ifadelerine kadar günlük yaşamın birçok alanına yansıyor. Sıkça karşılaşılan bu yabancı terimler, Türkçenin kamusal alandaki görünürlüğünü azaltıyor. Konunun bilimsel ve toplumsal boyutlarını incelemek adına; dil bilgisi ve dil bilim üzerine çalışmalar yürüten ve dersler veren Sakarya Üniversitesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümünde Öğretim Üyesi olan, 2011-2015 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi TÖMER’in Kurucu Müdürlüğünü yapan Prof. Dr. Mustafa Altun ile Türkçenin gündelik kullanımında yaşanan dönüşüm ve dildeki yabancılaşmanın kültürel etkileri üzerine röportaj gerçekleştirdik. Ardından, kafe işletmecisi Şef  Hilmi Burak Deniz ve farklı bir kafede müdür olarak görev yapan İsra Toksöz ile görüşerek işletme isimleri ve menü içeriklerinde yabancı dil kullanımının neden tercih edildiğini sorduk. Kafe kültürünün en yoğun kullanıcılarından olan gençlere de mikrofon uzatarak konu hakkındaki düşüncelerini aldık. Marziye Ak ve Dilara Cura ise hizmet aldıkları işletmelerdeki dil kullanımına ilişkin görüşlerini paylaştı.

 

Geçmişten günümüze süregelen dil etkisi

İşletmelerde, başta İngilizce olmak üzere yabancı dil kullanımının artış nedenleri ve tarihi ile ilgili Mustafa Altun şunları söyledi: “Türklerin yazılı olarak takip edilebilen tarihine baktığımızda, zaman zaman yabancı dillerin etkisinde kaldıkları görülür. Bu durum, Türklerin farklı dinler ve kültürlerle kurduğu temasların bir sonucudur. Budizm, Maniheizm ve özellikle İslamiyet’in etkisiyle yabancı kavramlar dile girmiş olsa da Türkçe birçok kavrama kendi karşılığını üretmeye çalışmıştır. Örneğin Arapça ‘resul’ ve Farsça ‘peygamber’ yerine ‘yalvaç’ kelimesi kullanılmıştır. Ancak özellikle edebiyatta Farsçanın, bilim alanında ise Arapçanın Türkçe üzerinde yoğun bir etkisi olmuştur. Bugün de benzer bir süreci yaşıyoruz. III. Selim döneminden itibaren Fransızcanın etkisi görülmüş, 1950’lerden sonra ise ABD’nin siyasal, ekonomik ve kültürel etkisiyle İngilizce hem dünyada hem Türkiye’de daha görünür hale gelmiştir. Bilimsel çalışmalarda “katil dil” diye nitelenen İngilizce, girdiği her ülkede o toplumun kültürel direncine göre farklı etkiler göstermiştir. Günümüzde pek çok İngilizce kelime gündelik yaşamın bir parçası durumunda. Yabancı dil eğitiminin anaokuluna kadar inmesi, bazı okullarda derslerin İngilizce verilmesi ve üniversitelerde İngilizce programların bulunması, bu etkinin gündelik yaşama da yansımasına neden oluyor. Bu nedenle kafe, restoran ve mağaza isimlerinde İngilizce kullanımının artması şaşırtıcı değil. Hatta yabancı turistin neredeyse hiç bulunmadığı ilçelerde bile İngilizce iş yeri isimleri tercih ediliyor.” 

 

Ticari kaygılar dil tercihlerini değiştiriyor

Menü içeriklerinde yabancı dil kullanımının bir tercih mi yoksa küresel ölçekte yer edinebilmenin bir gerekliliği mi olduğunu hem işletme sahiplerine hem de konunun uzmanı Mustafa Altun’a sorduk. İşletme sahibi Hilmi Burak Deniz, soruyu şöyle yanıtladı: “İşletmemin adının İngilizce olması global bir imajdan ziyade bana daha eksik hissettiriyor. Önceden yabancı tabelalardan rahatsızlık duyan biriydim ancak popüler kültüre uyum sağlamak gerektiğini düşündüğüm için bu tercihi yapmak zorunda kaldım. Müşteri beklentilerinin de bu yönde olduğunu, yabancı terimlerin satın alma davranışlarını olumlu yönde etkilediğini düşünüyor ve gözlemliyorum. Bunun arkasında bir miktar Batı özentiliğinin de bulunduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca turizmin yoğun olduğu bir bölgede olmamız ve görsel estetik kaygılar da bu tercihte etkili oldu. Aynı işletmeyi turizmin yoğun olmadığı bir şehirde açacak olsam ismini kesinlikle Türkçe koyardım. Önümüzdeki sezon işletme ismimi Türkçeye çevirme fikrini de değerlendiriyorum.” Müdür İsra Toksöz de soruyu benzer şekilde yanıtladı: “Bu kafe, isim hakkı franchising alınarak açıldığı için ismi İngilizce olarak kullanılmaktadır. Dolayısıyla personeller olarak bizler de pek memnun olmasak da bu durum işletmenin kendi tercihinden ziyade markanın belirlediği bir sistemden kaynaklanıyor. Bir vatandaş olarak ben de Türkiye’de birçok marka ve işletme isminde Türkçe yerine yabancı kelimelerin kullanılmasını doğru bulmuyorum. Ancak bazı kavramlar artık kalıplaşmış durumda. Turizm bölgesinde faaliyet göstermemizin de bu alışkanlık üzerinde etkili olduğunu düşünüyorum. Müşteri kitlesi de zamanla bu kullanımlara alışmış durumda. Hatta bazı müşterilerin beklentisi de bu yönde olabiliyor. Öte yandan zaman zaman ‘Türkiye’de yaşıyoruz, neden yabancı isimler kullanıyorsunuz?’ diyerek tepki gösteren müşterilerimiz de oluyor. Bazı yabancı terimleri müşterilere açıklamak zorunda kaldığımız durumlarla da karşılaşıyoruz. Herkesin İngilizce bilmek zorunda olmadığını düşündüğümüz için bu konuda müşterilere hak veriyoruz. Ben kendi adıma bir işletme açacak olsaydım, hem işletme isminde hem de menü içeriklerinde Türkçe kullanmayı tercih ederdim.” Prof. Altun ise konuya uzman gözüyle yaklaştı: “Menülerde yabancı sözcüklerin kullanılmasını ticari bir tercih olarak değerlendirebiliriz. Ancak bu durumun anlamlı olabilmesi için işletmenin gerçekten turistlerin yoğun olarak tercih ettiği bir yer olması gerekir. Bunun dışında, müşteri kitlesinin büyük ölçüde Türklerden oluştuğu işletmelerde yabancı kelimelerin tercih edilmesi, ticari kaygının ötesinde kültürel kimlikle ilgili bir meseleye dönüşüyor. Herkesin Türkçe konuştuğu ve Türkçe bildiği bir ortamda İngilizce menü kullanmayı en hafif tabiri ile saçma buluyorum.” 

 

Dilimiz yozlaşıyor mu, küreselleşmeye ayak mı uyduruyor?

Mustafa Altun’a, tabelalar ve gündelik yaşamda giderek artan yabancı dil kullanımın bir dil yozlaşması mı yoksa küreselleşmenin kaçınılmaz bir sonucu mu olduğunu sorduk. Altun: “Tabelalardaki yabancılaşma sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil. Dilleri konusunda oldukça hassas olan Avrupa ülkelerinde de İngilizce tabelalara rastlamak mümkün. Bunun ekonomik gerekçeleri var. Bir ürün ya da işletmeye İngilizce isim verilmesinin satışları artırdığı düşünülüyor. Özellikle yabancı turistlerin yoğun olduğu Akdeniz ve Ege kıyılarında bu durum doğal karşılanabilir. Çünkü işletmelerin müşterileri arasında İngiliz, Fransız, Rus ya da Arap turistler bulunabiliyor. Yılda milyonlarca turist ağırlayan bir ülkenin bu gerçeğini göz ardı etmek mümkün değil. Ancak bu durum, Türkçenin başka dillerin etkisi altında kalmasına razı olmak anlamına gelmiyor. Türkçe, Anayasa ile koruma altına alınmış bir dil. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e uzanan süreçte hem siyasal iktidarlar hem de aydınlar, Türkçenin sadeleşmesi ve özleşmesi için önemli çalışmalar yürüttü. Arapça ve Farsça kelimelerin yanı sıra Fransızca ve İngilizce sözcüklere de Türkçe karşılıklar üretildi. Bazıları benimsendi, bazıları ise zamanla unutuldu.” şeklinde yanıtladı. Bu durumun Türkçeyi zayıflatmadığını, aksine güçlenerek ilerleyeceğini belirten Altun: “Diller de konuşur ve sayısı arttıkça yaygınlaşır, geleceğe uzanır; sayısı azaldıkça unutulur, ölmeye yüz tutar. “Ölü diller” terimi de buradan ortaya çıkmıştır. Türkçenin bu noktada zayıflamak yerine güçlenerek yükseleceğini düşünenlerdenim. Bir dönem yabancı öğrencilere Türkçe öğretme konusunda eğitim veren bir akademisyen olarak, dünyanın farklı ülkelerinden Türkçeye ciddi bir ilgi olduğunu söyleyebilirim.” 

 

Fransa’da 1994 yılında yürürlüğe giren ve kamuya açık alanlarda Fransızcanın kullanımını zorunlu kılan Toubon Yasası, ana dilin korunmasına yönelik en dikkat çekici düzenlemeler arasında gösteriliyor. Türkiye’de de benzer şekilde bir dil politikası ve denetim mekanizmasının gerekliliği üzerine görüşlerini aktaran Altun: “Bu konularda zaman zaman yasal düzenlemeler yapılması tartışılıyor. Hatta bazı belediyeler yabancı tabelaları belediye zabıtaları eliyle kaldırıyor. Ancak, Türkiye’nin bir turizm ülkesi olması, ihracat yapması gibi ekonomik gerekçeler bu tür önlemlerin kimi zaman arka plana itilmesine yol açıyor. Az önce de bahsettiğim gibi, olması gereken; Türk müşterilerin ağırlıklı olduğu işletmelerde yabancı tabela kullanımının, devlet denetimine gerek kalmadan milli bilinç çerçevesinde ortadan kaldırılmasıdır.” ifadelerini kullandı. Altun, Avrupa genelinde İngilizce yeterliliği en az olan ülkeler arasında yer almamız nedeniyle, Türkçenin yozlaşması durumu hakkında endişelenmediğini de belirtti: “Dil insanın, hatta bir milletin kimliğidir. Toplumlar ve bireyler diliyle her derdini, düşüncesini, duygusunu anlatır. İnsan dili kadardır. Bu açıdan kültürel aidiyet bir bakıma dille inşa edilir. Dillerine dolayısıyla kültürlerine sahip çıkan milletler ve bireyler kimlikli bir toplum ve birey olurlar. Aksi durumda baskın dil ve kültürlerin boyunduruğuna girerler. Ancak yapılan araştırmalar, Türkiye’nin Avrupa genelinde İngilizce yeterliliği en düşük ülkeler arasında yer aldığını gösteriyor. Bunu Türk toplumunun yabancı dillere karşı bir direnci olarak yorumluyorum. Mevcut tabloya bakıldığında, Türkçenin yakın ya da uzak gelecekte yozlaşacağına dair bir kaygı taşımıyorum.” 

 

Tüketici ne diyor?

Konuya ilişkin tüketicilerin görüşleri de haberimize yansıdı, röportajımıza katkıda bulunan Marziye Ak: “Gün içerisinde sık sık yabancı tabelalarla karşılaşıyorum. Çeviri uygulamalarını kullanabildiğim için bu durum beni doğrudan rahatsız etmiyor ancak yine de yabancı isimler yerine Türkçe tabelalar görmeyi tercih ederim. Asıl rahatsızlık duyduğum nokta ise menülerin yabancı dilde hazırlanması. Tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin isimlerini ve içeriklerini çeviriye ihtiyaç duymadan anlayabilmek istiyoruz fakat birçok işletmede menüler yabancı kelimelerle hazırlanıyor. Ben bir işletme açacak olsaydım, ismini Türkçe koymayı tercih ederdim. Ayrıca ‘self servis’ anlayışıyla hizmet veren mekanları da çok doğru bulmuyorum. İnsanlar dinlenmek ve kısa bir mola vermek için gittikleri yerlerde, servis almak için sıra beklemek zorunda kalıyor ve bu durum daha fazla yorulmalarına neden oluyor. Bu nedenle bu tür mekanları tercih etmemeye özen gösteriyorum.” ifadelerini kullanırken Dilara Cura da: “Menülerin Türkçe hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde yabancı dil kullanımı oldukça yaygın hâle geldiği için, ismini telaffuz etmekte bile zorlandığımız yiyecek ve içecekleri tüketmek durumunda kalabiliyoruz. Ancak herkes yabancı dil bilmek zorunda değil. Bu nedenle özellikle menülerde daha anlaşılır ve Türkçe ifadelerin kullanılmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Öte yandan self servis konseptiyle hizmet veren mekanlarda vakit geçirmek benim için sorun oluşturmuyor.” sözleri ile benzer sebeplerden muzdarip olduğunu dile getirdi.

 

Röportajımızı Altun’un şu sözleri ile noktaladık: “Toplum genelinde Türkçeyi koruma bilincinin oluşması için yalnızca konferanslar verilmesi yeterli değildir. Bu noktada uygulamaya dönük adımların artırılması gereklidir. Söylemden eyleme geçmeliyiz”

 

Haber: Esma Nur Yüksekoğlu

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00