Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


KAYIP GÖKYÜZÜ

30.12.2025
Yaşam

 

Bir zamanlar insanlar geceleri başını kaldırdığında, gökyüzü boyunca uzanan yıldızları, Samanyolu’nun ışık şeridini, yıldız kayması gibi birtakım doğa olaylarını çıplak gözle görebilirdi. Şimdi ise gece karanlığı, yerini yapay bir aydınlığa bırakıyor: Işık kirliliği, yıldızların görünürlüğünü azaltırken enerji israfını da artırıyor.

 

Kentlerdeki aydınlatma sistemlerinin yanlış ve gereğinden fazla kullanılması, gecenin doğal karanlığını yutarken, gökyüzünün görünürlüğünü de giderek azaltıyor. İşin uzmanları, ışık kirliliğinin yalnızca astronomiyi değil, insan sağlığından enerji tüketimine kadar pek çok alanı olumsuz etkilediğini, hatta bu nedenle ışık kirliliğini bir çevre sorunu olarak gördüğünü ifade ediyor. Bu sorun ise beraberinde Samanyolu’nda gerçekleşen bazı gök olaylarının çıplak gözle görülebilir olmasının önüne geçiyor, gök cisimlerinin şehir ışıkları arasında tamamen kaybolmasına yol açıyor. Işık kirliliğinin nedenlerini, etkilerini ve çözüm yollarını ele almak adına; Ankara Üniversitesi Astronomi-Matematik Bölümünden mezun, Akdeniz Üniversitesi Fizik Bölümü kurucusu ve TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) Kurucu Müdürü Zeki Aslan ile röportaj gerçekleştirdik. Aslan 1966-1972 yılları arasında İngiltere Kraliyet Gözlemevinde araştırma çalışmalarına katkı sağlamış, 1980 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Oklahoma Üniversitesinde, 1992 yılında ise Fransa’da bulunan Paris Gözlemevinde ziyaretçi araştırmacı olarak görev almıştır. Türk gök bilimci Prof. Dr. Zeki Aslan, 1992 yılından bu yana Türkiye’de ışık kirliliğinin önlenmesi üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Röportajımıza katkıda bulunan bir diğer uzman isim, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Dr. Öğr. Üyesi İsmail Yariçi oldu. Yariçi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Elektrik ve Haberleşme Mühendisliği mezunu. Her iki uzman ile ışık kirliliğinin Türkiye’deki mevcut durumunu, şehir yaşamına etkilerini ve bu görünmez tehlikenin gelecekte ne gibi sonuçlar doğurabileceğini değerlendirdik.

 

Görünmeyen bir çevre sorunu: Işık kirliliği

Dünya genelinde kentleşmenin ve enerji kullanımının kontrolsüz artışı ile birlikte doğan ışık kirliliği nedeni ile şimdilerde birçok çocuk yıldızların olmadığı bir gökyüzü ile büyüyor. Yapay aydınlatmanın yoğunluğu gecenin doğal görünümünü azaltıyor. Işık kirliliği basit bir çevre sorunu olmanın ötesinde, gelecek nesillerin kozmik mirasından mahrum kalması anlamına geliyor. Konuyu daha yakından incelemek adına yaptığımız görüşmede Zeki Aslan, sözlerine ışık kirliliğinin bilimsel tanımı ve nedeni ile başladı: “Işık kirliliği, ışığın yanlış yerde, yanlış miktarda, yanlış yönde ve yanlış zamanda kullanılması olarak tanımlanıyor. Işık kirliliğinin başlıca kaynağını ise dış alanlarda kontrolsüz biçimde kullanılan yapay aydınlatmalar oluşturuyor. Bunlara; yol, cadde ve sokak aydınlatmaları, binaların dış cephe ışıklandırmaları, iş yerlerinde kullanılan aydınlatmalar, park ve spor alanlarındaki ışıklar, reklam panoları, güvenlik için yapılan aydınlatmalar ve evlerden dışarı taşan ışıklar örnek gösterilebilir. Bu sistemler doğru konumlandırılmadığında ışık gökyüzüne gidiyor ve atmosferden geri yansıyarak gök parlaklığına, dolayısıyla da ışık kirliliğine yol açıyor. Gereğinden fazla veya yanlış yerde kullanılan ışık ise, etkisiz aydınlatma anlamına geliyor ve bu durum, ışığı üretmek için harcanan enerjinin önemli bir kısmının boşa gitmesine yol açıyor. Işık kirliliğini beş başlık altında inceleriz. Bunlar: Gök parlaması, ışık taşınması, ışık ihlali, göz karmaşası ve aşırı aydınlatma olarak ayrılır.” Dr. Öğr. Üyesi İsmail Yariçi ise ışık kirliliğini enerji sistemleri açısından ele aldı: “Işık üretimi için kullanılan elektrik büyük ölçüde fosil yakıtlardan elde edildiği için her aydınlatma, doğrudan karbon salınımına yol açıyor. Zaten çevreye yük getiren bu süreç, ışığın yanlış yönlendirilmesi ve gereğinden fazla kullanılmasıyla daha da zararlı hâle geliyor.” Her iki uzman da ışık kirliliğini kendi uzmanlık alanları doğrultusunda farklı açılardan ele alarak tanımladı. 

 

Türkiye’nin uzaya açılan penceresi: TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi

Türkiye’nin astronomi alanındaki en stratejik kurumlarından biri olan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG), Antalya’daki konumu ve bilimsel altyapısıyla ülkenin gökyüzüne açılan en önemli pencerelerinden biri. Gözlemevinin Kurucu Müdürü Zeki Aslan, TUG’un nasıl kurulduğunu ve hangi koşullarda şekillendiğini şöyle anlattı: “TÜBİTAK’ın gözlemevi kurulum süreci 1983 yılında başladı ve 1986’ya kadar yer seçimi çalışmaları sürdü. Bu çalışmanın başında yer alıyordum. Öncelikle gök bilimciler olarak Türkiye’nin en karanlık ve temiz havaya sahip olan bölgesini bulmak için arayışa girdik çünkü yapacağımız araştırmalardan doğru sonuçlar elde edebilmek için ışık kirliliğinin az olduğu, temiz bir bölgeye ihtiyacımız vardı. Yapılan araştırmalar sonucunda, 2.500 metre rakımlı Antalya Bakırlıtepe’nin en uygun yer olduğuna karar verdik. Hatta dönemin başbakanı Turgut Özal, bölgede sanayi kurulmayacağına dair söz vererek gözlemevinin korunmasına destek oldu çünkü sanayi, kaçınılmaz olarak ışık kirliliği demektir ve bu durum gözlemleri doğrudan olumsuz etkiler. Gözlemevinin kurulmasının ardından Rus gök bilim uzmanları ziyarete geldi ve gözlemevinin bir buçuk metre uzunluğundaki ilk teleskobunu hediye etti. Bugün TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi hâlâ aktif bir şekilde bilimsel gözlemler ve araştırmalar yürütmeye devam ediyor.”  Böylece, ışık kirliliğiyle mücadelede kritik bir rol üstlenen TUG’un nasıl kurulduğunu ve bugün neden bu kadar önemli olduğunu da birinci ağızdan öğrenmiş olduk.

 

Aydın’da ışık kirliliği

Kentlerde ve Aydın özelinde ışık kirliliğine yol açan temel aydınlatma hatalarının ne olduğunu Dr. Öğr. Üyesi İsmail Yariçi’ne sorduk. Yariçi, ışık kirliliği konusunda Aydın’da gözlemlediği yaygın teknik sorunlara, belediyelerin bu konudaki sorumluluklarına ve ışık kirliliğini azaltmak için mühendislik açısından hangi çözümler uygulanabileceğine değindi: “Işık kirliliğinin başlıca sebebi, aydınlatma sistemlerinde doğru standartların uygulanmamasıdır. Işık kaynaklarının dalga boyu, sıcaklığı ve fiziksel yapısı belirli standartlara göre üretilmelidir. Bu standartlara uyulmadığında kirlilik kaçınılmaz hâle gelir. Örneğin yukarı doğru ışık veren armatürler, aydınlatmayı verimli kılmak yerine ışığı doğrudan gökyüzüne göndererek gereksiz parlaklığa yol açar. Aynı şekilde, sokak aydınlatma direklerinin boyu standart dışı olduğunda ışık kullanıcıya ulaşmadan atmosfere dağılır. Ayrıca periyodik kontrollerin yapılmaması, reklam panolarının aşırı ışık şiddetiyle çevreyi gereksizce aydınlatması da kirliliği artıran etkenler arasında yer alıyor. Bu durumun önüne geçmek için belediyelerin büyük parklar ve bahçelerde akıllı aydınlatma kullanması, armatürlerin hareket algılayıcılarla desteklenmesi, reklam panolarının ışık seviyelerinin düzenlenmesi ve tüm aydınlatma elemanlarının düzenli şekilde denetlenmesi gerekiyor. Bu adımlar atıldığında ışık kirliliği önemli ölçüde azaltılabilir.”  Yariçi, Aydın özelinde ise şu konulara dikkat edilebileceğine vurgu yaptı: “Aydın’da da benzer önlemler uygulanabilir. Özellikle güneş alan bölgelerde güneş enerjisiyle çalışan aydınlatma sistemlerine geçilmesi, hem enerji tasarrufu sağlar hem de karbon salınımını azaltır. Ayrıca şehirde kullanılmayan veya düşük yoğunluklu trafik bölgeleri yapay zekâ destekli analizlerle belirlenerek, gereksiz aydınlatmalar azaltılabilir. Bu noktada Aydın’ın güçlü jeotermal potansiyeli de bir avantajdır; aydınlatma altyapısının bir kısmının jeotermal enerjiyle desteklenmesi, kentin sürdürülebilir aydınlatma hedeflerine katkı sağlayabilir.” Yariçi’nin sunduğu öneriler, küçük değişiklerle ışık kirliliğinin büyük ölçüde azaltılabileceğini gösterirken, Aslan da sorunun ekonomik boyutuna dikkat çekti: “Birkaç yıl önce yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de yanlış aydınlatma nedeniyle boşa harcanan enerji maliyeti yaklaşık 400 milyon TL’ye ulaşıyor.”  Aslan’ın bu sözleri durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

 

Yanlış aydınlatmanın bedeli

Yapay ışık kullanımı yalnızca insanları veya devlet bütçesini değil, doğal yaşamı da olumsuz etkilemekte. Gündüz-gece döngüsü canlıların biyolojik saatini, fizyolojik ve biyokimyasal süreçlerini belirlemekte ancak aşırı yapay ışık, bu doğal ritmi bozmaktadır. Zeki Aslan, ışık kirliliğinin doğal yaşama etkisini şu örneklerle açıkladı: “Işık kirliliği, yalnızca insan yaşamını değil doğadaki tüm canlıların biyolojik düzenini de bozuyor. Doğal gece-gündüz döngüsünün kesintiye uğraması kuşlardan memelilere, bitkilerden deniz kaplumbağalarına kadar pek çok türün üreme, beslenme, göç ve hayatta kalma süreçlerini olumsuz etkiliyor. Örneklendirmek gerekirse: Yoğun ve yersiz kullanılan yapay ışık, kuşların yönlerini şaşırarak binalara çarpmasına, gece beslenen memelilerin doğal davranışlarının değişmesine, bazı bitkilerin mevsimleri karıştırmasına ve özellikle deniz kaplumbağası yavrularının karadaki yapay ışık nedeniyle denize ulaşamayıp telef olmasına yol açıyor; bu durum ekosistemde geri dönülmesi zor tahribatlar yaratıyor.” Ardından, ışık kirliliğinin insan sağlığına etkilerini ise şöyle dile getirdi: “24 saatlik doğal gündüz-gece döngüsünün kesintiye uğraması, beyin dalgaları, hormon üretimi ve hücre düzeni gibi temel biyolojik süreçleri aksatıyor. Bu durum uykusuzluk, kalp hastalığı ve hatta kanser riskini artırıyor. Gece saatlerinde salgılanarak bağışıklık sistemini güçlendiren melatonin hormonu ise özellikle mavimsi yapay ışığa maruz kalındığında baskılanıyor. Yapılan klinik araştırmalar, gece vardiyasında çalışan kadınlarda meme kanseri riskinin arttığını gösterirken, Dünya Sağlık Örgütü’de biyolojik ritmi bozan vardiyalı çalışmayı olası kanserojen olarak sınıflandırıyor. Aydınlık süresinin uzamasıyla baskılanan melatonin üretimi, modern aydınlatmanın insan sağlığı üzerinde göz ardı edilemeyecek etkiler yarattığını ortaya koyuyor.”

 

Işık kirliliğini azaltacak adımlar

Son olarak uzmanlarımıza ışık kirliliğini önlemede bireylerin üstlenebileceği rolleri sorduk. Aslan ve Yariçi, ışık kirliliğinin birbirine eklenerek büyüyen bir çevre kirliliği olduğuna ve bu kirliliği azaltmada bireylerin yapabileceği görevlere değinirken şu önerilerde bulundu: Evlerinizde ve bahçelerinizde şapkalı lambalar kullanarak daha az elektrik enerjisi ile daha fazla verim sağlayabilirsiniz. Lambaları temiz tutarak aydınlatma şiddetini artırabilir, haliyle daha az enerji ve ışık kullanabilirsiniz. Ne kadar fazla ışık kullanılırsa, kirlilik de o kadar artar; bu nedenle ihtiyaç duyulmayan tüm ışıkların kapalı tutulması ve aydınlatmanın yalnızca gerekli alanlarda kullanılması da ışık kirliliğini azaltmada etkili adımlar arasında yer alıyor. Bunların yanı sıra uzmanlar, özellikle beyaz LED lambaların üretiminde yoğun şekilde kullanılan mavi dalga boylarının hem insan sağlığına hem de bitki ve çevre sistemlerine zarar verdiğini belirtiyor. “Mavice zengin” olarak tanımlanan bu beyaz LED ışıkların evlerde tercih edilmemesi gerektiğine dikkat çekilerek, sağlık açısından daha güvenli olan sarı ya da kırmızı LED lambaların kullanılmasının önemine vurgu yapılıyor.

 

Haber: Esma Nur Yüksekoğlu

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00