Görsel estetik kaygıları ile şekillenen ve ürünlere sağladığı kusursuz beyazlıkla tanınan titanyum dioksit, gıda sektörü ve çevresel sürdürülebilirlik arasındaki yerini kaybediyor. Nanoteknolojinin gelişimi ile yaygınlaşan bu maddenin toprak ve su ekosisteminde bıraktığı kalıcı izler, gıda endüstrisinde daha güvenli ve doğa dostu alternatiflerin geliştirilmesi için yeni bir dönem başlatıyor. Geldiğimiz noktada, endüstriyel beyazlıktaki bu dönüşüm, gıda sanayisinin sürdürülebilirlik vizyonu açısından en büyük sınavlardan biri haline gelmiş durumda.
Modern sanayide çok aranan “kar beyazı” renginin temel kaynağı olan titanyum dioksit, bugünlerde çevresel sürdürülebilirlik ile gıda güvenliği tartışmalarının tam ortasında kalmış durumda. Gıda mühendisleri bu maddeyi aslında bir nevi “makyaj malzemesi” olarak görüyor. Gıda sektöründe kullanımı azalsa da ilaç, boya ve kozmetik gibi pek çok sektörde hala yoğun bir şekilde kullanılmaya devam ediliyor. Fakat asıl sorun sadece gıdadaki rengi değil, bu maddenin nano boyuttaki parçacıklarının doğada yok olmaması ve sürdürülebilirlik hedeflerine zarar vermesi. Çevre uzmanlarının da belirttiği üzere, bu nano parçacıklar su ve toprakta çözünmüyor, aksine ekosistemin kimyasal dengesini bozuyor. Gıdadan çıksa bile, diğer sektörlerdeki varlığıyla bir şekilde besin zincirine sızmaya devam ediyor. Biz de titanyum dioksitin tam olarak nerelerde kullanıldığını ve gıda sektöründen neden çıkarıldığını detaylarıyla öğrenebilmek için Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı ve Gıda Mühendisliği Bölümünde görevli Prof. Dr. Hilal Şahin Nadeem ve Öğr. Gör. Dr. Mustafa Duran ile görüştük. Maddenin doğaya olan etkilerini ve yerini alabilecek alternatiflerin özelliklerini öğrenmek adına da Aydın Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mert Soysal ile bir röportaj gerçekleştirdik.
“Titanyum dioksit gıda sektörünün boyasıdır”
Öğr. Gör. Dr. Mustafa Duran, titanyum dioksitin bir tadı ve kokusu olmadığını belirterek gıda sektörünün bir boyası olduğunu vurguladı. Duran, “Titanyum dioksit, gıda sektöründe daha çok tüketicinin göz zevkine hitap etmek amacı ile kullanılan bir madde olarak karşımıza çıkıyor. Herhangi bir tat ve koku vermeyen titanyum dioksit gıda sektörünün boyasıdır. Bu yüzden titanyum dioksitin gıdadan tamamen çıkarılması lezzet açısından bir eksiklik yaratmaz fakat görsel alışkanlıklarımızı korumak için yeni alternatifler bulmamız gerekir. Nede olsa bir ürünün tadı kadar görüntüsüne de önem veriyoruz. Bugün zararlı olduğu gerekçesiyle bu maddeyi gıdadan uzaklaştırsak dahi kozmetik, boya ve ilaç sektörlerinde kullanımı hala devam ediyor. Bence asıl tartışmalı olan konu, titanyum dioksitin nano parçacıklara ayrılmış olmasıdır. Çünkü nano boyuttaki bir kimyasalın hem insan vücudunda hem de doğada kolayca yok olması veya yaralı hale dönüşmesi neredeyse imkansız. Bir gıda mühendisi olarak titanyum dioksitin gıda sektöründe kullanılan formunun doğrudan insan bünyesine zarar verecek bir boyutta olduğunu düşünmüyorum.” dedi.
“Sadece renklendirici değil koruyucu kalkan”
Prof. Dr. Hilal Şahin Nadeem, titanyum dioksitin tek görevinin ürüne renk vermek olmadığını aynı zamanda ürünü güneş ışığından ve ısıdan koruyan bir bileşen olduğunu vurguladı. Nadeem, “Kimi gıda mühendislerine göre titanyum dioksitin gıda sektöründen çıkartılması bir zafer olsa da bu durum benim açımdan pek de öyle değil. Titanyum dioksit sadece renklendirici değil koruyucu kalkan, gıdalara renk vermesinin yanı sıra o ürünün raf ömrünü uzatan, güneş ışığı ve yapay ışık direnci sağlayan bir madde. Peki, bu kimyasalı sadece gıda sektöründen kaldırıp, insanların her zaman kullandığı diğer endüstriyel ürünlerde kullanımına izin verilmesi ne derece tutarlı bir davranış? Geldiğimiz noktada titanyum dioksit yerine kalsiyum karbonat veya modifiye nişastalar kullanmaya çalışıyoruz fakat alternatif olan bu maddelerin hiçbiri titanyum dioksitin karşıladığı örtücülüğü sağlamıyor. Aynı zamanda üreticiler titanyum dioksitin sağladığı beyazlığı yakalamak için ürünlerde daha fazla kimyasal kullanmak zorunda kalıyor ve asıl zararlı olan da bu. Daha fazla katkı maddesi kullanılan bir ürün gerçekten temiz kalabilir mi? Asıl sorun belki de budur.” diyerek titanyum dioksitin alternatiflerinin kullanımdaki zorluklarına ve artan kimyasal riskine değindi.
“Alternatifler tamamen güvenilir olmak zorunda”
Nadeem, “Madem bu kimyasal maddeyi gıda sektöründen çıkartıyoruz yerine getireceğimiz alternatifler tamamen güvenilir olmak zorunda. Çıkarılan bu kararla birlikte gıda sektörü üreticileri her ürünün ambalajına “Titanyum Dioksit İçermez” yazıyor, peki ürünün ambalaj üretiminde kullanılan titanyum dioksit ne olacak? Titanyum dioksit yerine kullanılan alternatiflerin bilimsel temeli şu an hala çok zayıf bir durumda bunun üzerine derin araştırmalar yapılmalı ve piyasaya sürülecek alternatif ürünün hem insan hem doğa üzerinde yan etkisi olmamalı. Aynı zamanda gıda sektöründe üzeri çizilen titanyum dioksit, yalnızca ağız yolu ile değil, deri ve mukoza yolu ile de insan vücuduna girebilir. Bu sebeple her sabah kullandığımız diş macunları ve yüzümüze sürdüğümüz kozmetik ürünler ile de biz bu kimyasalı vücudumuza alabiliyoruz. Vücut bu maddeyi sadece beslenme yolu ile almıyor. Sürünce de emiyor, soluyunca da biriktiriyor, yani sadece tabağımızdan çıkararak bu riski bitiremeyiz. Modern sanayi bu uygulamayı acele bir kararla değil bilimsel olarak denetlenmiş sağlam bir zemin üzerinde kurmalı.” dedi.
“Ne toprak ne su bu beyazı yok edemiyor”
Dr. Öğr. Üyesi Mert Soysal, modern sanayinin birçok alanında kullanılan titanyum dioksiti, doğanın yok edemediğine değinerek, ekosisteme kalıcı olarak zararlar verdiğini vurguladı. Soysal, “Artık her alanda kullanılan titanyum dioksit bizim için bir içerik maddesi olsa da doğa açısından bu durum hiç de öyle değil. Titanyum dioksitin nano boyuttaki parçacıkları, doğa tarafından yok edilemeyen ve alışılamayan bir yabancıdan ibaret. Ne toprak ne su bu beyazı yok edemiyor, ürünlerimizin dış görünüşü güzelleşirken diğer taraftan doğamız çirkinleşiyor. Nano boyutta kullanılan titanyum dioksitler, herhangi bir arıtma filtresine takılmadan su ya da buhar ile doğaya karışıyor. Toprağın bu maddeyi hapsemiyor olmasından dolayı toprağa ekilen herhangi bir üründen tekrar biz insanların vücuduna karışıyor. Aynı zamanda evlerimizde her gün kullandığımız diş macunlarının içindeki titanyum dioksit, suyla birlikte denizlere karışarak suyun kimyasal dengesini bozuyor ve orada yaşayan canlılara zarar veriyor. Ne doğamızın ne de canlıların bu kimyasal maddeyi parçalayıp geri dönüştürme yeteneği yok yani titanyum dioksitin her bir nano parçacığı ekosistemin bir kenarında sonsuza kadar kalmaya devam ediyor.” dedi.
Alternatif beyazlatıcılar doğada iz bırakmasın
Soysal, “Şu an titanyum dioksit yerine kullanılacak yeni ürünlerin sadece beyazlatma özelliğine bakmamalı, aynı zamanda doğayı da düşünmeliyiz. Titanyum dioksitin yerine koyacağımız yeni ürün de doğada birikim yapacaksa, titanyum dioksitte olduğu gibi yıllar sonra gene aynı şeyleri konuşuyor oluruz. Bu yüzden gelecek her alternatif ürünün çevresel etkileri bilimsel olarak titizlikle incelenmeli, sadece günü kurtarmak adına yeni ürünler piyasaya sürülmemeli. Bir ürün üretirken tek amacımız titanyum dioksit içermez yazmak olmamalı, sürdürülebilir bir doğa istiyorsak doğada iz bırakmayan ve biyobozunur ürünlere ihtiyacımız var. Bu durumlar göz ardı edilerek atılan her adım ve yeni ürün, yaşanan sorunun adını değiştirmek olur. Yediğimiz gıdalardan giydiğimiz kıyafetlere kadar her alanda temel gayemiz doğayı korumak olmalı, doğanın dengesini korumazsak, en nihayetinde bizim de dengemiz bozulur.” sözleri ile piyasaya sürülecek yeni ürünlerin doğa açısından sürdürülebilir olması gerektiğini vurguladı.
Titanyum dioksit gerçeği ile yüzleştiğimiz ve alternatiflerinin hangi koşulları sağlaması gerektiğini öğrendiğimiz bu röportajımızda bize zaman ayıran Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Hilal Şahin Nadeem ve Öğr. Gör. Dr. Mustafa Duran ile Aydın Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi Hizmetler ve Teknikler Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mert Soysal’a teşekkür ederiz.
Haber: Duygu Gümüş
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...