Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


HEKİMLİKTEN OYUN YAZARLIĞINA: ANADOLU İNSANINI SAHNEYE TAŞIYAN HİDAYET SAYIN

22.10.2026
Kültür Sanat

 

Hekimlik yaşamını oyun yazarlığıyla birleştiren Hidayet Sayın, mesleki deneyimlerinin eserlerine etkisini, tiyatroya yönelişini ve dil anlayışını anlattı. Çocuk hekimi olarak çalıştığı yıllarda tanıdığı Anadolu insanını oyunlarına taşıyan Sayın, farklı türlerdeki eserleriyle Türk tiyatrosuna katkı sundu. 

 

Hekimlik yıllarında tanıdığı Anadolu insanının yaşamını oyunlarına taşıyan Hidayet Sayın, mesleki gözlemlerinin yazarlığını beslediğini belirtti. Eserlerinde karakterlerin yaşadıkları çevreye ve toplumsal özelliklerine uygun bir dil kullanmaya önem verdiğini anlattı. Aydın’ın Karahayıt Mahallesi’nde doğan Sayın, ilköğrenimini Aydın’da tamamladıktan sonra İzmir Atatürk Lisesinden ve ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Uzun yıllar Aydın’da çocuk hekimi olarak çalıştı ve Ana Çocuk Sağlığı Merkezinde başhekim olarak görev yaptı. Tiyatroya ilgisi öğrencilik yıllarında başlayan Sayın, Amerikalı tiyatro profesörü Macgowan’ın yazarlık derslerine katılarak oyun yazım tekniğini geliştirdi. 135 tiyatro oyununun yanı sıra çocuklar ve yetişkinler için öykü ve deneme kitapları yazan Sayın’ın radyo oyunları da TRT Ankara Radyosunda yayımlandı. Sayın, 2018 Yeni Tiyatro Dergisi Emek Ödülü, 2019 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü, 2024 Bizimizmir Homeros Ödülleri Sahne Sanatları Tiyatro Dalı Ödülü ve 2026 10. Vedat Günyol Deneme Ödülleri Seçici Kurulu Özel Ödülü başta olmak üzere çeşitli ödüller kazandı. 

 

Gözlemlediği hayatlar sahne oyunlarının kaynağı oldu

Çocukluk döneminde tanık olduğu köy yaşamının eserlerine temel oluşturduğunu anlatan Sayın, taşradaki anılarına değinerek, "Bakkala, kahveye gelen köylüler hep konuşurdu. Ben de çocukken bunları kafamda tuttum. Dinlediğim hikâyeler ilerleyen yıllarda oyunlarıma yansıdı. İnsanın özü oradaydı; bunları yer yer kullandım." dedi. Karakterlerini masa başında üretmek yerine yıllarca gözlemlediği Anadolu insanından yola çıkarak oluşturduğunu belirten Sayın, çocuk oyunlarının yanı sıra tarihî ve mitolojik konuları ele alan eserler de kaleme aldığını ifade etti. Oyunların konularına ve sahnelenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sayın, "Oyunlarım teknik açıdan sahnelenmeye elverişli, akıcı ve hareketli bir yapıya sahip. Oyunlarım Devlet Tiyatroları ve şehir tiyatrolarında sahnelendi. Yazmazsam yaşayamam. Bu yazma tutkusu sayesinde bugüne kadar yüzün üzerinde tiyatro eseri kaleme aldım. Oyunlarda ağırlıklı olarak Anadolu insanını gerçekçi ve dramatik bir yaklaşımla sahneye taşıdım; köy yaşamını, töreleri, aile içi çatışmaları, kırsal yaşamdan kent yaşamına geçişi ve bu süreçte yaşanan toplumsal sorunları işledim." diye ekledi.

 

"Çocuk, insanın en küçük örneğidir"

Çocuk hekimliği yaptığı yıllarda tanıklık ettiği yaşam öykülerinin, oyunlarına ilham kaynağı olduğunu belirten usta yazar, "Anadolu insanını önce muayene odasında tanıdım, ardından aynı insanı tiyatro sahnesinde görünür kıldım. Oyunlarda çocuk hastaların, ailelerinin, köylerin ve değişen Anadolu’nun hikâyelerinden yararlandım. Mesleki deneyimlerim insanları tanımada bana büyük katkı sağladı. Çocuk hekimi olarak binlerce aileyle karşılaşmam yazarlığımı doğrudan etkiledi. İnsan doğasını anlamak, tiyatronun temelini oluşturdu. İnsan, tarih boyunca aynı insandır. Çocuk da insanın en küçük örneğidir. Çocuğun üzerinde çalışarak insanı daha iyi tanıyabiliyorsunuz. Yazarken de buradaki insanı yazarım; insanın sevgisini, nefretini, öfkesini yazarım." diye konuştu.

 

1960’lı yılların toplumsal değişimi tiyatroya yansıdı 

1961 Anayasası sonrasında yaşanan toplumsal hareketliliğin tiyatroya da yansıdığını belirten Hidayet Sayın, Avrupa’ya işçi göçünün başlaması, kentleşme ve köy gerçeğinin görünür hâle gelmesi gibi etkenlerin tiyatronun yönünü değiştirdiğini ifade etti. Sayın, "1961 Anayasası'nın kabul edilmesiyle aydınlık bir süreç başladı. İstanbul'a büyük göç yaşandı. Tiyatro oyunlarında köylerin sıkıntısına ve köylülerin yaşadığı zorluklara yer verdim. Daha önce Mahmut Makal'ın "Bizim Köy"ü vardı ama tiyatro bunu sahnede daha güçlü gösterdi. Hem insanı tanımak bakımından hem de işçi göçünün yarattığı etki bakımından önemliydi. Zamanla toplumsal gerçekçi anlayış zayıfladı, insan ilişkileri ve toplumsal sorunlar sanatın merkezinden uzaklaşmaya başladı." dedi. Geçmişte oyunlarına konu olan köy yaşamını bugünün kırsal yaşamıyla karşılaştıran Sayın, "Köylerin nüfusu azaldı. İnsanlar köylerden taşınıp şehirlere gidiyor. Elektrik geldi, su geldi ama sorunlar değişmedi, yaşam zorluğu devam etti. Göç her zaman var. Buna üzülüyorum." diye sözlerine ekledi.

 

“Topuzlu”dan “Pembe Kadın”a

İlk dönem eserlerinin başarısına dikkat çeken Sayın, “Topuzlu adlı ilk oyunumda töre, güç ve iktidar çatışmasını etkileyici bir dramaturji ile ele aldım. Oyun, ilk kez 1963 yılında Ankara Devlet Tiyatrosunda sahnelendi ve aynı yıl Ankara Sanatseverler Derneği tarafından 'Yılın En İyi Oyunu' seçildi. 1965-1966 yılları arasında Kent Oyuncuları tarafından sahnelenen Pembe Kadın adlı oyunum, Türkiye genelinde tanınmamı sağladı. Pembe Kadın oyununda köyde yaşayan yoksul bir anne ile kızının dramını ve kadının ayakta kalma mücadelesini anlattım. Oyun, 1966 yılında Atıf Yılmaz yönetmenliğinde sinemaya uyarlandı. Aynı adı taşıyan filmde Yıldız Kenter, Ekrem Bora ve Sema Özcan başrolleri paylaştı." ifadelerini kullandı.

 

Sahnede karakter seçimi ve oyunların seyirciyle buluşması

Oyunlarında çocuk karakterlere yer verilmesinin sahneleme koşullarıyla ilişkili olduğunu belirten Sayın, “Oyunlarda çocuk karakterler gerektiğinde kullanılabilir ama bunu gerçekleştirmek bazen zordur. Kadın ve erkek karakterler arasında eşitsizlik yoktur. Ancak oyuncu kadrosu bakımından zorluk gösterebilir.” dedi. Geçmiş yıllarda tiyatro oyunlarını izleme olanaklarına değinen Sayın, “Çocuklar, bugün olduğu gibi o yıllarda da 12 yaşından itibaren yetişkin oyunlarını izlerdi. Kadınların tiyatro gösterilerine katılmasında cinsiyete dayalı bir ayrım söz konusu değildi.” diye ekledi. Oyunların farklı yerlerde seyirciyle buluşmasında gezici toplulukların katkısına dikkat çeken Sayın, “Gezici tiyatrolar da oyunların yayılmasında etkili olmuştur.” diye konuştu.

 

İstanbul yerine Aydın'ı seçti

Kültür ve sanatın merkezi kabul edilen İstanbul yerine yaşamını Aydın'da sürdürmeyi tercih eden Sayın, "Bu bilinçli bir karardı. Aydın'daki insanlarla beraber büyüdüm. Hekim olarak özellikle burada görev yapmak ve buraya hizmet etmek istedim. Bunu yaptığıma inanıyorum. O yıllarda çocuklar boğmaca, difteri, kızamık gibi bulaşıcı hastalıklardan hayatını kaybediyordu. Yoğun bir aşılama çalışmasına başladık. Toplam 48 köyde istasyon açtık. Bu çalışmalar sonucunda Aydın, aşılama çalışmalarında pilot bölge oldu. Ebeleri köylere gönderdik, gebelere kolaylıklar sağlandı. Bunları yeterli bulmadım. 1970'li yıllarda eski bir sabunhane binasında Ana Çocuk Sağlığı Yaşatma Derneği'ni kurduk. Daha sonra Ana Çocuk Sağlığı Merkezini hizmete açtık. 'Ben yaptım' demeyi sevmiyorum; biz yaptık." sözleriyle o dönemki ortak çabanın önemini vurguladı.

 

"Tiyatro dili, roman dilinden çok farklıdır"

Tiyatro yazarlığının en zor yanlarından birinin sahnede doğal bir konuşma dili kurmak olduğunu belirten Sayın, "Tiyatro dili, roman dilinden çok farklıdır. Tiyatroda, öykü ve romanda olduğu gibi uzun uzun anlatamazsınız. Seyircinin dikkatini hemen çekmeniz gerekir. Hem öz Türkçe kullanacaksınız hem de konuşma doğal olacak. Roman okuyucusu betimlemeleri sabırla okur ama tiyatro seyircisi beklemez. Bu nedenle tiyatro yazarlığında dilin doğallığı en önemli unsurdur." dedi. Oyunlarının konusuna göre farklı dil tercihleri yaptığını anlatan Sayın, "Köy temalı oyunlarda Batı Anadolu ve Ege ağızlarının doğal ritmini, deyimlerini ve günlük konuşma kalıplarını kullanırım. Tarihsel ve biyografik oyunlarda dönemin ruhuna uygun, ağırbaşlı ve edebî bir İstanbul Türkçesi tercih ederim. Kentte geçen toplumsal eleştiri oyunlarında yöresel ağız yerine, seyircinin kolayca anlayabileceği ve oyuncuların doğal biçimde kullanabileceği sade bir kent Türkçesi tercih ederim." sözleriyle oyunlarındaki dil çeşitliliğine dikkat çekti. Dil kullanımı ve karakterlerini oluşturma biçimine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Sayın, "Yerel unsurları evrensel insanlık dramları ile harmanlayarak Anadolu'nun sesini ve insan ilişkilerini sahneye samimi bir dille taşıdım. Karakterleri kendi yöresel ağızlarına uygun, ancak halkın rahatlıkla anlayabileceği doğal ve yapmacıksız bir dille konuşturdum. Karakterleri yalnızca iyi ya da kötü olarak değerlendirmedim, onları içinde bulundukları dönemin sosyoekonomik koşullarıyla birlikte ele aldım." ifadelerini kullandı.

 

135 oyunluk miras ve genç yazarlara tavsiyeler

Edebi üretimini, "135 oyun bir mirastır. Mitolojiyi, eşkıyalığı yazdım, hekimliği yazdım. Bunları ortaya koyabilecek insanların çıkmasını isterim." sözleriyle özetleyen Sayın, kendisi hakkında yapılacak bilimsel çalışmaları önemsediğini belirtti. Özellikle genç araştırmacılara ve basın mensuplarına büyük görev düştüğünü ifade ederek, "Bu, biraz da gazetecilerin üstlenebileceği bir süreçtir. Bilimsel araştırmalar yapılmasını çok isterim." diye ekledi. Genç oyun yazarlarına da tavsiyelerde bulunan usta yazar, yazma isteğinin içten gelmesi gerektiğini, kişinin kendisini zorlayarak oyun yazarlığını sürdüremeyeceğini belirterek şu uyarıda bulundu: "Oyun zorla yazılmaz. Hep onu düşünmeniz gerekir. Yazacağınız oyun önce kafanızda yaşamalıdır." Kendi adını taşıyan salonda eserlerinin sahnelenmesine ilişkin duygularını da paylaşan Sayın, "Bugün kendi adımı taşıyan Aydın Kültür Merkezi Hidayet Sayın Tiyatro Salonu'nda oyunlarımın sahnelenmesinden mutluluk duyuyorum. Yeni oyunların sahnelenmesi için çalışmalar sürüyor. Unutmayalım ki Türkiye'nin en büyük tiyatrosu seyircidir." diyerek sözlerini tamamladı. Tiyatro ve oyun yazarlığına ilişkin deneyimlerini, hekimlik yaşamının eserlerine etkisini ve dil anlayışını paylaşan Dr. Hidayet Sayın’a verdiği bilgiler ve ayırdığı zaman için teşekkür ederiz.

 

Haber: Ülkü Sert

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00