Ahmet Zeki Muslu, öğretmenlik kariyerini edebiyata taşıyarak Aydın’ın kültürel hafızasına yön veren üretken bir yazardır. İlk şiirinin 1975’te yayımlanmasının ardından roman, şiir ve araştırmalarıyla bölgenin tarihini, insanını ve ruhunu edebi bir dille görünür kıldı. “Aydınca” ve “Afrodisyas Sanat” dergileriyle bölgesel yayıncılığı canlandıran Muslu, eserlerinde geçmişi unutturmayan, kültürü diri tutan ve yerelden evrensele uzanan bir anlatı inşa etti. Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN Türkiye üyesi olan yazar, Aydın’ın sesini edebiyat aracılığıyla geleceğe taşımayı sürdürüyor.
Aydın’ın bereketli topraklarında Ahmet Zeki Muslu’nun yaşamı 1952’de Çine’nin Akçaova köyünde başladı. Küçük yaşta kalemiyle tanışan Muslu’nun öğrenme merakı, Bahçearası Köyü İlkokulu’nda şekillendi ve Aydın Lisesi ile Isparta Eğitim Enstitüsü’ndeki eğitim yıllarıyla edebî kimliği oluştu. Ergani’den Aydın’a uzanan öğretmenlik hayatında öğrencilerine yalnızca tarih anlatmakla kalmayıp, kültürü sözle, yazıyla ve hafızayla geleceğe taşımayı gösterdi. 1975’te Demokrat İzmir gazetesinde yayımlanan ilk şiiriyle edebiyata adım attı ve Dönemeç, Hâkimiyet Sanat, Kıyı ile Çağdaş Türk Dili gibi dergilerdeki yazılarıyla tanındı. Romanlarında Mor Cepkenliler, Menderes’in İki Yakası ve Fetretin Kartalı ile Aydın’ın tarihine yeni pencereler açarken; şiirlerinde Önce Ozanlar Çıktı Gurbete, Aşkın Anayurdu ve Yalnızlığın Kuş Vakti ile insanın iç dünyasına dokundu. Bu söyleşide, araştırmacı, yazar ve şair Ahmet Zeki Muslu’nun edebiyat ve kültüre olan katkılarını ele aldık.
“Hayata bir toprak damlı evde gözlerimi açtım”
Ahmet Zeki Muslu, 1952’de Çine’nin Akçaova Türkler Mahallesi’nde doğduğunu söyledi. “Hayata bir toprak damlı evde gözlerimi açtım.” diye aktaran Muslu, 2 yaşındayken yeni doğan kardeşiyle Kaputaş Köyü’ne taşındığını ifade etti. Muslu, “Orada üç farklı evde yaşadım ama asıl o köyü tanıyarak büyüdüm.” şeklinde konuştu. Araphisar Köyü’ne taşındıklarını belirten Muslu, “Babamın işi gereği lojmana taşındık. Çocukluğum antik harabeler arasında geçti; mermer sütunlar, amfi tiyatro kalıntıları, yıkık hisarlar, çocuk aklımla bunların ne olduğunu anlamaya çalıştım.” ifadelerine yer verdi. İlkokula başladığını ifade eden Muslu, “Babam kurstan dönünce tekrar Araphisar’a taşındık. İlkokulun bir kısmını birleştirilmiş sınıflarda okudum. Kara önlüğümle, bez torbamı sırtıma takar, Hacıratbelen Köyü’ne okumaya giderdim. Haylazlığım ve şairliğimin ilk filizleri o günlerde çıktı.” diye anlattı. Babasının Bahçearası Köyü’ne tayin olunca İlkokul 1. sınıfı okuma yazma bilmeden geçtiğini ama sonraki öğretmenleri sayesinde açıldığını ve ilkokulu orada bitirdiğini söyleyen Muslu ayrıca, 1964’te ilkokulu bitirdiğini, parasız yatılı sınavını kazanarak Aydın Lisesi’ne başladığını söyledi. Muslu, “Yatılı hayatım böylece başladı. 2 yıl orada okudum, sonra babamın tayini Çine’ye çıktı. Ben de Çine Ortaokulu ve Lisesi’ni bitirdim. Çalışkan bir öğrenci değildim; ama okumayı, hayal kurmayı, tiyatroyu ve sporu severdim. Lise yıllarım biraz uzun sürdü, beş yılda bitirebildim.” diyerek sözlerini tamamladı.
Hukukçu olmak isterken öğretmen oldum
“Hukuk okumak istiyordum çünkü Necati Cumalı’yı örnek alıyordum; o Urla’da hem avukat hem yazardı. Ben de onun gibi bir avukat, şair ve yazar olmak istedim.” diyen Muslu, “O dönem bana hayatı öğretti: köylüler, işçiler, memurlar, toprak sahipleri hepsiyle iç içeydim.” dedi. Muslu, “Puanım hukuk fakültesine yetiyordu, ama kader beni öğretmen yaptı. Okula kayıt olmaya gittiğimde bölüm başkanı ‘Oğlum, sen buraya niye geldin? Puanın 463, Ankara Hukuk en düşük 461’le alıyor’ deyince çok üzüldüm.” sözlerine yer verdi. 1978’de mezun olup devlet bursuyla okuduğu için kura ile atanan ve ilk görev yeri Diyarbakır Ergani Lisesi olan Muslu, “Lise yıllarımda edebiyat öğretmenim Ali Rıza Ertan, hayatımı değiştiren kişidir.” dedi.
Şiirlerim Atilla İlhan’ın masasından geçti
Ahmet Zeki Muslu, edebiyat hocasının aynı zamanda şair olduğunu ve derste verdiği cevapların dikkatini çektiğini anlattı. Muslu, “Hocam bir gün bana, ‘Sen kimsin, nesin?’ dedi. Ben de ‘Şiir yazarım, mektup yazarım’ dedim. Muslu, hocasının şiirlerini alıp Atilla İlhan’a götürdüğünü belirtti: “İlhan da, ‘Bu çocukta şair mayası var, peşini bırakma,’ demiş. Böylece 2 Temmuz 1975’te Demokrat İzmir gazetesinin edebiyat sayfasında ilk şiirim yayımlandı. Şairliğe böyle başladım.” sözlerini aktardı.
Coğrafya kaderdir, ben o kaderin içinde büyüdüm
Ahmet Zeki Muslu, coğrafyanın insanı şekillendirdiğini belirterek, “Çine’nin Akçaova Mahallesi’nde doğdum. Ailem, 1300’lü yıllarda Milas Beçin Kalesi’nden gelip buraya yerleşmiş bir Türkmen ailesidir. Dedem Osmanlı döneminde Akçaova’da müftülük yapmış ve ailemiz ‘Sarı Müftüler’ olarak anılmıştır.” dedi. Muslu, “Bir gün eczanede bastonlu yaşlı bir adama yer verdim, soylu ailelerden geldiğimi fark etti ve bana Efe anılarını anlattı. Bu anlatılar, daha sonra romanlarıma ilham oldu” diye konuştu. Muslu, “Yörük Türkmen köyüydü; dayanışma ve toplumsal ilişkiler beni derinden etkiledi. Bu kültür ve dil birikimi, roman ve şiirlerimde Aydın ağzı ve Türkmen Türkçesi olarak yer aldı. Yazdığım her şeyin çıkış noktası bu topraklardır.” dedi.
Köy kültürü ve çocukluk anılarım romanlarıma yansıdı
Ahmet Zeki Muslu, “İlkokul sonrası ne olacağımı bilmiyordum. Sessiz ve içine kapanıktım, ama saklı saklı dizeler yazmaya başladım. Parasız yatılı sınavını yedincilikle kazandım ve şiir benim dostum oldu. Yöremin diliyle yazmam gerektiğini fark ettim ve Aydın’ı, Tabakhane Çayı’nı, Paşa Yaylası’nı anlattım. Yazdıklarım beğenilince, Türk Dili Dergisi ve Varlık Dergisi’ne abone oldum; ajans takvimlerinde şiirlerim yayınlanıyordu. Böylece şiir dünyasına adım attım” diye anlattı. Muslu, “Bizim çocukluğumuzda okuduğumuz yerlerde kütüphane yoktu. Babam gazete, dergi alırdı ama asıl kültür, köyün yaşlılarından gelirdi. Akşamları toplanır, çay içilir, masallar anlatılırdı. Babaannem bir Türkmen kadınıydı, hayal gücü çok genişti. Bir gün Akçaova’dan Kaputaş’a giderken yolda bir taşın içinden davul zurna sesleri duyduğunu anlatmıştı. ‘Taşın gözeneğinden baktım, içeride huri gibi kızlar oynuyordu.’ derdi. O hayal gücü bana geçti sanırım.” diye anlattı. Muslu, “Bir de Cumalı Köyü’nden Memiş Dayı vardı. Köy meydanında dut ağacının altında oturur, bize Yörük Ali, Demirci Mehmet Efe, Çakıcı gibi efelerin hikâyelerini anlatırdı. Daha sonra yazdığım ‘Mor Cepkenler’ ve ‘Menderes’in İki Yakası’ romanlarında, Memiş Dayı’nın anlatım biçimini kullandım. Sanki o konuşuyormuş gibi yazdım.” diye ifade etti.
Öğrencilerle tiyatro, gazete ve dergi çalışmalarıyla şiiri sevdirmeye çalıştım
Aydın Lisesi’nde 12 yıl öğretmenlik yapan Muslu, genç kuşaklara edebiyat sevgisini aşılamaya yönelik çalışmalarını aktardı. Muslu, “Önce ana dillerini öğretiyor, ardından sanata ve edebiyata ilgi duymalarını sağlıyordum. Sosyal ve kültürel etkinliklerde öğrencilerle bir araya geliyordum.” dedi. Ergani Lisesi’nde duvar gazetesi çalışmaları yaptığını belirten Muslu, “Şiir yazan, öykü yazan, resim yapan öğrencileri teşvik ettim; yoğun ilgi olunca şiirlerin yanına vesikalık resimlerini koyduk. Çine Ticaret Lisesi’nde tiyatro oyunları ve şiir günleri düzenledik, bazen oyunları kendim yazıp sahneledim” dedi. Aydın Lisesi’ndeki çalışmalarıyla ilgili olarak Muslu, “Her sabah tarih dersine bir şairin şiiriyle başlardım. Şiir günleri, okul gazetesi ve Çığır dergisini çıkardık. Dergilerde şiirlerim yayınlanınca, çevremdeki insanları da edebiyata taşımaya çalıştım.” ifadelerini kullandı.
Aydın’ın verimli toprakları beni şiire ve yazına taşıdı
Edebiyat günleri ve dergi çalışmalarıyla Aydın’ın şiir ve edebiyat ortamına katkısını anlatan Muslu, “Daha sonra çeşitli dergilerde yazmaya başladım ve Türkiye’deki yazar ve şairlerle etkinliklerde bir araya geldim. Emekli olduktan sonra Kuşadası, Söke ve Karacasu’da Edebiyat Günleri düzenleme kurullarında yer aldım. Her etkinliğe 20-25 şair ve yazar davet ediyorduk; belediyelerden destek alarak Türkiye’nin önde gelen isimlerini etkinliğe katılmalarını sağladık. Bu süreçte Burhan Günel bana, Türkiye’de iki verimli ova vardır, verimli ovalar sanatçıyı yetiştirir, dedi. Bunlardan biri Çukurova, diğeri Menderes Ovası. Ben de Menderes Ovası’ndan çıkan isimlerden biri olarak anılmaya başladım. Aydın’ın verimli toprakları insanı da besler; sadece tarım ürünü değil, kültürü de üretir. Kültür pahalı bir iştir.” dedi. Aydın’ın kendisine olan etkisini ve eserlerine yansımasını anlatan Muslu, “Şiirim artık toplumun sorunlarını yansıtmaya başladı. Tarih ilgi alanım oldu; tarih öğretmenliği yaparak geçimimi sağladım ve bu bilgi beni roman yazmaya yönlendirdi. 1964 yılında Aydın’a geldim; bu topraklarda yetiştim ve öğretmenlik yaptım. Menderes’in iki yakasında yaşanan kurtuluş savaşını romanlarıma, şiirlerime ve oyunlarıma taşıdım.” diye belirtti.
Şiir, hayatımın ayrılmaz parçası
Ahmet Zeki Muslu, “Ben bir şiiri bir solukta yazan biri değilim. Yalnızca 30 günde bir şiir yazabilirim. Şiir çok zor bir sanattır; sözcüğü imbikten süzmek gibi bir şeydir. Yunus Emre’den Karacaoğlan’a, Nazım Hikmet’ten Atilla İlhan’a kadar büyük isimler var. Onların yazdığı yerde sizin şiir yazmanızın anlamı yoktur. O yüzden boşluğu dolduracak bir şiir yazmalısınız. Ben kendi sesimi bulmaya çalıştım.” diye aktardı. Muslu ayrıca, “50 yıldır şiirlerim yayınlanıyor, ama 300 şiirim yok. Üç beş yılda bir kitap çıkarıyorum çünkü en iyisini bekliyorum. Şiirin işçilik kısmı çok önemli; şair olduktan sonra da şair kalmak gerekir.” diye belirtti. Öğrencilerine edebiyat sevgisini aktarmayı da önemseyen Muslu,“Okulun kapısından girdiğimde şair kimliğimi bırakırdım; devletin verdiği görevimi yapardım. Derslerimde öğrenciler ilgilendi, şiirle başladığımız derslerimden iki öğrencim şair oldu. Duvar gazetesi, okul gazetesi ve dergilerle öğrencilerle birlikte edebiyatı sevdirmeye çalıştık.” diyerek öğretmenlik yıllarını aktardı.
Aydın’a katkılarım ve edebiyata bıraktığım izler
Kentin kültürel hafızasını diri tutmanın önemine dikkat çeken Muslu, “Şiir ve sanatla yaşadığınız kenti anlatabilirsiniz. Aydın’a geldiğimde şehir 25 bin, köy 1.000 kişiydi. Biz birbirimizi göz aşinalığıyla tanırdık.” dedi. Muslu, “1996’da Aydınca dergisini çıkardım, ardından Aydın Aydın bültenini yayınladım ve Afrodisyas Sanat Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini üstlendim. Parkların adlarını Aydın’ın yetiştirdiği yazarlara verilmesini; Kuvayı Milliye Meydanı’nın açılmasını önerdim. Efeler Belediyesi yayın kurulunun başkanlığına getirildim ve on sekiz kitap yayımladık.” şeklinde konuştu. Eserlerinin toplumda nasıl yankı bulduğunu da paylaşan Muslu, “Beş yıl önce İzmir Kitap Fuarı’na gitmiştim. Kitap imzalarken, 12-13 yaşlarında bir kız babasına dönüp, ‘Bak, “Deniz’in Çocuğu”nun yazarı,’ dedi. Ardından başka bir imza günümde bir erkek çocuk, yine ailesiyle fuardaydı. Adam, ‘Ahmet Zeki Muslu, “Mor Cepkenler”in yazarı,’ dedi. Benim ilk şiir kitabımın adı ‘Önce Ozanlar Çıktı Gurbete’ idi. Ahmet Zeki Muslu denildiğinde akla bu kitap geliyordu. Daha sonra “Mor Cepkenler” ve “Deniz’in Çocuğu” öne çıktı. Şiirden çok romanlarım öne çıktı, ama Aydın için yaptıklarım bunlar oldu. Belki benden sonra biri gelir, daha iyilerini yapar.” dedi.
Aydın’ın tarihini, insanını ve dilini eserlerinde yaşatan Ahmet Zeki Muslu’ya, kentin kültür mirasına kattığı değerli katkılar için teşekkür ederiz. Hayata bir toprak damlı evde gözlerini açıp, Aydın’ın tüm renklerini dizelerinde buluşturan bu üretken kalem, yeni kuşaklara yalnızca kelimeleri değil; çalışkanlığı, vefayı ve memleket sevgisini de miras bırakıyor.
Haber: Melisa Ayhan
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...