Asırlardır Anadolu’nun yaylalarında ve dağlarında göçebe yaşamları ile adlarını yaşatan Yörükler, doğadaki yaşam biçimleri ve doğa ile kurdukları güçlü bağlarla gelenekleri, görenekleri ve dayanışma ruhları ile dikkat çekiyor. Genellikle küçükbaş hayvancılıkla hayatlarını geçindiren ve çadırlarda yaşamlarını devam ettiren Yörükler, modern yaşamın sürekli değişen tüketim kültürüne rağmen kendilerine has kültürlerini yaşatmaya devam ediyorlar. Kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel yaşam biçimleri, yemekleri ve el emeğine dayalı yenilenebilir üretimleri yalnızca bir yaşam biçimi değil aynı zamanda Anadolu topraklarının köklü kültürel mirasının önemli bir parçası haline gelmiştir.
Yörük yaşamı, Anadolu kültürünün köklü mirasçılarından biri olarak, doğa ile iç içe bir yaşam tarzını benimseyen, göçebe hayatının en büyük örneklerinden birisi olarak günümüze kadar uzanan yaşam biçimidir. Yörükler geçimlerinin büyük bir bölümünü hayvancılık yaparak sağlarlar. Mevsimlere göre göç yapan yörükler yaz aylarında Toros dağlarına, kış aylarında Akdeniz kıyılarına göç ederek mevsim şartlarından olumsuz etkilenmelerini önüne geçmeye çalışırlar. Yörükler, göç ettikleri bölgelerde aile çadırları kurarak kendilerine bir ev inşa ederler. Yörüklerin devam ettirdiği Çadır kültürü Türkiye’nin en önemli kültürel mirasları arasında yer alır. Yörük kültürü ve geleneklerinin geçmişten günümüze uzanan bu derin ve anlamlı yolculuğunu öğrenebilmek için yörüklerin görüşlerine başvurarak Burdur ilinin Bucak ilçesine bağlı Kestel köyünde yaşayan Yörük Ali Ölmez, Yörük Mehmet Çalışkan, Yörük Hasan Cansu ve eşi Yörük Gülnaz Cansu, Kestel köyü muhtarı Hasan Durmaz görüşerek bilgiler aldık. Yörük tarihinin Osmanlı’dan günümüze uzanan asırlık varlığını öğrenmek için ise Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) İnsan ve Toplum Bilimi Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Musa Gümüş ile röportaj gerçekleştirdik.
“Yörükler doğayla düşman değil dost olur”
Yörük Ali Ölmez, yörük bir ailede büyüdüğünü ve çocukluğundan bu yana göçebe bir hayat yaşadığını belirterek, yörüklerin göç ettikleri her bölgede doğayı dost bildiklerini düşmanca davranıp doğayı yok etmediklerini vurguladı. Yörük Ali Ölmez, “Yörük çadırında doğdum, keçilerle arkadaş, doğayla dost oldum. Babam ve annem, beni ‘yörükler doğayla düşman değil dost olur’ diyerek büyüttü, bende çocuklarımı babam ve annemin sözleri ile büyüttüm. Biz yörüklerin çocuklarına bırakabileceği lüks hayatları, pahalı evleri olmadı ama dünyanın hiçbir yerinde göremeyecekleri bir kültür ve doğa sevgisini miras bırakıyoruz. Bugün bana sahip çıkan bu doğa gelecekte torunlarıma da sahip çıkacak ve ev sahipliği yapacak. Bu yüzden şehirde, köyde ya da yaylada nerede olursak olalım doğamızı ve kültürümüzü sevip korumalıyız.” dedi.
“Yörük demek göç eden demek göç etmeden yörük olunmaz”
Ölmez, “Yazın sıcağından hayvanlarımızı ve kendimizi korumak için Kestel köyünün Karabayır yaylasına çıkarız, kışın gelmesine doğru daha sıcak olan Ergenli Pınar bölgesine ineriz. Buradaki her yörüğün benimsediği belirli bölgeler vardır, göç zamanlarında birbirimize yardım ederek bölgelerimize göç ederiz. Yörük demek göç eden demektir, göç etmeden yörük olunmaz.” diyerek, yörüklerin belirli zamanlarda bulundukları bölgeden, mevsim şartlarına göre göç ettiklerini vurguladı. Mevsimlerin ve hayatın değişmesi ile birlikte göç mesafelerinin kısaldığını, eski yörükler gibi şehir değiştirmediklerini, çoğunlukla bulundukları şehirlerin içerisinde göç ettiklerini belirtti.
Zor ama vazgeçilmez bir kültür
Yörük Hasan Cansu, “Buralar yörük memleketi, dağda yaşayan da yaşamayan da yörüktür. Burdur Teke Yöresidir, insanlarıda teke yörüğüdür. Yörük kültürü zor ama vazgeçilmez bir kültür. Yemekleri, yaşam biçimleri ve insan ilişkileri yörüklüğün en güzel yanıdır. İnsanlar bizim yaşam biçimlerimizi garipserler ama biz doğa ile iç içe yaşıyoruz. Dünyanın en güzel yeri değil midir doğa? Biz yörükler için öyledir, buralarda çok yörük var hepimiz çok çalışırız, çok yoruluruz ama oldukça sağlıklıyız. Bunun en büyük nedeni doğanın içinde yaşıyor olmamız. O yüzden yörük kültürü bambaşkadır. Özellikle kış aylarında çok zorlanıyoruz, soğuk havalarda işlerimiz aksıyor ve ısınma problemleri yaşıyoruz ama bu şehirlerde de olabilecek bir durum, o yüzden bazı zorlukları var diye bu kültürden vazgeçemeyiz.” sözleri ile yörük yaşamında karşılaşılan zorluklara değindi. Zorluklara rağmen sahip oldukları kültürü değişmeyeceklerini vurguladı.
Yörük kültürünün sembolüdür çadır
Yörük Ölmez,”Çadırlarımızı göç ettiğimiz bölgenin hava şartlarına göre kurarız. Rüzgarın estiği yönden, güneşin doğduğu yöne göre çadırlarımızı kuracağımız yeri planlarız. Modernleşen hayatta bizde her konuda yörük kültürünü koruyamadık, atalarımız gibi keçi kılından yapılan çadırlar yerine branda çadır kullanıyoruz. Ama çadırlarımız değişmiş olsa bile içinde devam eden kültür hala aynı, çadırımızın içindeki ocağımız, sobamız, kara kazanımız hepsi olduğu gibi devam ediyor.” sözleriyle yaşam şartlarının değişmesi ile yörük kültüründen eksilen mirasların tam anlamı ile kaybolmamış olmasa bile bazı değişimler yaşadığını belirtti.
Çadırı ayakta tutan kadındır
Yörük Gülnaz Cansu, yörük kültüründe kadınların ev işlerinden hayvan bakımına kadar bir çok işi üstlendiklerini ve göç zamanlarında kadınların önemli bir role sahip olduğunu vurgulayarak, çadırı ayakta tutanların yörük kadınları olduğunu belirtti. Yörük Gülnaz Cansu, “Yörük hayatı zordur, düşünüldüğü kadar kolay değildir. Sabah gün doğmadan uyanır hayvanlarımıza bakarız ama işlerimiz hayvan bakımı ile sınırlı değil. Hayvanların yemleri, otları ve balyeleri aynı zamanda yaşadığımız çadırın işleri ve yazlık, kışlık hazırlıklarımız sürekli devam eder. Yaz aylarında kışın sobada yakmak için odun toplamaya dağa gideriz, kendi sebzelerimizi ekeriz ve hayvanlarımızın kış aylarını yiyeceklerini temin ederiz. Bu işlerin her birinde kadının emeği vardır. Hayvan bakımından ev temizliğine kadar her işi kadınlar da yapar. Yörük hayatında çadırı ayakta tutan kadındır; çalışır, çabalar ve asla yorulmaz.” dedi.
“Modernleşme yörüklüğü sınırlı hale getirdi”
ADÜ İnsan ve Toplum Bilimi Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Musa Gümüş, modernleşme ile birlikte yörüklüğün sınırlı hale geldiğine değindi. Gümüş, “Osmanlı devletinde yörükler ele avuca sığmayan, hayatlarını devam ettirmek için sürekli hareket halinde olan bir kültür grubuydu, yörükler yazlak ve kışlak olarak düzenli bir şekilde göç ederler. Yaşadığımız çağın getirdiği modernleşme yörüklüğü sınırlı hale getirdi. Göç etmek zorlaştı şehirleşme ile ağaçların yerini betonlar aldı bu durum yörüklerin yaşam alanlarını azalttı. Göçebe yörükler yerine yerleşik yörük grupları ya da çift bölgeli yörük grupları oluştur. Çift bölgeli yörük gruplarının, yazın ve kışın gidecekleri yerler her zaman aynıdır ve iki bölgenin mesafesi birbirine yakındır aynı zamanda yaz ve kış için kaldıkları bölgelerdeki yaşam alanlarını, çadırlarını ve ahırlarını bozmadan diğer bölgeye göç ederler. Göç sırasında sadece hayvanları ve kendileri göç halinde olurlar. Modernleşme sınırlı hale getirdik desekte neredeyse yok etti.” dedi.
Göçer ya da yerleşik hepimiz yörüğüz
Yörük Mehmet Çalışkan, yörüklerin konar göçer hayatla bilinmesine rağmen son yıllarda yerleşik yörük hayatına geçtiklerini belirtti. Yörük Mehmet Çalışkan, “Benim çocukluk yıllarımda yaz aylarında köyde az insan kalırdı, çünkü herkes hayvanları ile birlikte dağa göçerdi. Günümüzde bu durum değişmeye başladı, çoğu kişinin köyde ya da dağda yerleşik hayatı oluşmaya başladı ve konar göçer yörüklük azalmaya başladı. Göçer ya da yerleşik hepimiz yörüğüz, değişen tek şey yaşamın sabitlenmesi; bu bizim yörük olduğumuzu değiştirmez. Geçmişte hayvalarımı dağda güderdim; şimdi evim köyde, hayvanlarımın ahırları burda ama ben hala sabah erkenden kalkar hayvanlarımı ovaya gütmeye götürürüm. Geçimimi hayvanlarımdan sağlıyorum, eşim Bahriye Çalışkan ev işleri ve güdülmeye gitmeyen hayvanlar ile ilgileniyor, geriye kalan zamanda kendi sebzelerimizi yetiştiriyoruz. Aynı zamanda sebze de satıyoruz. Yörük kültürü tam olarak bu. Bir ekip çalışması vardır, kadını da erkeği de ev için çabalar.” dedi.
Yeşil Kestel yörük kültürünün yaşatılabileceği mükemmel bir coğrafya
Kestel köyü muhtarı Hasan Durmaz, yörük kültürü için yaşanılan coğrafyanın önemine değinerek yörüklerin dağda ve yaylada kurdukları çadırların yerlerini nasıl tahsil ettiklerini ve bu yerler için gerekli izinlerin nasıl alındığını anlattı. Kestel köyü muhtarı Hasan Durmaz, “Yeşil Kestel, yörüklüğün yaşatılabileceği mükemmel bir coğrafya. Hem yeşil alanları hem de sulak bölgeleri ile hayvancılığa elverişli bir bölge. Bu sebeple köy vatandaşları büyük oranda hayvancılık yaparak geçimlerini sağlıyorlar. Köylülerimiz hayvanlarını otlatma için çoğu zaman köy muhtarlığına bağlı yaylaları tercih ediyorlar. Bu durumda muhtara sözlü veya yazılı bir bildiri yaparlar, eğer o yayla otlak olmaya uygunsa köy çıkarları doğrultusunda bir fiyat belirlenir ve kiralanır. Eğer kullanılmak istenilen alan devlet arazisi veya orman arazisi ise Orman ve Tarım Bakanlığından resmi izin alınması gerekir. Resmi izin alınmadan kurulan her çadır suçtur ve bu yörük kültürüne yakışmaz, bu sebeple her yörük izinleri tamamladıktan sonra çadırlarını kurmaya başlar. Resmi izinler alınmış olsa dahi yörüklerin uyması gereken bazı konular var: Çadırın kurulduğu bölgedeki suyun, otlağın ve çevrenin korunması zorunludur aynı zamanda köy muhtarlığa ait kiralanan bölgeler 2 ay ara ile muhtar ve azaları tarafından kontrol edilir, kurallara uymayan kişiler o bölgeden çıkarılır. Yörük kültürü önemli ama bir o kadar doğamız da önemli. Doğa yoksa yörüklükte olmaz.” sözleri ile yörüklerin yaşamlarını kurarken yaşadıkları süreçlere değindi.
“Anadolu kültürü ve Yörük kültürü iç içedir”
Prof. Dr. Gümüş, “Anadolu kültürü, tarih boyunca birçok farklı topluluğun kültürünü taşıyan çok katmanlı bir yapı sergiler. Bu kültürün içinden Yörük kültürünü çıkartmak ya da ayrı bir kültür gibi söz etmek doğru değildir. Anadolu kültürü ve Yörük kültürü iç içedir, ayrılamaz. Yörüklerin basma donları, yemekleri, müzikleri, töreleri ve el sanatları sadece Yörük kültürünü geliştirmek ile kalmamış aynı zamanda Anadolu kültürünün omurgası haline gelmiştir. Yörükler ya da Yörük kültürü Anadolu kültüründen ve insanından ayrı değildir. Giyimimizden yemeğimize çoğu özelliğimiz birbirimizden esinlenerek ya da paylaşarak kazandığımızı değerlerdir.” diyerek, Anadolu kültürü ve Yörük kültürünün birbirini beslediğini vurguladı.
Yörük çadırlarının kapısını bize açan Yörük Ali Ölmez, Yörük Mehmet Çalışkan, Yörük Hasan Cansu ve eşi Yörük Gülnaz Cansu’ya, yörüklerin göç zamanlarında ve göç ettikleri yerlerdeki uymaları gereken kuralları bizimle paylaşan Kestel köyü muhtarı Hasan Durmaz’a ve yörüklüğün tarihi bilgilerini bizimle paylaşan Aydın Adnan Menderes Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimi Fakültesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Musa Gümüş’e teşekkür ederiz.
Haber: Duygu Gümüş
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...