Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


GENÇ GEZGİNLER: YOLDA OLMANIN ÖZGÜRLÜĞÜ

01.04.2023
Yaşam

 

Jack Kerouac, “Yolda” kitabında, “Gökyüzü geniş, hayat kısa, hayaller sonsuzken yol özgürlüktü. Yol dostluktu, maceraydı; sonsuz olasılığın toplamı, yaşamın kaynağıydı.” diye yazmıştı. Bazıları yerinde duramaz, yollara düşer, öğrenir ve yaşar. Farklı şehirleri ve insanları tanır. Sadece başkalarını değil, kendisini de tanır. Gezgin yaşam tarzını benimseyen Enes Aktaş, Burak Nefesoğlu ve Emin Karaçoban’ın deneyimlerini öğreneceğiz.

 

Gezginliğe dair ilk hevesinin, lise yıllarında bir Sivil Toplum Kuruluşu sayesinde arama kurtarma projelerine gönüllü olarak katılmasıyla, farklı şehirlere yolculuk ederek ve yardımlaşarak başladığını söyleyen 23 yaşındaki genç gezgin Enes Aktaş, “Bazen ormana gider kamp yapardık. Sonra bunun bana çok iyi hissettirdiğini fark ettim. Daha sonrasında, kendi malzemelerimi alıp tek başıma kamp yapmaya başladım. O dönem, bu benim için toplumun ördüğü sınırlardan bir kaçış aracı ve aynı zamanda kendimi deneme, sınama olanağımdı. Sonrasında ise bu kamp süreçlerini arttırdım. Bir hafta boyunca tek başıma kamp yapabildiğimi fark ettim ve kendime ‘Ormanda tek başınasın, bir de insanların olduğu yerlerde dene de görelim’ dedim. Denedim ve inanılmaz özgür hissettirdi. Yanlış hatırlamıyorsam, ilk uzun soluklu turumu lise sonda yapmıştım.” sözleriyle gezginlik serüvenin nasıl başladığına dair açıklamalarda bulundu.

 

“Benim motivasyonum yolun kendisi”

Yollarda olmanın ve farklı şehirleri gezerek birçok insan tanımanın, onu motive ettiğini belirten Aktaş, “İlk zamanlarda yolculuk benim için bir kaçıştı. Sonrasında fark ettim ki insan kendinden kaçamıyor. Yola devam ettim. Bir şey arıyordum ama ne olduğunu bilmeden. Sonunda yol, bana istediğim her şeyi verdi. Benim motivasyonum yolun kendisi, bunu anlamam iki yılımı aldı. Fakat kesinlikle buna değer çünkü şu an bunları yazdığım yerde, her şeye sahip olduğumu düşünüyorum. Ayrıca, ilk yolculuklarında neredeyse 10 kilo çanta ile gezdiğini ama neye, ne zaman ihtiyacı olacağını bilmediğinden, başlarda zorlandığını vurgulayan Aktaş, bu durum hakkında şunları söyledi: “Yeterince az eşya ile gezmeyi, bana yolda olmak öğretti. Artık 5 kiloyu aşmayan bir çantaya sahibim ve bu bana yeterli oluyor. Çantamın içindekileri saymak gerekirse; çadır, uyku tulumu, birkaç parça kıyafet ve bazen gideceğim bölgeye göre değişiklik gösteren 2-3 kiloluk farklı materyaller var” ifadelerini kullandı.

 

“Gürcistan, Kıbrıs ve İran’da bir süre gezme fırsatı buldum”

İlk zamanlarda, nereye yolculuk ettiğini çok önemsediğini, çünkü insanlara gittiği yerleri göstermek, “Bak şuraya gittim, şu kadar şehir gezdim” şeklinde duyurma isteği olduğunu söyleyen Aktaş, “Artık umursamıyorum, çünkü nerede olduğumun ya da nereye gittiğimin pek bir önemi yok. Size şöyle özetleyeyim: Sanırım Türkiye’de gitmediğim yalnızca 9-10 şehir kaldı. Yurt dışında ise Gürcistan, Kıbrıs ve İran’da bir süre gezme fırsatı buldum. Bu 3 ülke arasından seçeceğim ülke kesinlikle İran olurdu, çünkü tarihi, insanları, misafirperverlikleri ve daha birçok özelliği ile çok ilgimi çekmişti. Hala gezmek istediğim, hayalini kurduğum çok fazla yer var.” ifadelerini kullanarak, seyahat tecrübelerinden ve gittiği ülkelerden bahsetti.

 

“Bu tür yaşam tarzında ihtiyacımız olan tek şey, her şeyin daha azı”

Gezmenin ve yola çıkmanın anlık gerçekleştiğini, evden çıkarken, örneğin “Karadeniz’e gideceğim” diyerek oraya doğru yola çıktığını, ama sonrasında planın yola göre şekillendiğini söyleyen Aktaş, “Türkiye’de yol öğrenmek bence çok kolay, özellikle de Doğu bölgesinde geziyorsanız. Sadece yol tarifi sorduğum insanların evinde kaldığım çok zaman oldu. Yemek de keza öyle, fakat bizim de kendimize göre bazı yolculuk etme sırlarımız var. Benim gezi şeklim ‘otostop’. Sadece elimi kaldırıyor ve herhangi bir aracın durması için bekliyorum. Maddi gelir için ise bazen günlük işlerde çalışıyorum çoğu zaman da hediyelik eşya, bileklik satarak gelir elde ediyorum. Bunun yeterli olmadığını düşünebilirsiniz ama bana yetiyor. Bu tür yaşam tarzında ihtiyacımız olan tek şey, her şeyin daha azı bence.” şeklinde aktardı.

 

“Benim ve birçok arkadaşımın zorlandığı tek şey kendileri”

Gezgin olmanın, kişiden kişiye değişen zorlukları olduğunu vurgulayan Aktaş, “Bu durum kimisinde çevre ya da aile baskısı, kimisinde ise içsel dönüşümler olarak çok zorlayıcı oluyor. Fakat benim ve birçok arkadaşımın zorlandığı tek şey kendileri. Çünkü, insan bu yolculukta çok fazla düşünme ve kendine sorular sorma fırsatı buluyor.” sözleriyle, gezgin olmanın insanlar üzerindeki psikolojik etkileri olabileceğinin altını çizdi.

Ailesinin, yaşam tarzından dolayı onu çok zorlamadığını ancak kendisine özlem duymalarından dolayı bazen sitem ettiklerini ifade eden Aktaş, “Çevremdeki çoğu insan, benim yaşam tarzıma imreniyor. Tüm yaşamı boyunca özgür olmayı ve hiçbir şey düşünmemeyi herkes ister. Aslında insanların özendiği ya da istediği şey, benim yaşam tarzım değil, daha az sorumluluk sahibi olmak.” sözleriyle durumu özetliyor.

 

“Gözleri körlük derecesinde olan ve köpeği ile gezen bir kız arkadaşım var”

Yollara çıkmayı ve gezgin olmayı merak edenlere “Gerçekten istiyorsanız kesinlikle bir kere de olsa deneyin.” önerisinde bulunan Aktaş, “Naçizane fikrim, çıkıp birkaç gün gezip geri dönün, sonrasında isterseniz daha uzağa gidin ve bunu tekrarlayın. Bunu bir süre devam ettirin ve bu yaşam tarzının sizin için iyi olup olmadığını kendinize sorun. ‘Ben kadınım yapamam’, ‘benim param yok’ gibi düşünceler oldukça önemsiz. Benim, gözleri körlük derecesinde olan ve köpeği ile gezen bir kız arkadaşım var. Eğer gerçekten isterseniz her şeyin gerçekleşebileceğini düşünüyorum. Tabii bu sadece gezmek için değil, hayatta her şey için geçerlidir.” sözleriyle, gezgin olmak için bahanelerden kurtulmak gerektiğinin altını çizerek, bu tecrübeyi herkesin yaşaması gerektiğini vurguladı.

 

“İçinde yaşadığım kentlerin sıkıntısı, içimde büyüdükçe seyahatlere çıktım”

Yaklaşık iki yıl önce, tüm dünya ülkelerini ziyaret etmek üzere yola çıktığını ve gezgin olmaya çalışma hikâyesinin arkasında bir tür “huzursuzluk” olduğunu söyleyen Burak Nefesoğlu, “Büyük kentlerin içinde yaşayıp giderken, mevcut sistemin dayattığı her şeye karşı bir huzursuzluk hissettim.  İnsan, bir kentte yerleşik bir yaşam sürmeye başladığı andan itibaren kent onu sınamaya, eleştirmeye başlıyor ve onu bir kalıba girmeye, fabrikalarında çalışmaya, banka sıralarında beklemeye, saatlerini bir otobüsün ya da metronun içinde harcamaya zorluyor. Benim yolculuklarım da hep böyle hissettiğim anlarda başladı. İçinde yaşadığım kentlerin sıkıntısı, içimde büyüdükçe seyahatlere çıktım. Yolda olmak, hiçbir yerde olmamak anlamına da geliyordu. Böylece kendimi kentlerin gürültüsü, zorbalığı ve yetmezliğinden kurtarma gereği duydum. Önce Türkiye’yi gezdim. Birçok şehre gidip, binlerce kilometre yol kat ettim. Türkiye’nin bittiği yerde de karşıma dünya çıktı. Ben de ‘neden olmasın?’ dedim ve dünya turuna çıktım” diye açıkladı.

 

“En az maliyetle seyahat etmeye çalışıyorum”

Sıcak iklimi bulunan ülkeleri gezmeyi sevdiğini belirten Nefesoğlu, “Yurt dışında ise şimdiye dek Gürcistan, Kuzey Kıbrıs, Makedonya, Arnavutluk ve Karadağ’da bulundum. Özellikle Afrika Kıtasını ve Güney Amerika’yı çok merak ediyorum. Seyahat planımı hava şartlarına, vize durumuna, ülkenin pahalılık durumuna ve mesafeye göre yapıyorum. Çünkü en az maliyetle seyahat etmeye çalışıyorum ve bu benim için en önemli husus. İlk aşamada otostopla seyahat etmeyi, sıcak ülkelerde bulunmayı ve vizesiz kolayca girebileceğim ülkeleri tercih ediyorum. Daha pahalı, soğuk ve uzak ülkeleri sona saklıyorum.” sözleriyle tecrübelerinden ve hayallerinden bahsetti.

Gezgin olmanın, en başta konfor alanının dışında olmak anlamına geldiğini vurgulayan Nefesoğlu, “Özellikle benim gibi ‘parasız’ gezginler için epey zorlu olabiliyor. Şehirlerde çadırda kalmak bazen güvenlik sorunları doğurabiliyor. Yağmurda ıslanıyor, güneşte yanıyor, rüzgârda saklanıyorsun. Barınma için genellikle çadır kullanıyorum. Arada sırada hostellerde kalıyorum. Eğer mümkünse otostopla ya da ucuz uçak biletleri bularak seyahat ediyorum. Mesela Balkan turuna başlarken Makedonya’ya uçakla gitmek zorundaydım ama oradan Karadağ’a otostop çekerek geçtim. Bu hem ucuz hem de daha eğlenceli bir seyahat yöntemi. Gittiğim her ülkede kendi yaptığım ya da Türkiye’den aldığım bileklikleri satıyorum ve tek gelir kaynağım bundan oluşuyor.” ifadelerine yer verdi.

 

“Şiir ve kısa öyküler yazıyorum”

Ömrümün sonuna kadar böyle yaşamayacağını belirten Nefesoğlu, “İleride yerleşik bir hayatı da düşlüyorum. Hali hazırda şiir ve kısa öyküler yazıyorum. İki tane de yayımlanmış şiir kitabım var. Yolculuklarımdan beslenerek zaman içinde tecrübelerimi şiir ve yazılarımda kullanarak, ilerde şiir ve öykülerle hayatımı sürdürmek istiyorum.” diye ekledi.

Yollarda her şeyden önce insanlara güvenmeyi tercih ettiğini söyleyen Nefesoğlu, “Başkalarını kötü anlamda ‘yabancılar’ olarak görmektense, onlarla çabucak arkadaş olmayı ve iletişim kurmayı yeğliyorum. Nerede olursam olayım, insanların iyi ve güzel yanlarına odaklanmaya çalışıyorum. Bence hepimiz aynıyız. Ne yaptığımız, nerede yaşadığımız, neye inandığımız fark etmez. Çünkü bir yerde sorunlarımız ortak. Ankara’daki bir insanın hayatındaki sorunlar ile farklı ülkenin bir şehrinde yaşayan insanın hayatındaki sorunlar da aşağı yukarı aynı oluyor. Birbirimizi anladıkça, çok da farklı olmadığımızı anlıyoruz. Ayrıca bir gezgin olarak, gittiğim her yerde ilgi görüyorum ve insanların nezaketiyle karşılaşıyorum.” diyerek bunun kendisini daha çok mutlu ettiğini vurguladı. 

 

“Karşılaşacağım her insandan farklı şeyler öğrenmek istiyordum”

Günlük hayatın rutinliği ve sıradanlığının, onu yola çıkmaya ve gezgin olmaya yönelttiğini söyleyen 22 yaşındaki Emin Karaçoban, “Önceden fabrika işçisi olarak çalışıyordum, bu bana çok sıradan ve yorucu geliyordu. Rutinden kurtulmak, sürekli hareket halinde olmak ve karşılaşacağım her insandan farklı şeyler öğrenmek istiyordum. Bunu da yollara düşüp, gezerek sağlayacağımı düşündüm. Kısaca, yeni şeyler öğrenmek ve farklı kültürleri keşfetmek istiyordum.” sözleriyle, gezginlik macerasının nasıl başladığını anlattı.

 

“Tayland turistler için yaratılmış bir ülke gibi”

Seyahat planlarının çok spontane geliştiğini, fikirlerin ve şartların sürekli değişim halinde olduğunu belirten Karaçoban, “Türkiye’de bütün bölgeleri gezdim ve 60’a yakın şehirde konakladım. Yurt dışında ise Gürcistan, Azerbaycan, İran, Irak, Kıbrıs, Bosna Hersek, Kosova, Arnavutluk, Karadağ, Tayland, Malezya, Singapur, Kamboçya, Hong Kong ve Tayvan gibi ülkelere gittim. Yurt dışında en çok sevdiğim yerlerden biri Tayland. Hem doğal güzelliği ilgimi çekiyor hem de turistler açısından imkanları olan bir yer. Çünkü Tayland turistler için yaratılmış bir ülke gibi geliyor bana. Bizim yaşam tarzımızı benimsemiş insanlar kolayca bir şeylere erişebiliyor. Ayrıca, Japonya ve Güney Kore ise çok merak ettiğim ve gezip yaşamak istediğim yerler arasında yer alıyor.” diye ekledi.

 

“Gezgin yaşam tarzına özel telefon uygulamaları var”

Yanında taşıdığı giysi ve eşyaların gittiği bölgelere göre değişiklik gösterdiğini, çoğu zaman gittiği ülkeye ya da bölgeye özel giysiler edinip bir süre onlarla idare ettiğini vurgulayan Karaçoban, “Bölgede kullandığım eşyaları, ayrılmadan önce bağışlıyor veya satıyorum. Maddi geliri ise yollarda çalışarak ya da yine gittiğim bölgede hangi işin daha aktif ve maddi getirisi iyiyse ona yöneliyorum. Ayrıca, teknolojinin gelişmesiyle birlikte gezgin yaşam tarzına özel telefon uygulamaları var. Mesela gezginlerin buluşma ayarlayabildiği, evlerini özellikle sadece gezginlere açabildiği ya da gezginlere özel günübirlik iş ilanlarının olduğu uygulamalar bulunuyor.  Bunun yanında yardımlaşmalar çok fazla oluyor. Özellikle en çok İran’da misafirperverlik kültürünün yaygın olduğunu gözlemledim. Çünkü otostop ile arabasına alan ve sokakta iletişim kurduğum insanlar sürekli bir yardım etme hevesi içindeler. Evlerini ve sofralarını açıyorlar. Ancak tabii ki daha soğukkanlı insanların olduğu farklı bölgelere de denk gelebiliyoruz.” sözleriyle, seyahatlerinde yaşadığı tecrübelerden bahsetti.

 

Sade yaşamdan etkilenerek günlük hayatlarındaki alışkanlıklarını düzenleyen ve tarzlarına uygulayan genç gezginler Enes Aktaş, Burak Nefesoğlu ve Emin Karaçoban bizlere farklı şehirler ve yollardaki deneyimlerini aktardı.

 

Haber: Doğukan Dere

EN ÇOK OKUNANLAR

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

CUMHURİYET’İN İLK KADIN MUHTARI: GÜL ESİN

Mustafa Kemal Atatürk, her zaman Türk kadınını modern toplumun simgesi ...

HAMAMÖNÜ EVLERİ

Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

HAMUR YAĞI MUCİZESİ

Zeytinyağı mucizesini bilmeyen yoktur. Kalp ve damar sağlığı başta olmak ...

TÜRKİYE'NİN İLK MATEMATİK MÜZESİ

Aydın'ın Efeler ilçesinde, Türkiye'nin ilk matematik müzesi olma özelliğine sahip ...

DOĞUNUN SAKLI CENNETİ: CİLO DAĞLARI SAT BUZUL GÖLLERİ MİLLİ PARKI

Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı, 3 bin 400 rakımlı Saklı Cennet ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00