Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Programları Bölümünde görevli Doç. Dr. Meltem Çengel, son 20 yılda öğrencilerin motivasyonundan teknoloji kullanımına kadar eğitimde önemli değişimler yaşandığını söyledi. Özellikle son yıllarda teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte öğrencilerin derslere yaklaşımının, öğrenme alışkanlıklarının ve sorumluluk anlayışının farklılaştığını anlattı.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Programları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Meltem Çengel, öğretmenlikten akademisyenliğe uzanan meslek hayatı boyunca öğrencilerde yaşanan değişimi yakından gözlemlediğini belirtti. Eğitim sürecinin de bu değişime ayak uydurmak zorunda olduğunu vurgulayan Çengel, öğretmenlerin artık yalnızca bilgi aktaran değil, öğrencilerin bilgiyi sorgulamasını ve doğru kullanmasını sağlayan bir rol üstlenmesi gerektiğini aktardı.
Saygıdan çok motivasyon değişti
Geçmişteki öğrencilerle günümüz öğrencileri arasında en çok tartışılan konulardan birinin saygı meselesi olduğunu belirten Çengel, kendisinin bu konuda çok büyük bir değişim gözlemlemediğini söyledi. Asıl konuşulması gereken değişimin motivasyon alanında olduğunu vurguladı: “Öğrencilerin davranışlarında çok büyük bir saygı değişimi olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Yani hep söylenen öğrenciler saygısızlaştı algısına üniversitede şahit olmadım. Ama başka bir fark var. Özellikle akademik konularla ilgili motivasyon açısından ciddi bir değişim olduğunu düşünüyorum. 20 yıl önce öğrenciler derslerle ve akademik çalışmalarla daha ilgiliydi. Üniversiteye gelen öğrencilerin altyapısı da daha güçlü olabiliyordu. Şu anda ise bazı öğrenciler üniversiteyi çok anlamlı bulmuyor gibi görünüyor. Yani çok fazla çaba sarf etmek istemeyen bir öğrenci profili var. ‘Çaba sarf edeceğim de ne olacak?’ gibi bir duygu hissediliyor. Bu da doğal olarak motivasyonu etkiliyor.” Geçmişte uygulanan bazı disiplin yöntemlerinin eğitim açısından doğru olmadığını da belirten Çengel, özellikle fiziki cezaların pedagojik olarak kabul edilemez olduğunu şu sözlerle vurguladı: “Geçmişte öğretmenlerin öğrencileri cetvelle korkutması ya da fiziksel ceza uygulaması gibi yöntemler vardı. Artık biliyoruz ki fiziksel cezanın eğitim açısından hiçbir katkısı yok. Zaten bugün pedagojik olarak da kabul edilen bir yöntem değil. Dolayısıyla başarıyı bu tür yöntemlerle açıklamak doğru değil.” Günümüzde asıl sorunun öğrencilerin karşı karşıya kaldığı dikkat dağıtıcı unsurların artması olduğunu belirten Çengel, teknolojinin bu noktada önemli bir faktör olduğuna dikkat çekti: “ Geçmişte elektrik olmayan bir odada mum ışığında ders çalışarak başarıya ulaşabilen öğrenci profillerine ait örnekler aslında uyarıcı azlığından kaynaklıdır. Bugün çok daha fazla uyarıcı var. Hepimiz için geçerli bu. Telefon, sosyal medya, sürekli akan içerikler var. Eğlenceye ulaşmak çok kolay ve neredeyse hiç efor gerektirmiyor. Telefonu elinize alıp ekranı kaydırmak bile uzun zamanınızı alabiliyor. Dolayısıyla bu kadar çok uyarıcı içinde konsantre olmak ve ders çalışmak geçmişe göre daha zor hale gelebiliyor.”
Öğrenciler artık gerçek alanlarda sosyalleşmiyor
Teknolojinin öğrencilerin yaşam biçimini önemli ölçüde değiştirdiğini belirten Çengel, geçmişte öğrencilerin sosyal hayatlarının daha aktif olduğunu, “Yirmi yıl öncesini düşündüğümde öğrenciler daha sosyaldi. Arkadaşlarıyla dışarı çıkarlardı, sohbet ederlerdi. İnsanların bir araya gelip konuştuğu bir sosyal hayat vardı. Şimdi ise sosyal medya mecraları çok daha önemli bir etkileşim alanı haline gelmiş durumda ve bu noktada öğrencilerin sosyal medyada geçirdiği zamanın ne kadar verimli olduğu önemli bir soru. Çünkü çoğu öğrenci bu alanları sadece zaman geçirmek için kullanıyor. Biz buna sanal aylaklık diyoruz. Yani internet üzerinde siber aylaklık yapmak gibi bir durum ortaya çıkıyor.” sözleriyle ifade etti.
Bilgiye ulaşmak kolaylaştı, ödevler anlamını yitirdi
Bilgiye erişimin kolaylaşmasının eğitim sürecini köklü biçimde değiştirdiğini söyleyen Çengel, klasik ödev yöntemlerinin artık eskisi kadar etkili olmadığını, “Artık öğrenciler bilgiye çok hızlı ve kolay şekilde ulaşabiliyorlar. Bu yüzden bilgiye ulaşma ya da bilgi özetleme üzerine kurulu ödevler anlamını yitirmiş durumda. Çünkü öğrenci bu tür işleri çok kolay şekilde yapay zekâ araçlarına yaptırabiliyor. Eskiden yazılı ödev verirdim. Ama şu anda yazılı ödev verdiğimde öğrenciler bunu yapay zekâya yaptırıp geliyorlar. Dolayısıyla gerçek bir okuma ve yazma süreci oluşmuyor. Bu yüzden çoğu ödevi sınıf ortamında yaptırıyorum. Öğrencilerin gerçekten kendilerinin yazdığını görmek için bu yöntem daha sağlıklı oluyor. Sadece ödev değil, öğrencinin derse ilgisini sağlamak da zorlaştı. Günümüz öğretmenleri sürekli yeni yöntemler deniyor. Benim en sık kullandığım yöntem, teorik olarak bir konuyu işledikten sonra konu ile bağlantılı bir film izlemelerini sağlayarak uygulamaya dökmek. Sınıfta izledikleri film üzerinden de etkileşimli olarak tartışmak hem konuyu pekiştiriyor hem akılda kalıcılık sağlıyor. ” şeklinde vurguladı.
Gençlerde sorumluluk duygusu zayıflıyor
Öğrencilerde sorumluluk alma konusunda da değişim gözlemlediğini söyleyen Çengel, bunun toplumsal koşullarla bağlantılı olduğunu şu sözleri ile ifade etti: “Bence öğrenciler sorumluluk almak istemiyor. Bunun bir nedeni de içinde bulundukları dünyayı kontrol edebildiklerine dair güçlü bir inançlarının olmaması. Benim öğrencilik dönemimde çok çalışırsam başarılı olabileceğime inanıyordum. Bugünün öğrencilerinde ise farklı bir algı var. Şu anda öğrencilerin büyük bir kısmı bir yerlerde bir tanıdığı olmadan hiçbir şey olamayacaklarını düşünüyorlar. Bu düşünce doğal olarak çaba harcama isteğini azaltıyor. Çünkü öğrenci çalışmanın sonuç getireceğine inanmıyor. Bu sebeple geçmişe bakıldığında benim zamanım için başarı oranı, başarıyı isteme, buna uygun çaba sarf etme gibi durumlar daha çoktu.”
Gençler teknolojinin üreticisi olmalı
Teknoloji çağında en önemli ayrımın üretici ve tüketici olmak olduğunu vurgulayan Çengel, öğrencilerin üretim odaklı düşünmesi gerektiğini, “Sosyal medya ve teknoloji araçlarıyla ilgili temel bir soru var: Bunları üreten mi olacaksınız, yoksa sadece tüketen mi? Eğer bilimsel düşünme, matematiksel düşünme gibi beceriler gelişirse bu teknolojileri üretme şansınız olur. Aksi halde sadece kullanan ve tüketen bir kullanıcı olursunuz.” sözleriyle belirtti.
Umutsuzluk ancak toplumsal değişimle azalır
Gençlerde görülen umutsuzluk duygusunun toplumsal koşullarla yakından ilişkili olduğunu belirten Çengel: “Toplumsal koşullar değişmeden bu algının değişeceğini çok düşünmüyorum. Çünkü bu algı boşlukta oluşmadı. İnsanların yaşadığı gerçekliklerden kaynaklanıyor. Tarihte pek çok büyük kırılma yaşandı. Ama insanlık bu kırılmalardan sonra yeniden toparlanmayı başardı. Bence şu anda da böyle bir sürecin içinden geçiyoruz. Bir noktada yeniden toparlanacağımızı umut ediyorum.” dedi.
Haber: Melis Özçelik
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...