Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


EVLERDE BİRİKEN ELEKTRONİK EŞYALAR

05.05.2026
Dosya

 

Bir çekmece açılıyor, içinden yıllardır kullanılmayan telefonlar, kırık şarj aletleri ve eski elektronik mutfak eşyaları çıkıyor. Çoğumuzun evinde benzer bir elektronik mezarlık var. Bu cihazlar neden atılmıyor ve aslında nereye gitmeleri gerekiyor?

 

Son yıllarda artan maliyetler ve değişen tüketim alışkanlıkları, evlerde kullanılmayan elektronik eşyaların birikmesine yol açıyor. Küçük ev aletlerinden elektronik cihazlara kadar pek çok ürün ya tamir ettirilmeden kenara kaldırılıyor ya da atıl durumda bekletiliyor. Elektronik eşya tamircileri, birçok cihazın aslında yeniden kullanılabilecek durumda olduğunu belirtirken, çevre mühendisleri ise bu atıkların doğa üzerindeki uzun vadeli etkilerine dikkat çekiyor. Hem ekonomik kayıpları hem de çevresel riskleri büyüten bu durum, “Tamir mi, yenisi mi?” sorusunu yeniden gündeme taşıyor. Konu hakkında Sakarya Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelebi ve elektronik eşya tamircisi Emin Pekgüzel ile röportaj gerçekleştirdik.

 

Görünmeyen sorun

Sakarya Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelebi, elektronik atıkların (e-atık) yalnızca çöplerde değil, evlerin en görünmeyen köşelerinde biriktiğine dikkat çekti. Çelebi’ye göre e-atık, fişi olan, pili bulunan, şarj edilen ya da içinde elektronik devre taşıyan tüm cihazları kapsıyor. Bu kapsamda yalnızca bozulmuş ürünler değil, çalışır durumda olmasına rağmen kullanılmayan cihazların da elektronik atık olarak değerlendirildiğini ifade etti. Özellikle küçük elektroniklerin evlerde daha fazla biriktiğini vurgulayan Çelebi, “En büyük sorun, çekmecelere sığan bu küçük cihazlar. ‘Bir gün lazım olur’ düşüncesiyle saklanıyorlar ve zamanla görünmez hale geliyorlar.” dedi. Çelebi, elektronik atıkların çoğu zaman çöplüklerde değil, ev içlerinde biriktiğini ifade etti. Türkiye’deki tabloya da değinen Çelebi, elektronik atık miktarının hızla arttığını belirtti. Yıllık yaklaşık 1,1 milyon ton e-atık üretildiğini söyleyen Çelebi, kişi başına düşen miktarın ise yaklaşık 13 kilogram olduğunu aktardı. Bu oran dünya ortalamasının üzerinde seyrederken, Avrupa ortalamasının ise altında kalıyor. Ancak sorunun yalnızca üretim miktarıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Çelebi, asıl problemin toplama ve geri dönüşüm süreçlerinde yaşandığını dile getirdi. Türkiye’de bu alanda yasal düzenlemeler ve hedefler bulunsa da, mevcut geri kazanım oranlarının henüz istenilen seviyeye ulaşamadığını ifade eden Çelebi, elektronik atıkların doğru şekilde toplanması ve geri dönüştürülmesinin çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik önem taşıdığını dile getirdi.

 

Atmak yerine onarıyoruz

Elektronik eşya tamircisi Emin Pekgüzel, 40 yılı aşan meslek hayatında tüketim alışkanlıklarının nasıl değiştiğine yakından tanıklık ediyor. Henüz 15 yaşındayken mesleğe başladığını belirten Pekgüzel, bugün en çok küçük ev aletlerinin tamiri için talep aldıklarını söyledi. Özellikle mutfakta kullanılan cihazların sık arızalandığını ifade eden usta, buna rağmen tamirin hâlâ önemli bir tercih olduğunu vurguladı. Pekgüzel’e göre tasarruf, yalnızca bireysel bir tercih değil aynı zamanda “milli serveti koruma” meselesi. “Her bozulan eşyanın yerine yenisini alırsak kaynaklarımızı koruyamayız. Eğer bir cihaz tamir edilebilecek durumdaysa mutlaka onarılıp kullanılmalı.” diyen Pekgüzel, atmak yerine tamir ettirme alışkanlığının toplumda hâlâ güçlü olduğunu belirtti. Gelen cihazların büyük bir kısmının onarılarak yeniden kullanıma kazandırıldığını dile getiren Pekgüzel, “Toplum olarak eşyamızın kıymetini biliyoruz, kolay kolay atmaya kıyamıyoruz.” ifadelerini kullandı. Ancak son dönemde ekonomik koşulların bu alışkanlıkları da zorladığını ekledi. “Artık ne yenisini rahatça alabiliyoruz ne de eskisini her zaman tamir ettirebiliyoruz. Bu yüzden birçok kişi bozuk eşyalarını evde biriktiriyor.” dedi. Yeni nesil elektronik cihazların, eski modellere kıyasla daha kısa sürede arızalandığını da vurgulayan Pekgüzel, buna rağmen tamirin çoğu zaman daha ekonomik bir seçenek olduğunu ifade etti. “Maliyet açısından bakıldığında tamir ettirmek daha avantajlı. Bu yüzden insanlar mümkün olduğunca eşyalarını onarmayı tercih ediyor.” diyerek sözlerini tamamladı.

 

Küçük bir cihaz büyük bir risk

Elektronik atıkların görünmeyen yüzü, içerdiği tehlikeli kimyasallar ve yetersiz geri dönüşüm süreçleriyle hem çevreyi hem de insan sağlığını tehdit ediyor. Ahmet Çelebi, e-atıkların adeta “küçük bir kimya laboratuvarı” olduğunu vurgulayarak, bu atıkların içinde kurşun, cıva, kadmiyum, krom, bromlu alev geciktiriciler ve ftalatlar gibi zararlı maddelerin bulunduğunu belirtti. Özellikle bu atıkların açıkta yakılması ya da ilkel yöntemlerle parçalanması durumunda dioksin gibi çok daha tehlikeli bileşiklerin ortaya çıktığını ifade eden Çelebi, uygunsuz işlemler sonucu yüzlerce farklı kimyasalın havaya, toprağa ve suya karışabildiğine dikkat çekti. Bu kirleticilerin zamanla gıda zincirine dahil olarak insan yaşamına doğrudan etki ettiğini söyleyen Çelebi, “Sorun yalnızca bir cihazın çöpte olması değil, yanlış yönetilen e-atığın hayatın içine sızmasıdır.” dedi. Elektronik atıkların insan sağlığı üzerindeki etkilerine de değinen Çelebi, en büyük riskin beyin ve sinir sistemi üzerinde görüldüğünü belirtti. Özellikle kurşun ve cıvanın anne karnındaki bebekler ve çocuklar için ciddi tehdit oluşturduğunu, öğrenme, dikkat ve davranış üzerinde kalıcı hasarlara yol açabildiğini ifade etti. Bunun yanı sıra solunum yolu hastalıkları, astım artışı, erken doğum ve bazı kronik hastalıklarla da bağlantı kurulabildiğini belirten Çelebi, e-atık meselesinin doğrudan bir halk sağlığı sorunu olduğunun altını çizdi.

 

Farkındalık eksikliği, sistemi zayıflatıyor

Türkiye’deki mevcut geri dönüşüm sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çelebi’ye göre sistem teoride işliyor. Vatandaşların elektronik atıkları ayrı biriktirerek belediyelerin atık getirme merkezlerine ya da yetkili toplama noktalarına teslim etmesi gerektiğini ifade etti. Toplanan atıklar lisanslı tesislerde ayrıştırılarak geri dönüştürülüyor ve süreç bakanlık tarafından takip ediliyor. Ancak pratikte sistemin yeterince etkin işlemediğini belirten Çelebi, Türkiye’nin yılda yaklaşık 1,1 milyon ton e-atık ürettiğini, buna karşın geri dönüşüm oranlarının düşük kaldığını ve bunun temel nedenlerinin yetersiz farkındalık, toplama alışkanlığının zayıflığı ve kayıt dışı süreçler olduğunu ifade etti. Dünya genelinde e-atık içindeki metallerin ekonomik değerinin milyarlarca doları bulduğunu hatırlatan Çelebi, doğru geri dönüşüm sayesinde yeni maden çıkarımının azaldığını ve ciddi miktarda karbon salımının önüne geçildiğini vurguladı. “Elektronik atığı geri dönüştürmek çöpten değer üretmektir.” diyen Çelebi, bu sürecin aynı zamanda sürdürülebilir kaynak yönetiminin önemli bir parçası olduğunu dile getirdi. Belediyeler ve özel sektörün bu süreçte birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten Çelebi, belediyelerin vatandaşın atıklarını kolayca ulaştırabileceği sistemleri kurmakla yükümlü olduğunu, özel sektörün ise bu atıkların toplanması, taşınması ve geri kazanım süreçlerini finanse ederek teknolojik altyapıyı sağladığını belirtti. “Belediye kapıyı açar, özel sektör o kapının arkasındaki sistemi yürütür.” sözleriyle iş birliğinin önemini özetleyen Çelebi, taraflardan birinin eksik kalması durumunda sistemin aksadığını ve e-atık yönetiminin ancak güçlü bir kamu-özel sektör ortaklığıyla etkin şekilde yürütülebileceğini ifade etti.

 

Doğru atık yönetimi

Prof. Dr. Ahmet Çelebi’ye göre, telefon ve elektronik parçalarda bulunan kurşun, cıva ve kadmiyum gibi toksik maddeler; cihazların yanlış şekilde kırılması, yakılması ya da kontrolsüz biçimde parçalanması durumunda toprağa, suya ve havaya karışabiliyor. Bu durumun özellikle çocuklar ve hamileler açısından ciddi sağlık riskleri doğurduğunu vurgulayan Çelebi, kurşunun sinir sistemi, böbrek ve kemikler üzerinde; cıvanın ise gelişmekte olan beyin üzerinde kalıcı etkiler bırakabildiğine dikkat çekti. Elektronik atıkların bir diğer önemli risk grubunu ise piller oluşturuyor. Özellikle lityum iyon pillerin darbe alması, delinmesi ya da ısıya maruz kalması halinde alev alma ve patlama riski taşıdığını ifade eden Çelebi, “Çekmecede unutulan bir powerbank ya da şişmiş batarya yalnızca atık değil, aynı zamanda ev içinde potansiyel bir yangın kaynağıdır.” dedi. Bu risklerin önüne geçmenin yolunun doğru atık yönetiminden geçtiğini belirten Çelebi, elektronik atıkların kesinlikle evsel çöpe atılmaması gerektiğini vurguladı. Eski telefon, kablo ve şarj aletlerinin ayrı biriktirilerek belediyelerin atık getirme merkezlerine, yetkili toplama noktalarına ya da yeni ürün alımı sırasında satıcılara teslim edilmesi gerektiğini ifade etti. Piller için de ayrı toplama sistemleri bulunduğunu hatırlatan Çelebi, en doğru yöntemin bu atıkları kayıtlı sistemlere teslim etmek olduğunu söyledi. Bireysel sorumluluğun önemine de değinen Çelebi, çözümün evde başladığını belirterek vatandaşlara basit ama etkili adımlar önerdi. Elektronik atıkların ayrı biriktirilmesi, çalışır durumdaki cihazların kullanılmaya devam edilmesi veya ikinci el olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çelebi, çekmecelerde bekleyen her eski cihazın hem ekonomik değer hem de çevresel risk taşıdığına dikkat çekti. Son olarak teknoloji kullanımının sorumluluk gerektirdiğini dile getiren Çelebi, sürdürülebilir bir gelecek için bireysel farkındalığın önemine dikkat çekti. “Gerçek gelişmişlik yalnızca yeni cihaz üretmek değil, eskisinin sorumluluğunu alabilmektir.” diyen Çelebi, küçük bireysel adımların büyük çevresel etkiler yaratabileceğini belirtti.

 

Haber: Sedanur Alkan 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00