Altı Şubat Depremlerinin ardından Hatay, hem fizikî yapısını hem de kültürel ve toplumsal hafızasını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmıştı. Tarihî konaklar, sokaklar ve kültürel mekânlar büyük ölçüde yıkılmış, kent halkı hem fiziksel hem de duygusal travmalar yaşamıştı.
Böylesi bir ortamda edebiyat, kentin hafızasını koruma, travmayı anlamlandırma ve gelecek nesillere aktarma rolünü üstlenmişti. Yazılan metinler ve çekilen fotoğraflar, Hatay’ın çok kültürlü dokusunu ve tarihî belleğini kayıplara rağmen canlı tutmuş, yıkım sonrası ortaya çıkan duygular ve gözlemler metinlere aktarılmıştı. Tunay Devrim ve Edip Yeşil, Hatay’daki edebî üretimin yıkım sonrası toplumsal hafızayı ve umudu nasıl canlı tuttuğunu anlattı.
Hatay’ın çok katmanlı kültürel kimliği yazarı besliyor
İskenderun’da yaşayan edebiyat öğretmeni ve kentte uzun yıllardır kültür-sanat alanında aktif rol alan Tunay Devrim, yazarlık serüveninin lise yıllarında başladığını ancak disiplinli üretimin üniversite döneminde şekillendiğini söyledi. Özellikle üniversitenin son yıllarından itibaren çeşitli kültür-sanat dergilerinde araştırma ve eleştiri yazıları kaleme aldığını belirten Devrim, Hatay’da yaşamanın yazarlık kimliğine doğrudan etki ettiğini vurguladı. “Hatay çok kozmopolit bir yer. Birçok kültürün kesiştiği çok dilli ve çok renkli bir coğrafya. Farkında olsanız da olmasanız da Hatay'ın çok katmanlı kültürel kimliği yazarı besliyor.” diyen Devrim, Antakya sokaklarında dolaşırken Roma’dan kalma izler, farklı dinlere ait ibadet mekânları ve gündelik hayatın sıradan sahneleriyle iç içe yaşandığını ifade etti. Dil üzerinden de kültürel geçişlerin görülebileceğini belirten Devrim, günlük hayatta kullanılan bazı kelimelerin İtalyanca ve Latince kökenlerine uzandığını bunun da kentin tarihsel sürekliliğine dikkat çekti. “Bu kültürel zenginlik yalnızca edebiyata değil; müziğe, sinemaya, gündelik yaşama da yansıyor.” dedi.
Yazar önce susmalı
6 Şubat depreminin ardından bir yazarın kaleminin susup susmaması gerektiği sorulduğunda Devrim, aceleyle yazmanın doğru olmadığını savundu. “Bence yazar önce susmalı. Önce duyguyu yaşamalı. O acıyı içselleştirmeden yazılan metinler sağlıklı olmuyor.” diyen Devrim, depremin hemen ardından yayımlanan bazı metinlerin yeterince derinlikli olmadığını düşündüğünü ifade etti. Sanatın iyileştirici gücünü reddetmediğini, ancak estetik üretimin zamana ihtiyaç duyduğunu belirten Devrim, “Travma yaşanmalı, sindirilmeli. Ondan sonra estetik bir biçimde yazıya dönüşmeli,” dedi. Deprem sonrasında yayımlanan derleme kitaplara da değinen Devrim, her yazılan metnin sanatsal değer taşımadığını, edebiyatın yalnızca tanıklık etmekten ibaret olmadığını söyledi.
Kent hafızası edebiyatla korunur
Fiziksel mekânların kaybı karşısında edebiyatın rolüne dikkat çeken Devrim, bir toplumu tanımanın en güçlü yollarından birinin o toplumun romanlarını okumak olduğunu ifade etti. “Artık o konak yok ama onu anlatan bir hikâye varsa hafızada yaşamaya devam eder.” diyen Devrim, edebiyatın kaybolan mekânları görünür kıldığını söyledi. Eski Antakya sokaklarında bir yandan kilise çanlarının bir yandan esnaf seslerinin bir yandan da gündelik hayatın sıradan görüntülerinin iç içe geçtiğini anlatan Devrim, bu çok katmanlı yapının yazarlara güçlü bir arka plan sunduğunu belirtti. Karaağaç Sahili’nde yaşanan dönüşümü de örnek gösteren Devrim, geçmişte mahalle kültürüyle özdeşleşen alanların günümüzde ticari mekânlara dönüştüğünü, bunun da kültürel kopuş yarattığını dile getirdi. “Bir kentin ruhu kaybolduğunda onu ancak hikâyeler yaşatabilir.” dedi.
Antakya’da edebiyatçı olmanın sorumluluğu
Antakya’da yaşayan ve Antakya Sanat Derneği başkanlığını yürüten Edip Yeşil ise kentin tarihsel derinliğine dikkat çekti. Antakya’nın binlerce yıllık geçmişiyle tarih üreten bir kent olduğunu belirten Yeşil, bu coğrafyada yaşamanın sanatçılara ciddi sorumluluklar yüklediğini söyledi. “Bu kent çok kültürlü, çok kimlikli ve çok dinli bir yapıya sahip. Böyle bir yerde edebiyatçı olmak hem kolay hem zor.” diyen Yeşil, depremin yalnızca binaları değil bir kentin ruhunu da yaraladığını ifade etti. Yeşil’e göre böylesine büyük yıkımlarda insanın tutunabileceği en sağlam dal sanat oluyor. “Bu yıkımlar her şeyi elimizden alıyor. En önemlisi umudu alıyor. Tam da o esnada sanat umudu yeniden diriltiyor.” dedi.
Yazmak ve okumak: Hayata tutunma biçimi
Depremin ardından yazmanın ve okumanın kendisi için bir iyileşme alanı olduğunu belirten Yeşil, yazının hem yazar hem de okur için hayata tutunma biçimi olduğunu söyledi. “Okur bir karaktere, bir cümleye, bir mısraya tutunur. Yazar ise üreterek hayata yeniden bağlanır.” diyen Yeşil, sanatın bir merhem gibi değil ruhu besleyen bir güç olarak işlev gördüğünü dile getirdi. Ancak yaşanan yıkımın yazma pratiğini derinden etkilediğini de sözlerine ekledi. “Bazen yazının bile kıymetsizleştiğini düşündüğümüz anlar oldu. Bu kadar büyük bir yıkım karşısında kelimeler yetersiz kalabiliyor.” dedi.
Dijital çağ ve edebiyat
Her iki yazar da dijitalleşmenin edebiyat üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Tunay Devrim, sosyal medyanın genç yazarlara görünürlük sağladığını ve yayınevi engelini aşarak kendi okur kitlesini oluşturma imkânı sunduğunu belirtti. Ancak bu durumun beraberinde nitelik sorunu getirdiğini de ifade eden Devrim, yanlış atıflar ile birlikte sahte metinler ve yapay zekâ üretimlerinin okur için kafa karıştırıcı olabileceğini belirtti. Edip Yeşil ise yapay zekânın edebiyatı tamamen ortadan kaldırmayacağını savundu. “Yapay zekâ veriyle çalışır. O veriyi veren insandır. Ruh üretmez. İnsanın ruhuyla ürettiği değer kalıcıdır.” dedi. Tarihte büyük yıkımların ardından da edebiyatın varlığını sürdürdüğünü hatırlatan Yeşil, bugün yaşanan süreci bir “ara çağ” olarak tanımladı. Eskiyle yeninin iç içe geçtiği bu dönemde nitelikli eser üretmenin zorlaştığını ancak imkânsız olmadığını söyledi.
Sanat iyiyi besler
Gelecek kuşaklara bırakılacak en önemli değerin ne olduğu sorulduğunda Yeşil, “Sanat iyiyi besler. İyilik beslendikçe hem bugünümüz hem de geleceğimiz daha sağlam olur.” dedi. Devrim ise gençlere doğrudan bir duygu mirası bırakma iddiasında olmadığını ve her bireyin kendi deneyimini yaşaması gerektiğini ifade etti. Ancak sanatın üstü kapalı bir eleştiri ve direniş alanı olduğunu da sözlerine ekledi.
Hatay’ın hafızası kalemle yaşıyor
6 Şubat’ın ardından Antakya’da yıkılan yalnızca binalar değil bir kentin sokak kültürü, mahalle hafızası ve gündelik yaşamıydı. Ancak yazarlar, bu kaybın tamamen yok olmayacağını düşünüyor. Kaybolan konaklar, dar sokaklar, eski çarşılar ve deniz kıyısındaki mahalle hayatı şiirlerde, öykülerde ve romanlarda yaşamaya devam ediyor. Tunay Devrim ve Edip Yeşil’e göre edebiyat yalnızca estetik bir üretim değil aynı zamanda kentin belleğini koruyan, umudu diri tutan ve iyiliği besleyen bir alan.
Haber: Danyel Can Tümkaya
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...