Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


EFELERE ADANMIŞ BİR HAYAT

28.12.2024
Kültür Sanat

 

Yazar Sabahattin Burhan 70 yıllık hayatının  26 yılını edebiyat öğretmeni olarak geçirir, yazarlığa daha çok zaman ayırabilmek için emekli olmaya karar verir. Küçük yaşlardan itibaren canlı tanıklardan dinlemiş olduğu Millî Mücadele, Kuvayi Milliye ile Yunanlıların ve Rumların bölge halkına yaptığı zulümler hakkında toplam 21 kitap yazmıştır. Kitapları birçok yabancı dile çevrilen Burhan, eserlerinin en önemli yanının canlı tanık anlatımları ile yazılmaları ve tarihe tanıklık etmeleri olduğunu ifade etmektedir. Yazar Burhan bu kez yazdığı kitapların canlı tanıklarına dair yaşadıklarını aktardı. 

 

Çocukluğundan itibaren bulunduğu her ortamda Yunan ve Rumların yaptığı zulmün anlatıldığını, olayları anlatan ve aktaranların genellikle olayları ya birebir yaşamış ya da yaşayanlardan dinleyen kişiler olduğunu, canlı tanıkların olayları bir kez daha yaşıyormuş gibi hüzünlenip ağladıklarını, Milli Mücadele Dönemi’nde yaşanan olayları anlatan fazla kaynağın bulunmadığını, bu nedenle canlı tanıklardan dinlediklerini daha 11 yaşında bir çocukken yazmaya karar verdiğini, edindiği devasa boyutlardaki kayıt cihazları ile canlı tanıklara ulaştığını, onların anlattıklarını kayıt altına aldığını, fotoğraflarını çektiğini, ancak imkansızlıklar nedeni ile canlı tanıklarının hepsinin fotoğraflarını çekemediğini ifade eden Burhan, “Mücadelelerini yazdığım bazı Efeler ile birebir görüşme şansım oldu ve bence Efe ile görüşmeyen bir insanın onların hayatlarını, mücadelelerini, destanlarını yazması mümkün değildir.” şeklinde aktardı. 

 

 “Ben o dönemde yaşayan Efelerle görüştüm”

İyi bir yazar olmak ve bölge halkının sorunlarını en iyi şekilde yazabilmek için canlı tanıklar ile birebir görüşmek gerektiğini aktaran Burhan, “Bütün bu yaşananların yanında ben o dönemde yaşayan Efelerle görüştüm, o efeler ki kurtuluş savaşının başından sonuna kadar mücadele etmiş, kahramanlıklar göstermiştir. O dönemde yaşayanlardan Tekeli İsmail Efe, Çiftlikli Kübra Efe, Ayşe Efe, Durmuş Ali Efe gibi birçok Efe ile görüşme imkânım oldu. Ben ilk Tekeli İsmail Efe ile görüştüm zaten Efe görmeyen, Efe ile görüşmeyen bir insan efe kitabı, romanı yazmaz. Ben daha 11 yaşındayken 1965 yılında Nazilli’den Köşk’e 25 km yolu yürüyerek giderek Tekeli İsmail Efe ile görüştüm.” diyerek anlattı.

 

Telefonun karşı tarafındaki kişi Özdemir Birsen’di

Bir gün evde otururken telefonun çaldığını, telefonu açtığını, karşısındaki erkek sesinin, “Yahu sen bana ne yaptın öyle, senin yazdığın kitaplar bana hap gibi, ilaç gibi geliyor, her dara düştüğümde hap alır gibi onları elime alıp okuyorum ve iyileşiyorum.” dediğini söyleyen Burhan, ‘Siz kimsiniz?’ diye sordum. Bana, ‘Ben Özdemir Birsen’ dedi. Özdemir Birsen, Belgin Doruk’un eşidir. Özdemir Birsen, Adnan Menderes’e gider ve ‘Başvekilim ben sizin hayatınızı film yapmak istiyorum, bana yaşadıklarınızı anlatır mısınız?’ diye sorar. Adnan Menderes ise ‘Hayır olmaz, ben size yaşadıklarımı anlatamam.’ der. Bunun üzerine Özdemir Birsen, ‘Sayın Başvekilim neden olmaz?’ diye sorar, Adnan Menderes’te, “Ben size yaşadıklarımı anlatırsam, kendini övüyor derler.’ demiş, ‘Ama sen bir film çekmek istiyorsan, ben sana yardımcı olurum. Bu bölge insanın yaşadıklarını anlatan bir film çekebilirsin.’ demiş. Menderes’in hayatını çekemeyen Birsen, benim kitaplarımla tanıştıktan sonra Çete Ayşe filmini çekmeye karar verdiğini aktardı. Daha sonra bu kitabın senaryosu yazılarak İmamköylü Çete Ayşe filmi çekildi. Film çekilirken Çete Ayşe hala yaşıyordu. Çete Ayşe filmi İmamköy’de çekildi. İmamköy Çete Ayşe’nin köyüdür. Bir gün Fikret Akan, Erol Taş ve diğer sanatçılar çekimlere ara verildiği bir zamanda, Çete Ayşe’yi evinde ziyaret etmeye karar verirler ve Çete Ayşe’nin evine giderler, evinde ziyaret ederler. Çete Ayşe, misafirlerine ‘Hoş geldiniz’ demiş. Ancak karşısında konuşamadıklarını, dillerinin tutulduğunu anlattı. Bunu ben de Tekeli İsmail Efe ile ilk görüşmemde yaşamıştım. Çete Ayşe yatağında yatarken bile belinde kuşağı varmış ve kuşağının içinde iki tane tabancanın takılı olduğunu görmüşler.” şeklinde beyanlarda bulundu.

 

Sancakdarın Ali Efe’nin oğlu İrfan Efe anlatıyor

Efelerin hayatlarının ve yaşayışlarının efsane olduğunu, birbirlerine karşı olan saygı ve sevgilerinin müthiş boyutlarda olduğunu belirten Burhan, “Sancakdarın Ali Efe’nin oğlu İrfan Sancaktar anlatıyor, babam yazın bahçede oturuyordu, bahçede oturmayı çok severdi. Bir gün bahçede oturduklarında, babasının kendisine, “İrfan bak, iki kişi toz kaldırarak geliyor.” dedi. “Yaklaştıkça gerçekten de iki kişinin geldiğini gördüm ve gelenlerden birisinin Çiftlikli Kübra Efe diğer kişinin ise Ayşe Efe olduğunu gördüm. Efeler geldiğinde babam ayağa kalktı, misafirleri karşıladı. Babam normalde her gelen misafiri için ayağa kalkmazdı ama Efelerin birbirlerine büyük saygısı vardı.”  ‘Efeler hoş geldiniz, buyurun oturun.’ demiş, oturmuşlar ve başlamışlar sohbete. ‘O kadar büyük bir sohbete başladılar ki ben kendimden geçtim, ama onlar anlattıklarını adeta yaşıyorlardı. Daha sonra babam Çete Ayşe’nin belindeki tabancanın çok eski olduğunu görünce bana. ‘İrfan oğlum içerdeki tabancayı getir.’ dedi, getirdim. Tabanca yepyeni adeta hiç kullanılmamış gibiydi. Tabancayı Çete Ayşe’ye hediye etti. Daha sonra atış yapmaya karar verdiler. Babam hedefe ateş etti, normalde babam keskin bir nişancı idi ama hedefi vurmadı. Babamdan sonra diğer Efeler de ateş etti, onlar da hedefleri vurmadı. Bunun üzerine babam, ‘Efeler ben vurmadım diye siz de vurmadınız değil mi?’ dedi. İşte bu insanlar birbirlerine karşı bu kadar saygılıydı. Kurtuluş Savaşı işte bu disiplin ve saygı ile kazanıldı. Çete Ayşe Kurtuluş Savaşı yıllarında daha 16 yaşındadır ve keskin bir nişancıdır. Savaşta ilk o ateş eder, ateş ettiği her hedefi de vururmuş ve vurduğu her kişi rütbeli asker olurmuş, her vurduğuna ‘bu da rütbeliydi’ dermiş.” şeklinde aktardı. 

 

Rum kızı Piyenini

O dönem bölgede yaşayan ve bulundukları topraklarda Rumların da olduğunu anlatan Burhan, “Sultanhisar’da Piyenini diye bir Rum kızının yaşadığını bana söylediler. Ben o dönemde bu Rum kızı ile görüşmek istedim ama bir türlü bu gerçekleşmedi. Yıllar sonra bu Rum kızının Nazilli’de yaşamaya başladığını öğrendim ve evini öğrenip evine gittim. Kendisi ile konuşmak için birkaç kez evine gittim ancak benimle konuşmadı. Daha sonra bir gün arkadaşımla birlikte tekrar gittim ve bu sefer bizi içeri aldı. İçeride küçük bir kız çocuğu da vardı ve bana, ‘Buyur çocuğum ne istiyorsun?’ dedi, ben de sorularım olduğunu söyledim. Bana, ‘Buyur çocuğum sor dedi.’ ben sorularımı sormaya başladım, anlatmaya başladı. Bu sırada bana, ‘Çocuğum bu anlattıklarımı sakın gazetecilere verme, benim hakkımda birçok yalan yanlış haber yaptılar. Bunun için bana söz vereceksin, sana anlattıklarımı ve kayıt altına aldıklarını kesinlikle kimseyle paylaşmayacaksın.’ dedi. Ben de ‘Tamam.’ dedim ve evden ayrılırken Piyenini,  bana, ‘Bundan sonra ben senin annenim, arada bir gel.’ dedi. Başka bir tarihte evine gittiğimde Piyenini bana çeyiz sandığını açtı, içindekileri gösterdi, içinden beğendiğimi almamı söyledi ama ben hiçbir şey alamayacağımı söyledim. Sigara ağızlığı ve altıgen bir Kur'an-ı Kerim vardı. Ben bütün ısrarlarına rağmen almadan yanından ayrıldım. Yıllar sonra bir konferansta yanıma bir kadın geldi, ‘Hocam beni tanıdınız mı?’ diye sordu, ben de, ‘Hayır seni tanımadım.’ dedim. Bana ‘Sen Piyenini’nin evine geldiğinde orada bir küçük kız çocuğu vardı, o çocuk bendim. Sizden bir ricam var. Piyenini benim babaannemdi, siz küçükken bizim eve gelmiştiniz, babaannemle bir röportaj yapmıştınız, ben  o kayıtları sizden istiyorum, rica ediyorum.’ dedi. O kız büyümüş, okumuş ve doktor olmuş. Ben de ‘Bu kayıtları sana veremem.’ dedim, ‘Neden?’ diye sorduğunda ben de, ‘Ben bu kayıtları alırken babaannen bu kayıtları kimse ile paylaşmamam için benden söz almıştı, bunun için ben bu kayıtları sana veremem.’ dedim.” aktarımında bulundu.

 

Veli Bey ve Yörük Ali Efe

Milli Mücadele yıllarında yörükler olarak bilinen ve dağların yüksek obalarında yaşayan tahtacıların o dönemde kurtuluş savaşına destek verdiklerini, mücadele ettiklerini, Milli Mücadele döneminin önemli kahramanlarından olan Yörük Ali Efe’nin, Madran Dağında bulunan tahtacıların lideri konumdaki Veli Bey’in çok iyi arkadaşı olduğunu, babasının da Veli Bey’in yakın arkadaşı olduğunu, sürekli görüştüklerini aktaran Burhan, “Babam Veli Beyin yakın arkadaşıydı, babam bana Veli Bey’in Yörük Ali Efe’nin gençlik yıllarında dağlarda saklanırken sahip çıktığını, yeme, içme ve barınmalarına yardımcı olduğunu, Yörük Ali Efe ve adamlarına kucak açtığını anlatırdı.” şeklinde ifade etti.  

 

Lanetli ceviz ağacı

Menderes Çayının Menderes Ovasını ikiye böldüğünü, Menderes Çayının güneyinde kalan ovada İtalyanların olduğunu, kuzey tarafında yani Nazilli’nin bulunduğu bölgede ise yerleşik Rumların bulunduğunu, Kurtuluş savaşının başlaması ile yerli Rumların bölgeye gelen Yunan askerleri ile birlikte bölgede bulunan Türklere büyük acılar yaşattığını anlatan Burhan, “Bir gün ismini hiçbir zaman açıklamama izin vermeyen arkadaşımla Nazilli’nin bir köyüne canlı tanıkların anlatımlarını dinlemek ve kayıt altına almak üzere gittim. Köyde yaşayanlar bana komşu köylerinde yaşanmış bir hikaye nedeniyle bir ceviz ağacının altına dökülen, sağa sola saçılan cevizlerinin kimse tarafından toplanmadığını, yenmediğini anlattı. Neden böyle olduğunu sorduğumda, bilmediklerini, olayı yaşayan kişinin bu konuda kendilerini hiçbir şey anlatmadığını söylediler. Ben arkadaşım ile birlikte köye gittim. Köyde hikayeyi anlatım, ceviz ağacının nerede olduğunu sordum, bana yerini gösterdiler. Gittim, ceviz ağacının yanında bulunan evin hanımı ve ceviz ağacının sahibi teyze ile görüştüm. Birbirimizi selamladıktan sonra teyzeye bana anlatılan hikayeyi anlatım, ayrıca bahsedildiği gibi ceviz ağacının altı dökülmüş cevizlerle doluydu. Hikaye hakkında ne bildiğini sordum,  hiçbir şey anlatmak istemiyordu, kısa bir duraksamadan sonra sesi titreyerek evladım sen bunu neden öğrenmek istiyorsun diye sordu, ben de yazar olduğumu, hikayenin çok ilgimi çektiğini ve öğrenmek istediğimi söyledim. Bu arada teyzenin her iki elinin üst tarafının simsiyah olduğunu, etinin olmadığını fark ettim. Israrlarımdan sonra teyze bana olanları anlatmaya karar verdi. Bana oğlum, ben bir gün düvelerimizi (büyükbaş hayvan) otlatmak üzere dışarı çıkardım, tam bu ceviz ağacının önüne geldiğimde, bir anda altı tane Yunan askeri ceviz ağacının arkasından çıktı, ben irkildim, korktum, ne yapacağımı bilemedim. Daha sonra bu askerler benim ellerimi ve ayaklarımı bu ceviz ağacına bağladılar, sonra ben kendime geldiğimde hava kararmıştı, üzerimde hiçbir şeyin olmadığını, çırılçıplak olduğumu farkettim, ben kendi bedenimi ve bana yapılanları görünce tekrar bayıldım, ertesi gün sabahleyin kendime geldiğimde olanları idrak etmeye çalıştım. Ağaca bağlı ellerimi ve kollarımı kurtarmak için çok çırpındım, ellerimi kurtarmak için saatlerce uğraştım, urgan ellerimin etlerini yaktı, derilerini sıyırdı, kan revan içinde kaldı ellerim. Sonundan urgandan kurtuldum, ayaklarımı çözerek eve gittim, evde iki gün boyunca baygın gibi yattım ve ben bu olayın etkisinden hiçbir zaman kurtulamadım. Benim bu ceviz ağacında yaşadıklarım dolayısı ile bu ceviz ağacının meyvelerinin lanetlendiğini, yenilemeyeceğini söyledim, insanların da yemesine izin vermedim. zamanla bu ceviz ağacı lanetlendi. Bu nedenle bu ceviz ağacının cevizleri artık kimse tarafından toplanmıyor, yenmiyor dedi. Ben o zaman teyzenin ellerinin üst tarafının neden simsiyah olduğunu, etlerinin neden olmadığını bu anlatılanlardan sonra anlamıştım.” şeklinde beyan etti. 

 

“Yazar olmayı düşünen gençlere birçok önerim var.”

Günümüzde gençlerin teknolojik aletlerle çok fazla zaman geçirdiğini ve yazma şekillerinin bile değiştiğini belirten Yazar Burhan, “Yazar olmayı düşünen gençlere birçok önerim var, bunlardan en önemlileri; okumayı kesinlikle ihmal etmesinler. Yazarlığın temeli, okumaktır. Farklı türlerde kitaplar okuyarak dillerini ve genel kültürlerini geliştirebilirler. Aynı zamanda iyi bir yazar, iyi bir okurdur. Eleştiriye açık olsunlar, eleştiriyi kabul etsinler. Yazmak, yalnızca yazarın değil, okurun gözünden de değerlendirilen bir süreçtir. Eleştiriler gelişiminiz için önemlidir. Yapıcı eleştirileri kabul edin ve bunları yazınızı daha iyi hale getirebilmek için bir fırsat olarak görün. Yazarlıkla ilgili sürekli öğrensinler. Diğer yazarlarla sohbet ederek farklı bakış açıları edinebilirler. Sürekli yazmalı ve denemeliler. Yazarlık biraz da yazmak, denemek ve yanılmak ile ilgilidir. Her yazdığınız şey harika olmayabilir ama denemekten korkmasınlar. Hedeflerini belirlesinler ve o hedeflere ulaşmak için küçük ama tutarlı adımlar atsınlar. En son söyleyebileceğim şey ise sabırlı olsunlar.” sözleriyle ifade etti. 

 

Millî Mücadele Dönemi’nin kahramanlarına adanan bir hayattır Sabahattin Burhan’ın hayatı, birebir canlı tanık anlatımlarına dayandırdığı kitapları ile bir döneme ışık tutuyor, bir dönemi en ince ayrıntılarına kadar anlatıyor. Bölge halkının yaşadıklarını en samimi duygular ile kaleme almış, bölgede yaşayan efelerin Milli Mücadele’deki kahramanlıklarını titizlikle ve ustalıkla bugüne aktarmıştır. 

 

Haber: Abdurrahman Gürbüz

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

HAMAMÖNÜ EVLERİ

Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...

DÜNDEN BUGÜNE: URLA SANAT SOKAĞI

  Asıl adı Zafer Caddesi olan sokak, 2010 yılından sonra bir ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00