Çocukluk anılarımızın en saf halleri, sokakta bulduğumuz bir taşla veya ağaçtan kopardığımız bir dal parçasıyla kurduğumuz o oyun dünyasında saklıdır. Yaşadığımız bu çağda ise bu masumiyetin yerini, raflarda bekleyen ve tüketildikten sonra doğada yük haline gelen plastik yığınları alıyor. Aydın Kültür Yolu Festivali’nde eğitmen Erkan Atalı rehberliğinde bir araya gelen çocuklar, bu döngüyü tersine çevirmek için kollarını sıvayıp masanın başına geçtiler. Doğanın bize sunduğu kamışların birer pan flute dönüştüğü, atık malzemelerin ise hayal gücüyle yeniden hayat bulduğu bu atölye, sadece bir oyuncağın değil, çevreye duyarlı bir geleceğin de sesini duyuruyor.
Çocukluğumuzun en güzel anılarında, bir kutu oyuncağın içinden çıkan o plastik koku değil, sokakta bulduğumuz bir dal parçasından ya da boş bir konserve kutusundan kendi dünyamızı kurduğumuz o anlar gizlidir. Bugün ise oyuncak dünyası, sadece çocukların hayal gücünü sınırlayan seri üretim plastiklerle dolmuş durumda. Bu "hazır" kültürün içinde kaybolan çocuk ruhu, aslında doğanın bize sunduğu malzemelerin ve atık diye kenara itilen nesnelerin potansiyelinden habersiz büyüyor. Aydın Kültür Yolu Festivali’nde gerçekleşen Atık Malzemelerden oyuncak yapımı atölyesi, işte bu tüketim döngüsüne küçük ama anlamlı bir başkaldırı niteliğinde. Bu atölyede ne fabrikasyon ürün var ne de pahalı setler, sadece çocukların hayal gücü ve atık olarak görülen ürünler… Peki, her gün çöpe attığımız o parçalar nasıl birer enstrümana veya yol arkadaşına dönüşebilir? Atıkların birer "çöp" değil, "hammadde" olduğunu çocuklara nasıl anlatabiliriz? Bu soruların cevabını almak ve atölyenin ruhunu anlamak için sanatçı ve eğitmen Erkan Atalı, ebeveyn Sinem Demir ve Sinem Tuncal ile bir röportaj gerçekleştirdik.
“Tüketmeyi değil üretmeyi öğreniyorlar”
Eğitmen Erkan Atalı, yaşadığımız çağda çocukların istedikleri oyuncaklara ulaşmalarının kolaylığını belirterek, kullan-at kültürünün çocukları tüketime ittiğini vurguladı. Atalı, “Kendi çocukluk yıllarım ile çocuklarımın çocukluk yıllarını karşılaştırdığım zaman aradaki tüketim kültürünü çok net bir şekilde görebiliyorum. Şu an çöp sayılıp atılabilecek şeyleri oyuna ve oyuncağa dönüştürdüğümüz yıllardan, bir parçası kırılınca çöpe atılan yıllara geldik. Bunları gördükçe kendimi bu işi yapmaya mecbur hissettim, bu yüzden çocuklara atıkların geri dönüştürülebileceğini anlatmak benim için sadece bir iş değil, hayat amacım oldu. Çocuklar bu atölyede tüketmeyi değil üretmeyi öğreniyorlar. Zamanla çocuklar her ürüne bir hammadde gözüyle bakmaya başlarlar ve bu da çocukların motor becerilerinden matematiksel zekalarına kadar pek çok noktada zihinsel gelişimlerini olumlu yönde etkiliyor. Elimizde böyle bir yaratıcılık kaynağı varken, neden hazıra ve tüketime teslim olalım?” sözleri ile atık maddelerden yapılan ürünlerin sadece geri dönüşüm için faydalı olmadığını aynı zamanda çocukların gelişimlerinde etki ettiğini belirtti.
“Telefon yerine ham madde verirsek hayal güçleri özgürleşir”
Atalı, “Sürekli geçmişe değiniyorum ama bu konuyu açıklığa kavuşturmak için karşılaştırma yapmamız gerekiyor. Geçmişte ne bir telefon ne de kolaylıkla ulaşılabilen bir oyuncak vardı. Çocukların canı sıkılırsa oyunlarını da oyuncaklarını da kendileri üretmek zorunda kalırlardı ve ailelerde çocuklarına bu üretim imkânını sağlıyordu. Ama günümüzde ebeveynler çocukları bir yerine zarar verir, keser veya canları acır diye aldıkları oyuncakları bile titizlikle seçiyorlar, oysa çocuk kendisi keşfetmeli, öğrenmeli ki o olayı deneyimleyebilsin. Çocuklarımızın becerileri ve zekaları gelişsin diye onlarca oyuncak alıyoruz, telefondan yeni diller, zeka geliştirici oyunlar oynatıyoruz ama asıl telefon yerine ham madde verirsek hayal güçleri özgürleşir. Bir çocuk, yapımına dahil olmadığı ve emek vermediği bir üründen gerçek bir verim alamaz. Çocuğun önüne hazırı koymak o çocuğa yapılacak en büyük kötülüktür, çocuk sıfırdan bir şey üretmenin hazzını alır ise elindekinin değerini anlayabilir.” dedi.
“Her türlü dijital oyundan daha kalıcı”
Atalı, “Atölye masasında bir plastik şişeyi arabaya veya bir kamışı flüte dönüştüren çocukların en belirgin ortak özelliği odaklanma süreleri. Ebeveynlerin genelde "çocuğum hiçbir oyuncakla beş dakikadan fazla oynamıyor" ya da "tabletten başını kaldırmıyor" diye dert yanması bu atölyenin kapısından içeri girince yerini şaşkınlığa bırakıyor. Dijital oyunlar çocuğa hazır bir dünya sunup onu sadece bir tüketici olarak ekranın içine hapsederken buradaki ham maddeler çocuğu oyunun asıl kurucusu yapıyor. Kendi oyuncağını tasarlayan bir çocuk için üretim süreci oyunun kendisinden daha heyecan verici bir serüvene dönüşüyor. Bir tablet oyununda tek bir tuşla ulaşılan o başarı hissi kısa süreli ve uçucu kalırken bir atık malzemeyi yontarak veya birleştirerek ortaya çıkarılan somut ürün her türlü dijital oyundan daha kalıcı bir bağ kuruyor. Ebeveynler çocuklarının o basit malzemeyle kurdukları bağın binlerce liralık teknolojik aletlerden çok daha uzun sürdüğünü söylüyor. Dijitalin hızı ve geçiciliği yerini emeğin sabrına bırakıyor. Çocuk burada sadece bir nesne değil kendi vaktini ve enerjisini yönetebildiği gerçek bir oyun dünyası inşa ediyor.” dedi.
"Bizim çocukluğumuzun oyuncağı onların keşfi oldu"
Ebeveyn Sinem Demir, bu atölye çalışmalarının çocuğu üzerindeki etkilerine değinerek, artık her atığa hammadde gözüyle baktığını belirtti. Demir, “Açıkçası çocuğumu bu atölyeye getirirken bu kadar büyük bir değişim beklemiyordum. Bizim çocukluğumuzda imkanlar kısıtlıydı, her şeyi kendimiz yapardık ama şimdiki çocuklar her şeye çok kolay ulaşıyor ve çabuk sıkılıyorlar. Masanın başında bir kamışla, bir kapakla saatlerce uğraştığını görünce şunu anladım, bizim çocukluğumuzun oyuncağı onların keşfi oldu. O küçücük elleriyle bir şeyler üretmesi, bir parçayı diğerine eklemek için kafa yorması meğer ne kadar büyük bir ihtiyaçmış. En çok şaşırdığım şey ise bu ilginin atölyeyle sınırlı kalmaması oldu. Artık evde bir şeyi çöpe atarken arkamdan sesleniyor, "Anne onu sakın atma, ondan çok güzel bir tekerlek olur." ya da "Baba bu şişeyi bana ver, bununla başka bir şey yapacağım." diyor. Eskiden çöp diye baktığı her şeye şimdi bir hammadde, yeni bir oyuncağın parçası olarak bakıyor. Bir şeyler üretmenin o hazzını bir kere alınca, evdeki her atık onun için yeni bir keşif alanı haline geldi. Kendi yaptığı oyuncakla kurduğu o bağ, bin liralık setlerle kurduğundan çok daha güçlü ve kalıcı.” dedi.
"Telefon elinden düşmüyordu, şimdi çöpü dönüştürme derdinde"
Ebeveyn Sinem Tuncal, “Ailecek en büyük sıkıntımız çocuğumuzun telefon ve tabletle olan bitmek bilmeyen bağıydı. Evde ne kadar engel olmaya çalışsak da o dijital dünyanın cazibesi her şeyin önüne geçiyordu ama bu atölyeden sonra işler tamamen değişti. Eskiden telefon elinden düşmüyordu, şimdi çöpü dönüştürme derdinde geziyor evde. Bir şişe kapağını ya da bir karton parçasını gördüğünde gözleri parlıyor ve hemen ondan ne yapabileceğini planlamaya başlıyor. Bu atölye ona sadece üretmeyi değil, paylaşmayı ve çevresine başka bir gözle bakmayı da öğretti. Tablet başında tek başına vakit geçiren o çocuk gitti, yerine masada arkadaşlarıyla hammadde sırası bekleyen ve elindeki malzemeyi yanındakiyle paylaşan bambaşka bir çocuk geldi. Geri dönüşümün sadece bir kavram olmadığını, aslında her atığın bir hikayesi olabileceğini yaşayarak öğrendi. Şimdi evde her çöp kutusuna gidişimizde bizi durdurup o malzemeyi kendi dünyasına katmak istemesi bizim için en büyük kazanç oldu. Dijital oyunların sahte heyecanı yerini somut bir şeyler ortaya çıkarmanın gururuna bıraktı.” dedi.
Atıkların oyuncağa dönüştüğü bu atölye, sadece çocukların hayal gücünü değil, sürdürülebilir bir geleceği de beraberinde inşa ediyor. Tüketmek yerine üretmeyi seçen bu küçük eller, bizlere geri dönüşümün en eğlenceli yolunu gösteriyor. Bize vakit ayırıp değerli görüşlerini paylaşan eğitmen Erkan Atalı, ebeveyn Sinem Demir ve Sinem Tuncal'a teşekkür ederiz.
Haber: Duygu Gümüş
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...