Sosyal medya özellikle gençler arasında hızla yayılan güzellik algısı ve beden imajı konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Sosyal medya platformlarında sıkça karşılaşılan filtreler, düzenlemeler ve influencerların paylaşımları genç bireylerde beden algısının bozulmasına ve aşırı zayıflama isteğine yol açabiliyor. Anoreksiya nervoza gibi yeme bozukluklarının, sosyal medyada yayılan mükemmeliyetçi vücut standartlarıyla bağlantılı olduğu uzmanlar tarafından vurgulanıyor. Uzmanlar bu hastalığın toplumun dayattığı estetik normlarla birleşerek, sosyal medyada görülen "ideal" bedenlere ulaşma arzusuyla daha da pekiştiğini belirtiyor. Anoreksiya nervoza sadece dış görünüşe yönelik bir takıntı değil, aynı zamanda psikolojik bir sorundur ve sosyal medya, bu hastalığın tetikleyicisi olabilmektedir.
Diyetisyen Kübra Göçer, Rumeysa Şimşek ve Psikolog İsmail Uğurlu ile görüşme yaparak anoreksiya nervoza hastalığının altında yatan psikolojik sebepleri ve bu hastalığın ortaya çıkmasında sosyal medyadaki güzellik algılarının etkisini derinlemesine inceledik.
“Bu durum manken hastalığı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır.”
Anoreksiya nervoza hastalığının duygusal olarak ortaya çıktığını ve hiçbir şekilde, günlerce yemek yenmemesi durumu olduğunu paylaşan Göçer, “Anorektik insanların iyileşmesi diğer bir yeme bozukluğu olan, bulimia nervoza hastalığına göre bir tık daha zor olabiliyor. Vücut yemek yemeği reddettiği için belirli bir süreden sonra artık istese de yemek yiyemiyor, bu da ölümle sonuçlanabilecek bir sonuç doğurabiliyor.” dedi. Tek başına bir diyetisyenin bu durumu çözemediğini dile getiren Göçer, “Genellikle hastalar kendilerindeki bu durumun farkında olmadıkları için aile bireyleri tarafından tedaviye getiriliyorlar. Bu hastalar hastalık durumunu kabul etmedikleri için hastaneye yatırılıp, tedavi süreçlerini başlatmak da çok zor oluyor.” diye belirterek tedavinin en kritik noktasının, hastanın neden tedaviye başlaması gerektiğine, tedavinin sağlığına iyi yönde katkısının olacağına ikna edilmesi olduğunu da vurguladı. Şimşek ise, tedavi sürecinde en çok karşılaşılan zorluğun hastaların beslenme danışmanlığına açık olmamaları durumu olduğunu söyleyerek, “Hastalarda besinleri tüketmeden atma, aşırı fiziksel aktivite ile tüketilen besini geri çıkarma durumu görülüyor.” dedi. Bu tür vakalarda bir psikologla beraber çalışıldığını aktaran Göçer, “Bu durum manken hastalığı olarak ortaya çıkan bir hastalıktır. Bu konuda öncelikle gençlerin beden algısının iyileştirilmesi gerekiyor. Bu yüzden bir psikologla çalışılması büyük önem arz eder.” diyerek altta yatan sebep veya sebeplerin bulunması ve algı bozukluğunun düzeltilmesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca diyetisyenden çok psikologlara iş düştüğünü de ekledi. Cinsel travmaların da bu hastalığı tetiklediğini söyleyen Göçer, “Vücut savunma sistemi olarak yemeği reddedebiliyor.” diye belirtti. Cinsel istismara uğrayan kişilerde ya bedenlerini büyüterek ya da yemek yemeği reddederek bedenlerini bu şekilde cezalandırma durumlarının ortaya çıktığını dile getiren Göçer, bu kişilerin kendilerini açlıkla cezalandırdığında, belirli bir noktadan sonra yemek yese bile vücudunun kabul edemeyeceği duruma gelip, anoreksiya belirtileri gösterebildiğini de ekledi. Hastalığın aileden gelen bir güzellik takıntısının, algı bozukluğunun olması durumunda, “Ne kadar zayıfsam o kadar güzelim.” mantığıyla çocukluktan da gelebileceğini ilave etti.
“Çoğu zaman bir rahatsızlık olduğunun farkına varılmaz.”
Psikolog Uğurlu, bu rahatsızlığın ortaya çıkışında tek bir sebebin olmadığını, genetik ve çeşitli çevresel faktörlerden kaynaklanabileceğini söyledi. Tedavi sırasında ise bilişsel davranışçı terapi ile çalışılabileceğini belirtip, kişinin kendi bedenine olan bakışının değiştirilmesi gerektiğini vurgulayarak devam etti, “Kişinin kendi bedenini fark etmesini sağlamaya çalışırız. Yemek yeme davranışının onun için anlamını anlamaya çalışıp, bunun üzerinden yorumlar yaparız ve yemek yeme davranışını hayatın içerisinde normal akışa çekmek için küçük küçük öneriler veririz.” dedi. İkna sürecinde terapiste daha çok iş düştüğünü belirterek, “Çevresinde sosyal destek alabileceği kişiler varsa onlar kullanılabilir. Eğer kökleşmiş bir sorunsa uzun bir terapi süreci daha iyi olur. Sonuç almak her zaman kısa bir sürede mümkün olmaz.” diye ekledi. Tıbbın bir hastalık olarak baktığı bu durumu ise “Anoreksiyayı çevredekiler iştahı yok, az yemek yiyor gibi yorumlayabilir. Bu durumun iç yüzü genelde bilinmez. Çoğu zaman bir rahatsızlık olduğunun farkına varılmaz ya da farkına varılması uzun sürebilir.” şeklinde açıkladı. Hastalıkla alakalı olarak, daha bilgilendirici yazılara, toplumun geniş kesimine ulaşan kaynakların yer vermesinin faydalı olacağını izah ederek, bir gazetede köşe yazısı yazdığını ve toplumsal farkındalığı arttırmak adına bu haftaki köşe yazısında bu konuya yer vereceğini dile getirdi.
Temeli kişinin toplumsal beden algılarına yüklediği anlamlara dayanır
Bedeni kontrol etme çabasının belli bir seviyeye kadar normal olduğunu aktaran Uğurlu, “Dış görünüşünün iyi olmasını herkes ister ama gereğinden fazla bedeni kontrol altına almaya çalışmak anoreksiya ya da bulimia nervoza gibi yeme bozukluğu durumlarına sebep olabilir veya çok zayıf kişilerde kilo almak için tıkanırcasına, sağlıksız yemeğe dönüşebilir. Bu durum çok fazla paralar harcanan estetik operasyonlarına da sebep olabilmektedir. Beden algısında yüzünü, vücudundaki herhangi bir uzvunu beğenmeyen insan, buna karşı tıbbi bir müdahale yapmak ister.” şeklinde bizleri bilgilendirdi. Anoreksiyanın da beden algısına yoğunlaşılmasının sonuçlarından biri olduğunu ifade ederek, “Hasta öncelikle kendisi tarafından kabul görmek ister. Fakat toplumun yarattığı güzellik algısı da buna etkendir. Toplumun dayattığı normlara kendini sığdırmaya çalışır.” dedi. Uğurlu, “Bu hastalığın çerçevesi ‘ne kadar zayıfsam o kadar değerliyim’ gibi bir bilişsel çarpıtma durumudur. Hastalar kendi bedenini kontrol ederek güçlü olduğunu hisseder ve kendilerine yüklenmeye devam ederler. Bu da diğer psikolojik semptomlara neden olabilir. Temeli yemekle ilgili değil de, bilişsel olarak kendisine çizdiği rotaya ve toplumsal beden algılarına yüklediği anlamlara bağlıdır.” dedi.
Sosyal medya hastalığın oluşumunda önemli bir etkendir
Uğurlu, sosyal medyadaki erişilebilir dayatmaların ve kalıplaşmış vücut algılarının çok fazla mevcut olduğunu belirterek, “Yapılan araştırmalarda anoreksiya nervozanın kadınlarda ve gençlerde daha yaygın görüldüğünü açıkladı. Bunun sebebinin sosyal medyada ve basın kanallarında pazarlanan ideal vücut dayatmaları olduğunu söyleyerek, tüm toplumlarda belirli normlara göre vücudunu iyi şekle getirmesi gereken kadınmış gibi bir algı olduğu için kadınlarda sıklıkla görülür. Bu sonuçla burada toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden de söz edilebilir. Sosyal medyada belirli ürünleri influence eden yüksek takipçili, toplum tarafından belirlenen normlara uygun vücudu olan kişilerin, güzellik algısına yaptığı olumsuz katkı çok fazla olduğundan dolayı, bu kişileri görmek ve onların lanse ettiği şeyleri görmek bu hastalığın en önemli tetikleyicisidir. Gençler çoğu şeyi sosyal medyadan model alarak öğrendiklerinden dolayı başta gençler için olmak üzere, sosyal medyanın bu hastalık üzerindeki etkisi büyüktür. Toplum ve mahalle baskısı da bir diğer etkendir. Belirli yorumlara dayanan güzellik algısı, çoğunlukla aile içinde başlıyor ve sosyal çevrede de devam ediyor ama her ne sebep olursa olsun, bir veya birden çok profesyonelin devreye girmesiyle birlikte müdahale edilmesi gereken bir süreçtir. Çünkü anoreksiya hastalarında ölüme giden vakalar görülmüştür.” dedi.
Sosyal medyanın insanlar üzerindeki etkisi dikkat edilmesi gereken bir konu haline gelmiştir. Uzmanlardan alınan bilgilere göre, bireylerin sağlıklı bir beden algısı geliştirebilmeleri için de daha bilinçli şekilde sosyal medya kullanımına ihtiyaç duydukları aşikâr. Sosyal medyadaki güzellik normlarının yarattığı etki ve toplum baskısı, bizleri birçok konuda etkilediği gibi bu tür rahatsızlıkların ortaya çıkmasında da çok büyük bir etkendir.
Haber: Zeliha Dündar
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...
DÜNDEN BUGÜNE: URLA SANAT SOKAĞI
Asıl adı Zafer Caddesi olan sokak, 2010 yılından sonra bir ...