Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye göç yolculuğu, geride bırakılan evler, ayrılıklar ve yeni bir hayata uyum mücadelesiyle şekillendi. Göç yolunda karşılaşılan zorlukların yanı sıra Türkiye’de yaşanan geçim sıkıntısı ve topluma uyum süreci de göçmenlerin hayatını derinden etkiledi.
Bulgaristan Türklerinin Türkiye’ye göç süreci, beraberinde sosyal ve ekonomik değişimleri de getirdi. Yaşadıkları yerlerden ayrılarak Türkiye’ye gelen insanlar, yeni bir yaşam kurarken barınma, geçim ve topluma uyum sağlamak gibi çeşitli sorunlarla karşılaştılar. Göç sürecindeki zorlukları ve göç ettikten sonraki hayatlarında yaşanan değişiklikleri daha iyi anlamak için Bulgaristan Türkleri Derneği Başkanı Güner Çelik, Bisader Yönetim Kurulu Üyesi Fikret Ömeroğlu ve bizzat göçün zorluklarını yaşamış olan Bulgaristan Türkü Zülfü Çeşmeci’ye sorularımızı yönelttik.
Yeni bir ülke, yeni bir hayat
Yaşanan zorunlu göçün insanlar için fazlasıyla sancılı geçtiğini aktaran Güner Çelik, göç eden insanlar için Türkiye’nin huzurlu, sakin ve rahat hayatlar yaşayabilecekleri, aynı zamanda yeni bir hayata başlangıcın anahtarı olduğunu belirtti. Çelik, “Bir yerden bir yere göç etmek sanıldığından daha yorucu bir durumdur. Doğduğunuz toprakları bırakıp daha önce görmediğiniz bir yere gitmek kimsenin istemediği bir unsurdur. İnsanlarımız evlerini, işlerini, oradaki hayatlarını bırakarak göç etmek zorunda bırakıldılar. Çoğumuz günümüzde topluma uyum sağladık ama bazılarımızın geçmişte yaşananlar yüzünden gönülleri hala buruk durumdadır.” ifadelerini kullandı.
Göç bitti ama sorunlar bitmedi
İnsanların göç ettikten sonra yaşanan sorunların henüz bitmediğini aktaran Çelik bu sorunların başında barınma ve işsizlik olduğunu belirtti. Çelik, “Çok fazla insanın göç etmesi sebebiyle ciddi bir barınma sorunu yaşanmış olup daha sonrasında ise yetkili kurumlar aracılığıyla barınma sorunu bir müddet çözüme ulaştırılmıştır. Okulların spor salonları ve kurumların misafirhaneleri bizler için açılıp hazırlandıktan sonra barınma sorunu biraz olsun giderilmiştir. İşsizlik sorunu ise ilk etapta bizi fazlasıyla zor duruma soktu. Ancak daha sonra birçoğumuz fabrikalarda işe başlarken, Türkçesi iyi olanlar devlet kurumlarında ve kamuda iş bulmaya başladılar.” dedi.
İlk etapta uyum sağlamakta zorlandık
Göç eden insanların topluma ayak uydurmakta ciddi sıkıntılar çektiklerini aktaran Çelik bu sorunun asıl sebebinin konuşma dilindeki anlaşmazlıklardan ve farklı kültürlerin çatışmasından kaynaklanan sorunlardan dolayı yaşandığını belirtti. Çelik, “Bazılarımız göç öncesi hayatlarında Bulgarcayı daha aktif bir şekilde kullanmaktaydı. Ana dilimiz Türkçe olmasına rağmen çoğumuz Türkçeyi daha az kullanıyordu. Bu da buraya geldiğimizde ciddi sorunlara neden oldu. Ancak daha sonrasında bizler için yetkili kurumlar tarafından Türkçe kursları açıldı ve bizler Türkçemizi eskisine göre geliştirdik. Bu durum da topluma uyum sağlamamızı kolaylaştırdı.” diye konuştu.
Göçün her zorluğunu yaşadık
Göç etmeden önce herkesin düzenli bir hayatı olduğunu anlatan Zülfü Çeşmeci ancak zorunlu göç yüzünden birçok hayatın yok olduğunu aktardı. Çeşmeci, “1989 yılında ailemle birlikte göç etmek zorunda kaldık. Türkiye’ye göç ettiğimiz zaman ilk etapta bir okulun spor salonunda konakladık. Eskiden eşimle birlikte ticaretle uğraştığımız için ikimiz de Türkçe konuşmayı iyi bildiğimizden eşimle birlikte bir tütün fabrikasında iş bulabildik ve yeni bir hayat kurmayı başardık. Şimdilerde ise çalıştığımız fabrikadan emekli olduk ve geçmişi hüzünle düşünmekteyiz.” dedi.
Geride bir hayat bıraktık
Bulgaristan’da yaşayıp da zorunlu göç eden insanların göç ederken her şeylerini geride bıraktıklarını belirten Çeşmeci, “İnsanlarımız hayatlarını bırakarak göç etmek zorunda kaldı. Ben evimi, doğduğum toprakları, işimi bırakarak ailemle birlikte göç etmek zorunda kaldım. Birçoğumuz göç ederken büyük endişeler içindeydik. İlk zamanlar biz dâhil çok fazla insan zorluk çekti. Göç ederken yaşanan hastalıklar, iklim felaketleri gibi olumsuz durumlar peşimizden bizleri takip etti. Birçoğumuz ilk etapta işsizlikle boğuşmak zorunda kaldı. Ancak ilgili kurumların açtığı meslek kursları bizlere çok yardımcı oldu. Yaşanan bütün zorluklara rağmen göç etmiş insanların çoğu düzenli bir hayat kurmayı başarabildi.” diye konuştu.
Yoğun bir şekilde kültür çatışması yaşandı
Bulgar Türklerinin de bir Türk toplumu olduğunu aktaran Fikret Ömeroğlu, göç tamamlandıktan sonra ciddi kültürel çatışmalar olduğunu belirtti. Ömeroğlu, “Biz de bir Türk topluluğuyuz ama bizler önceden Bulgarlarla içli dışlı olduğumuz için çoğumuz onların kültürünü açıkçası benimsemiştik. Özellikle beden dilimiz dolayısıyla kaba olduğumuz ve konuşma şeklimizin farklılığından dolayı farklı karşılandığımız zamanlar oldu. Yeme ve içme alışkanlıklarımız bile farklılık göstermekteydi. Dinlediğimiz müzikler ve oynadığımız oyunlar buradaki insanlara farklı geliyordu. Ancak bu sorunlar zaman geçtikçe giderildi. Kültürlerimiz bu zaman içinde iç içe geçti. Bu durum bizi fazlasıyla pozitif şekilde etkiledi ve toplumda yerimizi bulmamıza fayda sağladı.” ifadelerini kullandı.
Bizi kabul ettikleri için Türk halkına minnettarız
Burada yaşayan insanların göç etmiş insanlara her konuda destek olduklarını aktaran Ömeroğlu toplumun büyük bir kısmının ülkeye yeni gelen insanlara çok sıcak davrandığını belirtti. Ömeroğlu, “Buradaki insanlar zor zamanımızda bizlere yardım elini uzattı. Bazıları bizlere aş verdi bazıları ise soğuk günleri biraz olsun sıcak geçirebilmemiz için evlerini açtı. Bizlere yardım elini uzatan herkese ve devlet kurumlarına teşekkür ederiz.” dedi.
Haberimizi hazırlarken sorduğumuz sorulara içtenlikle cevap veren ve bizi misafir eden Bulgar Türkleri Derneği Başkanı Güner Çelik, Bisader Yönetim Kurulu Üyesi Fikret Ömeroğlu ve Zülfü Çeşmeci’ye teşekkür ederiz.
Haber: Kutay Tor
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...