Anne ve baba figürü yalnızca biyolojik bir bağdan mı ibaret? Biyolojik ailesini hiç tanımamış bir çocukla ebeveyn kaybı yaşamış bir çocuk arasında nasıl farklar var? Uzmanlara göre belirleyici olan kan bağı değil; çocuğun kurduğu güvenli ilişki.
Bir çocuğun dünyayla kurduğu ilk ilişki, ona bakım veren yetişkin üzerinden şekillenir. Bu yetişkin her zaman biyolojik anne ya da baba olmak zorunda değildir. Güven duygusu, sevildiğini bilme hali ve ait olma hissi, çocuğun hayatında istikrarlı, şefkatli ve tutarlı bir yetişkin figürüyle inşa edilir. Ancak bazı çocuklar için bu bağ erken yaşta kopabilir ya da biyolojik aileyle hiç kurulmamış olabilir. Bu durum, çocuğun zihninde “Neden?” sorusunu doğurabilir. Uzmanlara göre asıl belirleyici olan, bu soruya çocuğun iç dünyasında nasıl bir anlam yüklendiğidir. İzmir Üniversitesi Psikoloji Bölümü mezunu, 11 yıllık mesleki deneyime sahip, çocuk ve ergen psikolojisi alanında çalışmalar yürüten ve aynı zamanda 13 çocuk kitabının yazarı olan, Aydın’da kendi kliniğini işleten Psikolog Anıl Şen ile lisans eğitimini Polonya’daki bir devlet üniversitesinde tamamlayan, 7 yıldır çocuk ve ergen psikolojisi alanında çalışan, aile terapisti olarak Aydın’da kendi kliniğinde hizmet veren Psikolog Naime Tuğrul Camız, bağlanma deneyiminin kimlik gelişimindeki rolünü anlattı.
Davranışın ardındaki ihtiyaç
Psikolog Anıl Şen, erken dönemde bağ kaybı yaşayan ya da bakım veren değişiklikleri deneyimleyen çocuklarda okul çağında davranışsal zorlanmalar görülebileceğini belirtiyor. Vurma, itme ya da öfke patlamaları gibi davranışlar çoğu zaman disiplin sorunu olarak yorumlansa da bu tepkilerin altında çoğunlukla karşılanmamış güven ve aidiyet ihtiyacı bulunmaktadır. Özellikle kurumsal bakım ortamlarında sık değişen bakım verenler, kalıcı bir bağın oluşmasını zorlaştırmaktadır. Ancak uzmanlar önemli bir ayrım yapıyor: Sevgi temelli, istikrarlı ve destekleyici bir aile ortamında büyüyen evlat edinilmiş ya da koruyucu aile yanında yetişen çocuklar, biyolojik bağ olmasa da güçlü ve sağlıklı bağlanma geliştirebiliyor. Camız’a göre mesele kan bağı değil, çocuğun kendini güvende ve değerli hissedip hissetmediği; şefkatli ve tutarlı bir ilişki, kimlik gelişiminin en sağlam zemini.
Kaybetmek ve hiç tanımamak arasındaki fark
Uzmanlara göre biyolojik ailesini belli bir yaşa kadar tanıyıp kayıp yaşayan çocuk ile biyolojik ailesini hiç tanımamış çocuk arasında bazı psikolojik farklılıklar bulunuyor. Anıl Şen, ebeveyn kaybı yaşayan çocuğun en azından bir bağ deneyimi olduğunu ve yas süreci geçirdiğini ifade ediyor. Bu süreç, uygun destekle anlamlandırılabiliyor. Biyolojik ailesini hiç tanımamış çocukta ise somut anılardan daha çok zihinsel bir boşluk söz konusu olabiliyor. Eğer bu boşluk açık ve yaşa uygun bir iletişimle desteklenmezse, çocuk bunu terk edilme algısıyla doldurabiliyor. Ancak uzmanlara göre bu durum, çocuğun sağlıklı bağ kuramayacağı anlamına gelmiyor. Güvenli bir aile ortamı, sevgi ve süreklilikle bu boşluğu sağlıklı bir kimlik anlatısına dönüştürebiliyor.
Biyolojik gerçekle yüzleşmek
Yıllar sonra ortaya çıkan biyolojik aile gerçeği, özellikle ergenlik döneminde kimlik karmaşasına yol açabiliyor. “Gerçek ailem kim?” sorusu hem biyolojik kökeni hem de çocuğu büyüten aileyi kapsayan karmaşık duygular doğurabiliyor. Naime Tuğrul Camız’a göre sürecin nasıl yönetildiği belirleyici. Gerçeğin saklanması yerine, yaşa uygun ve şeffaf biçimde paylaşılması çocuğun güven duygusunu koruyor. Çünkü çocuk için asıl sarsıcı olan çoğu zaman yalnızca biyolojik gerçek değil, gerçeğin gizlenmiş olması. Uzmanlar, çocuğun iki gerçeği bir arada taşıyabileceğini vurguluyor: Biyolojik köken ve sevgiyle kurulan aile bağı. Bu iki alan birbirini dışlamak zorunda değil.
Aidiyet nerede başlar
Uzmanlara göre aidiyet yalnızca genetik bir bağdan doğmaz. Aidiyet, yanında olan, ihtiyaç anında elini tutan, düşerken kaldıran, başarıyı birlikte kutlayan kişilerle kurulur. Anne ve baba figürü biyolojik bir tanımın ötesinde, çocuğun ruhsal gelişiminde güvenli bir limanı temsil eder. O liman kan bağıyla kurulabileceği gibi, sevgi, emek, süreklilik ve şefkatle de inşa edilebilir. İyileşmenin anahtarı inkarda değil, dürüstlükte, şeffaflıkta ve destekleyici ilişkilerde yatıyor. Çünkü kimlik yalnızca nereden geldiğimizle değil, kimlerle büyüdüğümüzle de şekilleniyor. Belki de en temel soru şu: Bir çocuğun kimliği genetik köklerinde mi büyür, yoksa sevildiğini bildiği yerde mi güçlenir?
Haber: Kübra Helin Akbaş
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...