Aydın ve Muğla’yı kuşatan, 500 milyon yıllık jeolojik yapısı, nadir bitki çeşitliliği ve 8 bin yıllık kaya resimleriyle Türkiye’nin en değerli doğal ve kültürel alanlarından biri olan Latmos, hem ulaşımın güç olduğu hem de dağlık ve kayalık yapısıyla keşfin zor olduğu bir coğrafyada yer alıyor. Bölge, geçmişten günümüze süren yaşam izleri ve kesintisiz tarihi mirasıyla gelecek kuşaklara taşınmayı bekliyor.
Bölgeye dair merak edilenleri ve bölgenin hem turizm hem de tarihi dokusu açısından önemini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Varol Aydın, gönüllü araştırmacı Aşkın Yolcu, Milas Sakarkaya Mahalle Muhtarı Neccar Sarı ile Bağarcık köyünden Mürsel ve Dursun Sarı ile görüştük. Dr. Öğretim Üyesi Varol Aydın, 2011’te bir belgesel aracılığıyla tesadüfen Latmos’la tanıştı. Aydınlı olmanın verdiği merak ve sorumluluk duygusuyla 2023’de sahadaki araştırmaları ve hukuki mücadeleyi yürütmek amacıyla bir platforma dahil oldu. Gönüllü araştırmacı Aşkın Yolcu ise çocukluk merakını 2012’de arkadaşıyla doğa yürüyüşüne katılmasıyla sahadaki araştırmalara dönüştürdü.
Latmos: 600 milyon yıllık jeolojik ve arkeolojik miras
Dr. Öğr. Üyesi Varol Aydın, Latmos/Beşparmak Dağları’nın jeolojik önemine dikkat çekerek, “Latmos sadece tarihi açıdan değil, jeolojik açıdan da çok önemli bir bölge. Latmos'u oluşturan gnays kayalar 500-600 milyon yıl öncesine dayanıyor ve Anadolu’nun jeolojisi açısından eşsiz bir öneme sahip. Bütün bölgeyi bu gnays kayalar oluşturuyor. Üzerlerindeki fıstık çamı, sarı çam ve diğer orman yapıları bölgeyi kendine özgü bir coğrafya haline dönüştürüyor.” dedi. Yolcu’da bu kaya oluşumlarını, “Latmos’taki kayalar 400 milyon yıl ile 1,2 milyar yıl öncesine dayanıyor. Gnays kayalarının sert olmayan kısımları rüzgar, yağmur ve çamurla aşındıktan sonra bu hallerini almış.” sözleriyle açıkladı. Yolcu ayrıca, “Bölgede caretta caretta, fil burunlu veya oturan deve şeklinde kayalar var. Bazıları devasa ve oyuklu, kimisinin üzerinde kuş yuvası bulunuyor. Bu kayalar hem jeolojik hem de kültürel açıdan çok değerli. Resimlerin yaşının kesin tespiti yapılmamış. Bu bilgi, Alman profesör Dr. Anneliese Peschlow’un 20 yıllık çalışmasına dayandırıldığı için referans olarak kabul edilmiş.” dedi. Daha eski insan yerleşimlerine de dikkat çeken Yolcu, “Mal Kayası Mağarası’nda 8 bin yıl önce insan yaşamı tespit edilmiş. Alan, Aydın Tralles’i ile aynı yükseltide ve çevresinde yaklaşık 2 bin 500 yıllık bir şehir devleti bulunuyor.” ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Aydın’da, kaya resimlerinin 200 ayrı alanda bulunduğunu belirterek, “Türkiye’de veya dünyadaki diğer örneklerden farklı olarak savaş ya da av sahneleri yerine aile, çocuk ve şenlik temalarını içeriyor.” dedi.
Bölge, Batı Anadolu’daki en eski insan kültür izlerini taşıyor
Batı Anadolu’daki Hitit izlerinden biri olan Suratkaya Luvî Yazıtları’nın yaklaşık 3 bin 300 yıl öncesine tarihlendiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Varol Aydın, “Tüm bu jeolojik, coğrafi ve kültürel birikimiyle Latmos, Türkiye’de eşsiz bir bölge yapısına sahip.” şeklinde konuştu. Latmos gönüllüsü Aşkın Yolcu ise bölgenin antik dönemdeki stratejik önemine değinerek, “İyonlar ile Persler arasında gerçekleşen dünyanın en büyük deniz savaşı Söke Ovası’nda yapılmış. Latmos çevresinde Alinda, Alabanda, Myus ve Amyzon antik kentleri bulunuyor.” bilgisini verdi. Amyzon Antik Kenti hakkında bilgi veren Yolcu, “Kent, M.Ö. 300 civarında Seleukos Krallığı tarafından kurulmuş ve Karya kıyı şehir devletlerinden biri olarak güçlü bir yerleşim olmuş. Doğu Roma ve Bergama Krallığı dönemlerinde de önemini korumuş.” dedi. Bölgedeki antik ticaret yollarına dikkat çeken Yolcu, “Karacasu’daki Afrodisya’ya kadar uzanan deniz yollarında heykeller teknelerle taşınırken mermerleri aşındırılarak işleniyordu. Kıyı şehir devletleri tarih boyunca stratejik bir konumdaydı.” ifadelerini kullandı.
Latmos: Keşfedilmemiş doğası ve kültürel mirası
Gönüllü araştırmacı Aşkın Yolcu, sahadaki çalışmaları anlatarak, “Çeşmeköy çevresinde 25-30 arkeolojik sit noktası belirledik, koordinatlarını yetkililere ilettik. Karakaya köyü üzerindeki maden faaliyetleri su damarlarını kesmiş ve kaya resimlerini tehdit ediyor.” bilgisini paylaştı. Yolcu, “Latmos sadece kaya resimlerinden ibaret değil, yüksek kayalıklar, su kaynakları, düzlükler ve tarım alanlarıyla bütünleşmiş bir kültürel peyzaj sunuyor.” dedi. Genç nüfusun azalmasına dikkat çeken Yolcu, “Ortak değerlerimizi çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakmalıyız.” çağrısında bulundu.
En büyük güç yerel halk: Tescillenmemiş varlıklar tehlike altında
Dr. Öğr. Üyesi Aydın, Latmos çevresinde yerel halkın bölgeyi koruma sürecindeki önemine işaret ederek, “Aslında en büyük rol yerel halk çünkü orada yaşıyorlar ve süreçte yer almadıkları sürece bir şeyler yapmak mümkün olmuyor.” dedi. Hukuki süreçlerde yerel halkın etkisine de vurgu yapan Aydın, “Bir madene karşı dava açılacaksa yerelde yaşayan ve etkilenenler dava açabiliyor veya itiraz edebiliyorlar.” bilgisini paylaştı. Son yıllarda köylülerin daha aktif hale geldiğini belirten Aydın, “Kazanılan davalar ve yürütülen çalışmalar sayesinde daha istekli ve cesaretli hâle geldiler.” dedi. Gönüllü çalışmaların amacını açıklayan Aydın, “Gönüllülük çalışmalarımız, bölgenin bilinirliliğini artırmaya ve keşfedilmemiş alanları ortaya çıkarmaya dayanıyor.” ifadelerinde bulundu. Tescilsiz arkeolojik alanlara ilişkin olarak da Aydın, “Bölgede birçok arkeolojik alan bulunuyor ve bunların bir kısmı hâlâ tescilli değil, resmi kurumlarla iş birliği yaparak bu alanların kayıt altına alınması sürecini takip ediyoruz.” dedi. Bölgedeki madencilik, taş ocakları ve definecilik faaliyetlerinin riskine değinen Aydın, bu alanlarda tescillenmemiş kaya resimleri gibi kültürel varlıkların zarar görebileceğini aktararak, “Madenciler ve defineciler kültürel dokuyu tehdit edebiliyor, özellikle Hristiyanlık manastırlarında definecilik ciddi bir tehlike oluşturuyor.” dedi. Yerel halkın caydırıcı rolüne dikkat çeken Aydın, “Bazı bölgelerde insanlar bu faaliyetleri engellese de, kıyıda köşede kalan alanlar hâlâ risk altında, en büyük engel halkın isteksizliği, en büyük güç ise onların sürece katılma isteği ve desteği oluyor.” ifadelerini kullandı. Milas Sakarkaya Mahalle Muhtarı Neccar Sarı’da, Latmos ve Beşparmak Dağları’nın korunmasında köy halkının aktif rol aldığını belirterek, “Latmos için köy halkı doğamızın bozulmasını ve maden faaliyetlerini istemiyor, çevre köylerle birlikte maden açılmasına karşı duruyoruz.” dedi. Bölgenin ekolojik ve kültürel değerlerine değinen Sarı, “Köyümüzün yüzde 40’ı arıcılıkla uğraşıyor, kırmızı çam balı patent aldı, zeytincilik yapılıyor ve çam kozalağı ile çam fıstığının patenti alındı.” ifadelerini kullandı. Sarı, bölgedeki bilimsel çalışmalara ve ulusal-uluslararası desteğe de değinerek, “Türkiye’nin her tarafından ve Avrupa’dan araştırmacılar ve dağcılar geliyorlar, sürekli destek oluyorlar, bizi yalnız bırakmıyorlar, doğamızın yok olmaması için hep yanımızdalar.” bilgisini paylaştı.
Latmos yaşanması ve görülmesi gereken bir yer
Mürsel ve Dursun Sarı, doğma büyüme Aydın’ın Koçarlı ilçesine bağlı Bağarcık köyünde, Latmos/Beşparmak Dağları eteklerinde yaşayan ve 40 yılı aşkın süredir hayatlarını paylaştıkları bu bölgede koruma çalışmaları yürüttüklerini belirterek, “Latmos bizim için sadece bir yer değil, buraya gerçek anlamda kıymet veriyoruz ve bağlılığımızdan kopamıyoruz. Çocuklarımız şehirde yaşıyor ama biz burada yaşamaya devam ediyoruz.” dedi. Dursun Sarı, Karakaya taraflarındaki maden faaliyetlerinin doğayı tahrip ettiğini aktararak, “Maden civar köyü tamamen bozmuş durumda ve buraya doğru yayılmaya başladı, yine de direniyoruz. Latmos’un güzelliği görülmeli, burası yaşanması gereken bir yer.” ifadelerini kullandı. Çift, Latmos Platformu ve sivil toplum örgütleriyle yürüttükleri hukuki mücadeleyi anlattı: “Sivil toplum örgütleriyle dava açtım ve kazandım, komşu köylerde maden girişimi olduğunda gidip yardımcı oluyoruz ve bu mücadeleyi sürdüreceğiz.” Mürsel Sarı, üretim ve yaşamlarını özetleyerek, “Her şeyimizi kendimiz üretiyoruz, ceviz, kestane, ayva ve sebzelerimiz bize ait, küçükbaş hayvanlarımızın bakımını da biz yapıyoruz. Maden gelirse çamları, ağaçları ve yaşam alanlarımızı yok eder, arıcılık ve çam fıstığı gibi geçim kaynaklarımız zarar görecek.” şeklinde konuştu.
Latmos’ta doğayla iç içe yaşıyoruz
Dursun Sarı, Latmos’un tarihi ve kültürel zenginliklerini anlatarak halkın sit alanı farkındalığını şu şekilde değerlendirdi: “Latmos’un gnays kayaları özellikle geceleri parıldıyor, tarihi evler, pınarlar, sulama sistemleri, teras alanlar, kaleler, kaya resimleri ve diğer tarihi eserler burada yer alıyor. Doğayla ilişkimiz hep iç içe, hayatımızın yarısı hayvan taşımacılığıyla geçiyor. Halkımız bu konuda biraz bilinçsiz, ama bilinçlenirlerse koruma altına alınan güzellikler bozulmaz.” Mürsel Sarı bu konuda toplumsal dayanışmanın önemini vurgulayarak, “Madencilik olaylarında çevremizdeki insanlara durumu izah ediyor, yerlerini vermemelerini sağlıyoruz, bilinçlenmiş insanlar geldiğinde köydekiler de durumu anlıyor ve hep birlikte mücadele edebiliyoruz.” dedi. Dursun Sarı, araştırmacılara rehberlik süreçlerini de aktararak, “Bölgenin korunması için sivil toplum örgütlerinden destek alıyoruz, gelen ziyaretçilere yol gösteriyor ve dağda kaybolanlara yardımcı oluyorum. Gençlerin Latmos’u görmesini istiyoruz, burası yaşanması ve görülmesi gereken bir yer.” ifadelerini paylaştı.
Latmos’un geleceği, bölgede çalışan gönüllülerin özverisi ve yerel halkın bilinçlenmesiyle şekilleniyor. Röportaj süresince Latmos’un doğal ve kültürel güzelliklerini bizlerle paylaşan ADÜ Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve gönüllü araştırmacı Dr. Öğr. Üyesi Varol Aydın’a, sahadaki deneyimlerini aktararak bölgenin jeolojik ve arkeolojik değerlerini ortaya koyan Latmos gönüllülerinden Aşkın Yolcu’ya ve yerel halkın koruma çabalarını ve yaşam pratiklerini aktaran Milas Sakarkaya Mahalle Muhtarı Neccar Sarı ile Bağarcık Köyü’nde yaşayan Mürsel-Dursun Sarı çiftine teşekkür ediyoruz.
Haber: Melisa Ayhan
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...