Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


AYDIN’DA SIĞLA ORMANLARI: DOĞAL SIĞINAĞIN GELECEĞİ TEHDİT ALTINDA

16.03.2026
Yaşam

 

Türkiye’nin batısında yalnızca birkaç vadi ve dere ile sınırlı kalan sığla ağaçları, artan kuraklık, azalan su kaynakları ve habitat tahribatı nedeniyle ciddi risk altında. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Kırmacı, saha çalışmalarıyla Anadolu’nun bu relikt türünün ekolojik önemini ve korunması gereken alanları bilimsel verilerle ortaya koyuyor.

 

Sığla Ağacı (Liquidambar orientalis), halk arasında günlük veya amber ağacı olarak bilinen, milyonlarca yıl öncesinden günümüze ulaşmış relikt (buzul çağından kalan, eski devre ait bir bitki) ve endemik bir türdür. Doğal yayılış alanı Türkiye’nin batısı ve Rodos Adası ile sınırlı olan sığla, nemli vadilerde ve taban suyu yüksek alanlarda gelişerek su rejimini düzenleyen, mikro iklimi etkileyen ve birçok canlıya yaşam alanı sağlayan önemli bir ekosistem bileşenidir. Tarih boyunca reçinesi ve yağı nedeniyle ekonomik ve kültürel değer taşıyan sığla, günümüzde sınırlı yayılışı ve ekolojik işlevleri nedeniyle bilimsel araştırma ve koruma çalışmalarının odağındadır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Kırmacı, 26 yıldır bitki taksonomisi ve ekolojisi alanında çalışmalar yürütmekte, Farklı Bakış (FABA) Derneği aracılığıyla çevre eğitimi faaliyetleri ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi kapsamında “Sığla Yolu” projesine katkı sağlamıştır. Kırmacı ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, sığla ormanlarının ekolojik kırılganlığını, su rejimiyle ilişkisini, koruma alanları dışındaki popülasyonların durumunu ve sahadaki bilimsel araştırmaları ele aldık, ayrıca sığla ekosisteminin korunmasının su kaynakları ve yerel biyoçeşitlilik açısından önemini ve iklim değişikliğine karşı uygulanabilecek koruma yaklaşımlarını değerlendirdik.

 

Anadolu, biyoçeşitliliğin küresel sığınağı

Prof. Dr. Mesut Kırmacı, Türkiye’nin coğrafi konumunun biyoçeşitlilik açısından özel bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Kırmacı “Ülkemiz, dünyadaki önemli biyoçeşitlilik merkezlerinden biridir, üç iklimin görüldüğü ülkemizde, sığlanın bulunduğu bölgede dördüncü bir tropikal iklim de vardır ve bu iklimler üç farklı biyocoğrafik bölgeyi barındırır.” diye belirtti. Kırmacı, Türkiye’nin jeolojik yapısı ve toprak çeşitliliğinin biyoçeşitliliğe katkısına dikkat çekerek, “Ülkemiz yaklaşık 12 bin bitkiye ev sahipliği yapıyor ve endemizm açısından üçte bir oranıyla Avrupa’dan daha yüksek bir orana sahibiz.” şeklinde konuştu. Biyoçeşitliliğin tarihsel boyutuna değinen Kırmacı, “Son 1,8 milyon yıldır süren buzul ve buzullar arası devirlerde Türkiye bir sığınak hâline geldi, Avrupa’da yaygın olan sığla türü yalnızca Anadolu’da kendine yer buldu.” ifadelerini kullandı.

 

Sığla: Buzul çağından günümüze ulaşan relikt bir tür

Prof. Dr. Mesut Kırmacı, Türkiye’de ormanların ve sığla ağacının önemine dikkat çekti. “Türkiye'nin yaklaşık yüzde 24’ü ormanlarla kaplı ve bu alanlarda 560’tan fazla ağaç türü bulunuyor, bunlardan biri de sığla ve o kadar önemlidir ki Orman Genel Müdürlüğü’nün logosunda bu ağacın yaprağı yer alıyor.” dedi. Sığlanın dağılımı ve ekolojik gereksinimlerine değinen Kırmacı, “Sığla çok özel habitatlar istiyor, sadece Rodos ve Türkiye’nin batısında bulunuyor, Antalya, Aydın hattı türün Türkiye’deki son sığınağıdır ve dünyada dört akrabası var. Biri Amerika’da Liquidambar styraciflua, ikisi Doğu Asya’da Liquidambar formosana ve Liquidambar acalycina, biri ise Liquidambar orientalis.” ifadelerini kullandı. Habitatın korunması ve türün tarihsel önemine değinen Kırmacı, “Bitkinin bulunduğu habitat özeldir ve tüm Avrupa’da ortadan kalkmıştır, buzul dönemlerinde kalıcı bitkilerin yaklaşık yüzde 70’ini kaybettik. Sığla, 1,8 milyon yıl öncesinden günümüze kalan relikt bir bitkidir ve bölgesel olarak endemik sayılabilir, sadece Rodos ve Doğu Akdeniz’de bulunuyor.” dedi. Sığlanın yaşamsal ihtiyaçlarını açıklayan Kırmacı, “Bitki taban suyu yüksek yerlerde ve nemi koruyan derin vadilerde yaşayabiliyor, su veya nemin kaybı türün varlığını sürdürememesi anlamına geliyor. Aydın’da İmamköy ve birkaç vadide varlığını sürdürüyor ve bu alanda yapılan yüksek lisans çalışmaları sayesinde Türkiye’deki popülasyonlar hakkında detaylı bilgiye sahibiz.” şeklinde ifade etti.

 

Sığlanın geleceğini su ve habitat kaybı tehdit ediyor

Prof. Dr. Mesut Kırmacı, sığla ağacının yaşamını sürdürebilmesi için en temel unsurun su olduğunu vurguladı. “Su krizinin yalnızca doğanın değil, insanlığın da temel sorunu.” olduğunu belirtti. Aydın’da artan nüfus, yanlış tarım uygulamaları, madencilik ve şehirleşme nedeniyle su kaynaklarının hızla azaldığını, betonlaşmanın ise toprağın su tutma kapasitesini düşürdüğünü belirten Kırmacı, “Su kaynaklarının azalması ya da depolanması, sığlanın yaşam alanlarını doğrudan ortadan kaldırıyor. Aydın’daki en büyük tehdit habitat kaybı.” dedi. Habitatın yalnızca bitkiden ibaret olmadığını, suyu, toprağı ve tüm canlıları kapsayan bir ekosistem olduğunu hatırlatan Kırmacı, maden sahaları, suyun başka alanlara taşınması, tarım ve imar faaliyetlerinin bu dengeyi bozduğunu ifade ederek, “Korunan alanlar dışındaki sığla popülasyonları ciddi risk altında, Marmaris Milli Parkı sığlaların korunması açısından örnek teşkil ediyor. Antalya’da aşırı sulama nedeniyle akarsu debilerinin düşmesi ve Aydın’da baraj altında kalan Eski Çine Vadisi ile Kayırlıdere’deki sağlıklı popülasyonların kaybolması bu tehdidi gözler önüne seriyor. Koruma alanları dışında kalan tüm sığla toplulukları tehdit altında kalıyor.” diyerek toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı.

 

Habitat korunmadan tür korunamaz: Envanter ve genetik çeşitlilik biyoçeşitliliğin anahtarı

Prof. Dr. Mesut Kırmacı, tür kayıplarının yalnızca kapsamlı envanter çalışmalarıyla anlaşılabileceğini belirtti. “Mantar, böcek, kuş ve yosunların mevcut durumunu tespit etmeden kayıp oranlarını net söylemek mümkün değil.” dedi.  Türkiye’de envanter çalışmalarının geç başladığını vurgulayan Kırmacı, “Birçok tür henüz tanımlanmadan yok olabiliyor, özel habitatlardaki türler için envanter çıkarılmalı ve alanların korunması öncelikli olmalı.” ifadelerini kullandı. Sığlanın zorunlu bir sulak alan bitkisi olduğunu hatırlatan Kırmacı, “Taban suyunun korunması hayati önem taşıyor. Koruma, doğal habitatta sağlanmalı, park ve bahçeler yeterli değil.” dedi. Ekosistemlerin yalnızca tür sayısıyla değil, genetik ve ekosistem çeşitliliğiyle değerlendirildiğini ifade eden Kırmacı, “Ekosistemlerin korunması demek tüm canlıları korumak anlamına geliyor.” uyarısında bulundu. Türkiye’de korunan alan oranının yüzde 8,7 olduğunu hatırlatan Kırmacı, “Bu oran en az Avrupa’daki yüzde 15 seviyesine çıkarılmalı. Habitat korunmadan tek bir türü korumak yeterli değildir.” şeklinde konuştu. Sığla türünün genetik çeşitliliğine de değinen Kırmacı, “Türün yayılışı atlamalı, Marmaris’te popülasyonları görüyoruz, Aydın’da Eski Çine Vadisi ile Kayırlıdere’deki popülasyonu kaybettik, aradaki mesafe gen alışverişini azaltıyor ve izolasyon artıyor, bu da genetik farklılaşmaya yol açabilir. Kuraklığa en dayanıklı taksonlar kültüre alınarak üretilmeli, böylece gelecekteki problemlere karşı türlerin varlığı güvence altına alınabilir.” ifadelerini kullandı.

 

ADÜ’de sığla yolu ve  kara yosunlarının biyoçeşitliliği üzerine yapılan ilk çalışma

Prof. Dr. Mesut Kırmacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Anabilim Dalı’nda yürüttükleri çalışmalarla Türkiye’de sığla üzerine yapılan tek çalışmayı gerçekleştirdiklerini anlattı. “Bir yüksek lisans öğrencimizle Sığla ormanlarındaki karayosunlarını çeşitledik, Türkiye’deki bütün Sığla alanlarını ziyaret ederek biyoçeşitliliği ortaya koyduk ve türün karşılaştığı problemleri tespit ettik.” dedi. Kırmacı, çalışmalarının bununla sınırlı olmadığını belirterek, “Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi’nde bir Sığla yolu oluşturduk. Buraya getirdiğimiz ağaçları Anadolu yaprak döken parseline diktik, şu anda sağlıkları çok iyi ve önümüzdeki 10 yıl içinde burası ciddi bir doğal yaşam alanı olacak.” şeklinde konuştu. Çalışmanın özgünlüğüne dikkat çeken Kırmacı, “Envanterleme yaptık ve Sığla’nın doğal yayılış gösterdiği Aydın’daki vadilerin korunması ve su sistemlerinin muhafaza edilmesi gerektiğini önerdik, bunun dışında benzer bir çalışma bulunmuyor.” ifadelerini kullandı.

 

Sığla yağı ve bitkinin korunması üzerine

Sığla yağının antik dönemlerden beri kullanıldığını aktaran Prof. Dr. Mesut Kırmacı, “Piramitlerde ve büyük mumyaların etrafındaki kavanozlarda sığla yağının kalıntıları bulundu, çok eski dönemlerden beri kullanılan bir yağ sığla yağı.” dedi. Yağın elde edilme yöntemini anlatan Kırmacı, “Gövdelerine açılan çizikler ve yarıklardan çıkan kabuklar kaynatılıyor, yüzeyde oluşan yağ ve reçineler özel kazıyıcılarla toplanarak saf sığla yağı elde ediliyor.” diye belirtti. Bitkinin korunmasına dikkat çeken Kırmacı, “Ağacın gövdesine vurulan her yara, bağışıklığını düşürüyor ve mantar ile virüslere açık hâle getiriyor. Türkiye’de sığla yağının üretimi yasak ve kaçak yollarla yapılması büyük ölçüde engelleniyor, artık arazide yeni kabukları veya soyulmuş bitkileri görmüyoruz, bu sevindirici bir durum.” dedi. Halkın geleneksel kullanımına da değinen Kırmacı, “İnsanlar sığla yağını mide rahatsızlıklarında ve yaraları tedavi etmek için kullanıyor, ölüm ve düğün törenlerinde hâlâ bitkileri kullanıyorlar ve kabuklardan çıkan dumanın kötü ruhları uzaklaştırdığına inanılıyor. Antiseptik özelliği geçmişte biliniyordu.” ifadelerini kullandı. Geleceğe dair değerlendirmesinde ise, “Günümüzde bu kullanımdan uzaklaşılmasıyla sığlalar biraz daha güvenli hâle geldi, fakat kabuklara açılan büyük yaralar hâlâ en büyük tehdittir.”  ifadelerini kullandı.

 

Sığla popülasyonlarının geleceği ve koruma stratejileri

Prof. Dr. Mesut Kırmacı, sığla popülasyonlarının sağlığının genç ve yaşlı bireylerin oranına bağlı olduğunu vurgulayarak, “Genç bireylerin sayısında azalma varsa, gelecekte bu bitkileri kaybedeceğiz, yaşlı popülasyonlar arttığında ise popülasyon gerilemeye başlıyor.” dedi. Kırmacı, genç popülasyonlardaki azalmanın iklim değişikliğiyle ilişkili olduğunu ve doğal popülasyonları gelecekte zor durumda bırakacağını belirterek, sığlanın korunmasında türün bulunduğu alanlar ve derin vadilerin korunmasının kritik önemde olduğunu ifade etti. Popülasyon daralabilse de üretimin fidanlıklarda, parklarda ve bahçelerde sürdürülebileceğini anlatan Kırmacı, tarım uygulamalarına dair de uyarılarda bulunarak, “Vahşi sulama sistemlerinden kurtulmalı, damlama sulama ve akıllı tarım yöntemleriyle bitkiler sadece ağaç bazında sulanmalı ve ağaç üzerindeki bitki çeşitliliği korunmalı. Ayrıca su kaynaklarının mevsimsel akışı, depolanması ve toprak kaybının önlenmesi detaylı çalışılmalı, bu önlemler alanların yaşamını sürdürebilmesi açısından kritik öneme sahip.” ifadelerini kullandı.

 

Sığla ormanlarının korunması ve ekosistem işlevlerinin sürdürülmesine dair yürütülen saha çalışmaları ve bilimsel katkılarından dolayı Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Fen Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mesut Kırmacı’ya teşekkür ederiz. Bu çalışmaların, nadir ve endemik türlerin devamlılığı ile doğal yaşam alanlarının sürdürülebilir yönetimine ışık tutmasını temenni ediyoruz.

 

Haber: Melisa Ayhan 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00