Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


ATATÜRK’ÜN İŞARET ETTİĞİ GERÇEK: İZNİK’İN ALTI ÜSTÜNDEN DAHA ZENGİN

04.05.2026
Kültür Sanat

 

2014 yılında göl sularının çekilmesiyle fark edilen bazilika, Hristiyanlık dünyasının en büyük gizemi olan 1. Konsil’in izlerini taşıyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, kentin surları dışındaki 800 metrekarelik dev katedralin keşfini ve kuşatma sırasında kente giremeyen Emevi ordularının bu yapıda bıraktığı gizemli mühürlerin hikayesini paylaştı.

 

İznik, Roma’dan Osmanlı’ya uzanan devasa bir hafıza merkezi olmasına rağmen, en büyük sırrını yüzyıllardır göl suları altında saklıyordu. 2014 yılında bir hava fotoğrafı ile fark edilen su altı bazilikası, bugün artık sadece bir "buluntu" değil, Hristiyanlığın temel ilkelerinin belirlendiği 1. Konsil’in anısına inşa edilmiş görkemli bir katedral olarak tarihe not düşülüyor. Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde görevli Prof. Dr. Mustafa Şahin liderliğinde yürütülen kazılarda ortaya çıkan somut arkeolojik veriler, antik dönem piskoposlarının ve kronik yazarlarının bıraktığı kayıtları birer birer bilimsel gerçekliğe dönüştürüyor.

 

Öncelikle kendinizden ve akademik yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Ben Profesör Doktor Mustafa Şahin. Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesiyim. 2005 yılında temellerini attığım bu bölümün kurucu başkanlığını halen sürdürüyorum. Kariyerim boyunca pek çok önemli noktada görev aldım, ancak 2014 yılında İznik Gölü’nde "Su Altı Bazilikası"nı (Bazilikal Kilise) keşfetmem ile birlikte tüm odağım bu bölgeye kaydı. Süreç aslında bir bayrak yarışı gibi ilerledi, 2015 yılında bu alandaki kazı başkanlığı görevini üstlendim. Bu projeye tamamen yoğunlaşabilmek adına Bodrum Gümüşlük’teki Myndos Antik Kenti kazı başkanlığı görevimi bıraktım. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle 2016 yılında başladığımız yüzey araştırmalarımız 2018 yılına kadar sürdü ve bugün dünya çapında ses getiren kazı çalışmalarıyla İznik’in binlerce yıllık tarihini gün yüzüne çıkarmaya devam ediyoruz.

 

İznik’te yürütülen kazı çalışmalarını genel hatlarıyla anlatabilir misiniz? Şu an hangi alanlara yoğunlaşıyorsunuz?

Çalışmalarımız 2014 yılında, kıyının 50 metre açığında ve yaklaşık 2 metre derinlikte keşfedilen Bazilikal Kilise üzerinde yoğunlaşmış durumda. 2016'dan beri sürdürdüğümüz kazılarda temel hedefimiz, bu dev yapının ne zaman, kimin için inşa edildiği ve hangi depremle yıkıldığı sorularına yanıt bulmaktı. Bu doğrultuda kilisenin kalbi sayılan  bölümlerinde detaylı araştırmalar yaptık. Şu an ise kilisenin dışındaki alanlarda, yapıyla doğrudan ilintili olan diğer birimleri tespit etmek amacıyla kazılarımıza devam ediyoruz.

 

Bu kazıların İznik’in tarihine katkısı sizce en çok hangi açıdan önem taşıyor?

İznik, Roma döneminde "Metropolis" unvanlı, imparatorluk kültürüne sahip Anadolu'daki dört büyük kentten biriydi. Ancak asıl dünya çapındaki ağırlığı Hristiyanlık dönemiyle perçinleniyor. M.S. 313 yılında dinin serbest kalmasının ardından, Hristiyanlığın temel "amentüsü" olan 1. Konsil burada toplandı. Bugüne kadar yeri hep kentin içinde, Senato Sarayı'nda aranan bu tarihi mekanı, biz bu kazıyla birlikte ilk kez somut arkeolojik delillerle ispatlamış olduk. Yazılı belgelerdeki iddiaları, ilk kez mimari kalıntılarla mühürledik. Bu keşif, projemizi Papa’nın temsilcilerinin dahi gelip ibadet ettiği evrensel bir inanç merkezi seviyesine taşıdı.

 

Son kazılarda ortaya çıkarılan buluntular arasında sizi en çok şaşırtan veya heyecanlandıran keşif hangisi oldu?

Arkeologlar maddi delillerle konuşur. Beni en çok heyecanlandıran, antik dini kayıtların arkeolojik olarak doğrulanmasıdır. Başlangıçta bu alanın 1. Konsil ile bağlantısı sadece bir hipotezdi, ancak kazılar ilerledikçe bu iddiayı destekleyen çok güçlü veriler elde ettik. Örneğin Kayserili Gregorios, 1. Konsil’in yapıldığı yere daha sonra anıtsal bir kilise inşa edildiğini anlatır. Yine 8. yüzyılda İznik’i ziyaret eden Willibald adındaki bir hacı, "Kutsal Pederler Kilisesi"nde ibadet ettiğini söyler. Bu noktada en can alıcı kanıt, Emevi kuşatması ile ilgilidir. Emevilerin İznik’i kuşattığını ancak kenti ele geçiremediğini biliyoruz. Buna rağmen kaynaklar, Emevi komutanlarının kentin dışında bir kilisede ibadet ettiklerini yazar. Bu kilise mutlaka surların dışında olmalıdır, çünkü içeride olsa zaten kenti ele geçirmiş olurlardı. Bizim kazı yaptığımız kilise de tam olarak surların dışındaki o noktada yer alıyor. 2025 yılı kazılarında ortaya çıkardığımız palmiye dalları işlemeli altın ve bronz yüzükler bu teoriyi mühürledi. Kazı yaptığımız bu katedral 800 metrekarelik boyutuyla, kentin en büyüğü bilinen Ayasofya’dan (600 m²) bile büyüktür. Bunun yanı sıra, mezarların altından çıkan Valentinus ve Valens dönemi sikkeleri (M.S. 364-378), kilisenin inşa tarihini M.S. 380 civarına sabitleyerek kronolojik tüm boşlukları doldurmamızı sağladı.

 

İznik Konsili ile bağlantılı arkeolojik verilere ulaşmak mümkün oluyor mu? Bu konuda yeni bulgular var mı?

Evet, artık bu konuda çok daha güçlü ve somut verilerle konuşabiliyoruz. Yazılı kaynaklarda 1. Konsil’in aslında sanılanın aksine daha mütevazı bir kilisede toplandığı açıkça belirtilir. Bizim kazısını yaptığımız yapının alt evreleri ve konumu bu tanımla örtüşüyor. Elde ettiğimiz bulgular ve tarihi anlatımlar bir araya geldiğinde, bu toplantının burada yapılmış olduğunu artık somut verilerle destekliyoruz.

 

İznik gibi çok katmanlı bir tarihi yapıya sahip bölgede kazı yapmak ne gibi teknik zorluklar içeriyor?

En büyük zorluğumuz su altında çalışmak. Görüş mesafesi çoğu zaman yok denecek kadar az, bazen zifiri karanlıkta hiçbir şey görmeden, sadece el yordamıyla çalışıyoruz. Ancak zorluk sadece görüşle sınırlı değil. Göldeki kirlilik o kadar ileri boyutta ki, su altında uzun mesai harcayan öğrencilerimin kulaklarında ciddi enfeksiyonlar meydana geldi. Bunun yanında İznik yaşayan bir kent, modern yapılaşma, denetimsiz altyapı çalışmaları ve bilinç eksikliği arkeolojik kalıntılara büyük zarar veriyor.

 

İznik Gölü ile ilgili halk arasında "batık şehir" ve "gizli tüneller" olduğuna dair güçlü efsaneler var. Bunların bilimsel bir karşılığı var mı?

İznik Gölü, aktif fay hatları üzerinde oluşmuş bir çanaktır ve her büyük depremde bu coğrafya yeniden şekillenir. Bilimsel veriler bize şunu söylüyor: 1065 yılında gerçekleşen 9 şiddetindeki o devasa depremde, kıyıdaki bazı anıtsal yapılar göle doğru çökmüştür. Dolayısıyla sular altındaki buluntular devasa bir "kayıp şehir" değil, depremle suya gömülen bu görkemli binalardır. Efsanelerin bilimsel karşılığı bir şehirden ziyade, doğanın gücüyle suya teslim olan bu tekil yapılardır. Halk arasında sıkça anlatılan gizli yeraltı geçitleri ve tünel iddialarına gelirsek, bugüne kadar bu tür söylemleri doğrulayan tek bir bulguya rastlamadık. Fiziksel olarak da bu zaten imkansızdır. İznik'te yeraltı su seviyesi o kadar yüksektir ki, yarım metre kazdığınızda su gelmeye başlar. Antik tiyatroda bile suyu tahliye etmekte zorlandığımız bir coğrafyada, kuru ve işlevsel yeraltı tünellerinin inşası teknik olarak mümkün değildir. Kısacası, toprağın ve suyun altındaki gerçek zenginlik tünellerde değil, gün yüzüne çıkardığımız bu binlerce yıllık mimari mirasın kendisindedir.

 

İznik’te yürütülen çalışmalar tarih kitaplarını değiştirecek nitelikte mi?

Kesinlikle evet. Biz şu an koca bir okyanusta sadece bir damla görüyoruz. İznik’in devasa bir kısmı hâlâ toprak altında keşfedilmeyi bekliyor. Ancak elde ettiğimiz her veri, mevcut bilgileri sarsmaya yetiyor. Özellikle surlardaki gizemli bir kapı dikkatimizi çekti. İznik’in herkesçe bilinen 4 ana kapısı dışında, doğrudan kazı yaptığımız bu kiliseye açılan bir "5. Kapı" var. Bu noktada Atatürk’ün vizyonu bir kez daha karşımıza çıkıyor. 1933 yılındaki ziyareti sırasında bir tarih öğretmenine, "Hayır, kentin sadece üç değil, Göl Kapı ile birlikte dört kapısı var." diyerek verdiği o meşhur ders, bugün bizim araştırmalarımızla bir adım öteye taşınıyor. Biz sadece kapıları değil, Bizans uzmanlarının yıllardır aradığı, 1. Konsil’in toplandığı o "küçük kiliseyi" ve onun üzerine inşa edilen devasa katedrali maddi kültür varlıklarıyla kanıtladık. Artık tartışmalı konuları hipotezlerle değil, toprağın altından çıkardığımız somut gerçeklerle aydınlatıyoruz. Yapılacak her yeni kazı, tarih kitaplarının sayfalarını yeniden yazdıracaktır.

 

Son olarak okuyucularımıza bir mesajınız var mı?

Gerçek yenilik ve gerçek İznik ayaklarımızın altındadır. 15 Temmuz 1935’te Atatürk, Celal Bayar ile birlikte buraya geldiğinde, Prof. Afet İnan şehri gezmek için izin istediğinde ona şu tarihi cevabı vermişti: "Hay hay gidebilirsin, fakat unutma ki asıl İznik'i göremeyeceksin. Çünkü o toprağın altındadır." Ulu Önder, daha 1920’li yıllarda İznik’in sinesinde taşıdığı eski medeniyet eserlerini biliyor ve burayı "suyu bol, geniş ovalı, geleceğin büyük turistik şehri" olarak tanımlıyordu. Bugün bizler, Atatürk’ün o gün işaret ettiği o "asıl İznik"i gün yüzüne çıkarıyoruz. Kültürel miraslarımıza sahip çıkmak, sadece geçmişe değil geleceğe de borcumuzdur. Bu hafıza bir kez yok olduğunda, onu geri getirebilecek hiçbir teknoloji yoktur. Mirasımıza sahip çıkalım.

 

Haber: Enes Kaan Kanat 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00