Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


ATA TOHUMU VE HİBRİT TOHUM: SOFRALARIMIZA GELEN DEĞİŞİM

29.12.2024
Yaşam

 

Lezzetli sofralarımızı oluşturan sebzelerin geleceği, ata tohumun ve hibrit tohumun arasındaki farklarda gizli. Peki bu iki farklı tohumun sofralarımıza etkisi nedir? Genellikle pazarlardan veya marketlerden aldığımız sebzeler hibrit tohum ile üretilmektedir. Lakin bundan yıllar önce atalarımızdan gelen tohumlar kullanılmaktaydı. Peki nedir atadan gelen tohumlarımız? Genetiğinde herhangi bir değişiklik yapılmamış, tat ve koku oranlarının oldukça yüksek lezzet verdiği tohumlardır. Toprağa kavuşmasından sonra tekrar ekiminde de nesil veren ve sürekliliği olan ata tohumu, gittikçe artan nüfusa yeterli verimlilikte sebze ve meyve vermede yeterli olamamıştır. Bunun aksine hibrit tohum da verimlilik konusunda ata tohumunu gölgede bırakmaya başlamıştır. Şu anda ülkemizde özellikle hibrit tohum ile sebze yetiştirilmeye başlanmıştır. Ata tohumun yaygınlaştırılması ve yaşatılması konusunda birçok çalışma yapılmaktadır. Ata tohum ve hibrit tohum konusunda bilmediklerimizi anlatması için Aydın Ziraat Odası Başkanı Mehmet Kendirlioğlu ve Ziraat Yüksek Mühendisi Şebnem Kalender ile bir araya gelerek görüştük.

 

Sebzelerin yetiştirilmesinde kullanılan tohum türleri sofralara da tat ve lezzet olarak yansımaktadır. Bu açıdan hibrit tohum verimliliği ile dikkat çekerken, ata tohum ise doğallığı ve lezzetiyle farkını ortaya koymaktadır. Hibrit tohum verimlilik konusunda daha çok potansiyel vadetmektedir. Verimlilik açısından da birçok üretici tarafından genellikle hibrit tohum tercih edilmektedir. Zamanla ata tohumun yerini hibrit tohum almaya başlamıştır. Ata tohumun tamamen tükenmemesi için çalışmalar devam etse de bu çalışmaların yeterliliği de tartışma konusu olmuştur.

 

Ekonomik anlamda çok fazla getirisi yok

Dekar birim alanda ata tohumun çok ekonomik olmadığını vurgulayan Kendirlioğlu, “Ata tohumlar, konvansiyonel üretimin dışında. Tarihte ne kadar geriye giderseniz gidin, örneğin buğdayın dayanıklılığından dolayı küplerde veya benzeri yerlerde bulunduğunu görebilirsiniz. Bunun yanında, bu tohumlar bizim anamızın, babamızın, dedemizin ve atamızın ektiği, genetiğiyle oynanmamış, tamamen doğadan gelen orijinal tohumlardı. Ancak bu tohumlar, ekonomik anlamda çok fazla getirisi olmayan, dekar başına verimi düşük, günümüzdeki üretim modelleriyle kıyaslanamayacak derecede eski üretim yöntemlerine dayalı bir yapıya sahipti. Tabii durum böyle olunca, hızla artan insan nüfusuna yetişmek mümkün değildi. Bugün dünya nüfusu 8 milyarın üzerinde ve eski üretim teknikleri ile tohumları kullanarak bu kadar insanı doyurmak imkânsızdır.” diye belirtti 

 

Verimi sağlamak tohumların ıslahıyla oluyor

Tohumların genlerinin birbirine aktarılmasıyla veriminin arttırıldığını aktaran Kendirlioğlu, “Domatesi normal yetiştirmede 1000-1500 birim alanda, yani bir dekarda verim alınırken, bugün Hollanda'da yapılan çalışmada bir dekar serada 80 ton domates alınıyor. Bizim buralarda ortalama 40 ton civarında. Yani 1500-2000 kilo nerede? Normal tarlada bu 15 ton civarına çıkıyor. Bunlar neyle oluyor? Tohumların ıslahıyla. Başka domateslerin genleri birbirine aktarılıyor, buna melezleme deniyor, tıpkı hayvanlarda olduğu gibi. Yani bugün süt endüstrisinde de aynı şey var. Eskiden bir hayvandan 4-5 kilo süt elde edilirken, bugün bu ortalama 40 kilolara çıktı. Bu da o ırkın geliştirilmesiyle oldu. Yani insanlar şöyle bir algıya kapılmışlar, ata tohumlarıyla beslenirsek daha sağlıklı oluruz. Ülkemizde, organik tarımla ata tohumunu birbirine karıştırmayla ilgili sıkıntılar var.” diye konuştu.

 

Aydın’da mümkün değil

Aydın’da ata tohumun üretim modeli haline getirilmesinin mümkün olmadığını ifade eden Kendirlioğlu, “Ata tohumu elbette yaşatılmalıdır. Atamızdan gelen bu tohumlar, özellikle buğday, domates, biber, patlıcan gibi ürünlerin geçmişteki üretilen tohumlarını üretmeye devam edelim. Ama bunu Aydın gibi tarım şehrinde yaygınlaştırarak tamamen üretim modeli olarak deklare etmek ya da bu şekilde üretime katkı sağlamak mümkün değil. Bu, sadece hobi gibi, o ürünleri yaşatmak için devam edebilen bir tarım modelidir. Bunu da şu anda finanse eden büyükşehirdir. Yani ziraat odalarımız ya da çiftçilerimiz ata tohumla üretim yapmamaktadır.” sözlerini kullandı.

 

“Dağ köylerinde ya da yaylalarda”

Ata tohumun dağ köylerinde ya da yaylalarda kısmen kullanıldığına açıklık getiren Kalender, “Sanayileşme arttıkça, raf ömrü uzun olan domatesler ya da verimi yüksek olan domates çeşitleri üretildikçe, o ata tohumlarındaki bazı tat ve nefaset gibi özellikleri kaybolabiliyor. Ata tohumlarında genellikle onları buluyoruz zaten. Örneğin daha lezzetli domateslerden bahsediliyor. Belki şekilsel olarak ya da görsellik açısından albenisi olmayan domatesler vardı. Ancak günümüzde, daha yuvarlak, daha kırmızı ve standart boyutlarda, aynı tipte domatesler üretiliyor. Bunlar hep melezlemelerle oluyor. Hibrit tohumlarında genelde böyle özellikler var ama avantajları ve dezavantajları konuştuğumuzda, insanın doyabilmesi açısından daha çok verim ve kaliteyi ya da raf ömrünü arttırmaya yönelik şekilde ata tohumlardan ziyade, melezlemelerle yeni çeşitlerin kullanılması günümüzde daha mevcuttur.” ifadelerini kullandı.

 

Üretimi artık neredeyse yok gibi

Ata tohumun üretiminin gittikçe yok olduğunu belirten Kendirlioğlu, “Ata tohumlar belediyeler ve çeşitli kuruluşlar vasıtasıyla üretiliyor. Üretildikten sonra o tohumlar bir sonraki sene üretimde kullanılmak üzere ayrılabiliyor. Bu da bir masraf. Yani ekonomik anlamda bunu düşünüp, buradan bir kar elde edelim ve bu karı da belli yerlerde kullanalım gibi bir mantık yok. Sadece yaşatmak amacıyla yapılan, kâr amacı olmayan, biraz da hobi olarak da değerlendirilen bir üretim şekli. Yani eğer burada belediye ya da devletin gücü olmasa, insanların bunu çok fazla üretip bir sonraki nesle aktarmaları çok zor. Maddi getirisi olmadığı için zor bulunuyor.” diye aktardı.

 

Hibrit tohumda yeniden bir üreme kapasitesi yok

Ata tohumlarından farklı olarak hibrit tohumlarının tekrar kullanılamadığını vurgulayan Kalender, “Hibrit tohumları ile tek yıllık ekiliş yapabilirsiniz. Onun çekirdeklerinden yeni bir nesil çıkmaz. Yani şu an hali hazırdaki bizim kullandığımız o hibrit tohumlardan ve çekirdekten bir sonraki yıl ürün elde edemezsiniz. Hibrit tohumun böyle bir özelliği var. Ata tohumları ile her yıl bunu saklayıp, bir sonraki yıl tekrar ekimini yaptığınızda yeni ürünler elde edebilirsiniz. Hibrit tohumda, bitkilerde yeniden bir üreme kapasitesi yok. Yani hibrit tohumunu bir sefer ekebiliyorsunuz, domatesi hasat ediyorsunuz, ya da ürün hangi tohumsa o bitiyor. Bir sonraki yıl tekrar yeni hibrit tohum almanız gerekiyor. Çünkü o ayrı bir sektör. Laboratuvar koşullarında üretildiği için, ata tohumlarından çok farklı. Tek bir nesil verebiliyor, hibrit tohumlardan elde ettiğimiz verim kat be kat fazla. Hibrit tohumlar tarla koşullarında melezlemelerle ve özel laboratuvarda üretilmektedir. Bu üretimi yapanlarda büyük tohum firmaları, şirketler, uluslararası tohum firmalarıdır. Devlet çiftçilere hibrit tohumda destek sağlıyor, çünkü tek seferlik nesil oluyor. Bazı sertifikalı tohumlarda devlet desteklemeleri bulunuyor, ancak bu destekler her ürün için geçerli değil. Örneğin pamuk ve buğdayda destek var. Hibrit tohumlar çiftçiye ek maliyet getirse de, sağladığı verim bu maliyeti karşılamaktadır. Devletimiz buğday gibi stratejik tohumları karşılıyor.” diye konuştu.

 

Türkiye’de GDO’lu tohum yasak 

Türkiye’de GDO’lu tohumun yasak olduğunun altını çizen Kendirlioğlu, “Bizim ülkemizde şu anda GDO’lu, yani genetiğiyle oynanmış organizmalar dediğimiz bir üretim modeli ve şekli yok. Ülkemizde yasak zaten. Pamuktan başlayarak aklınıza gelebilecek her türlü yiyecekte, gerek bitkisel üretimde gerek hayvan yemi olarak kullanılan yem bitkilerinde gerekse nar, zeytin gibi çok yıllık ağaçlarda hatta çay ve fındık gibi ürünlerde bile ülkemizde GDO'lu üretim yapılmamaktadır. Zaten ülkemizde üretimi yasak. O tür tohumlar ülkemize sokulmuyor. Çok büyük yaptırımları var, engelleniyor. Yani buradaki olay, hibrit tohumdan elde edilen herhangi bir sebzenin, meyvenin ya da insanoğlunun tükettiği herhangi bir yiyeceğin hiçbir sakıncası yok. Zaten hibrit tohumun sakıncası olsa, ülkemizde ya da dünyada bunu üretmeye çok büyük engeller olurdu.” diye vurguladı.

 

Organik zirai ilaçlar olmazsa zor 

Organik zirai ilaç ve gübreler olmasaydı, üretimin etkili şekilde yapılamayacağını belirten Kendirlioğlu, “Buradaki asıl mesele, ürünün organik olup olmamasından ziyade, üreticimizin iyi tarım uygulamalarına uygun hareket etmesidir. Tarım ilacının hangi türde, ne zaman ve hangi dozda kullanılacağı, ayrıca hasattan ne kadar önce ilacın kesilmesi gerektiği oldukça önemlidir. Bunun dışında eğer zirai ilaçlar olmasa, insanoğlu yine aç kalır. Mümkün değil, yani yetişmez. Ne pamuk yetişir ne zeytin yetişir ne de aklınıza gelen her türlü yiyeceğin yetişmesi oldukça zor olur. Zirai ilaçlarla, mücadele ile ancak  insanoğlunun yediği, tükettiği meyve ve sebzeler yetişiyor ama bu, bilinçli şekilde ziraat mühendislerinin kontrolünde olmalıdır. Zaten ülkemizde de artık Tarım İlçe Müdürlükleri, Tarım Kredi, Tariş gibi birlikler, Ziraat Odaları kuruluşlarda ziraat mühendisleri var. Yine istihdam edilen Ziraat Odalarında ve birliklerde tarım danışmanları var. Yani mühendisler köylere ve üreticilerimizin yanına giderek bu konuda üreticilerimizi bilinçlendiriyor. Artık babadan, dededen kalan usullerle ilaçlama ya da zirai mücadele yapılmıyor. Artık daha bilinçli. Bizim üreticilerimiz şunu biliyor, kendi yiyemeyeceği bir şeyi başkasına yedirmeme mantığı. Özellikle Aydın’da, artık hemen hemen tüm ülke genelinde yerleşmiş durumdadır. Zaten insanoğlunun kendi yemediğini bir başkasına yedirmesi çok ahlaki bir durum değil. Yani kendi çoluğuna, çocuğuna yedirmiyorsan, insanlara da bunu yediremezsin. Gerçekten ahlak anlamında da çok büyük sıkıntılar olduğunu düşünüyoruz. Kısaca, hibrit tohum ile organik üretimi ya da GDO’lu tohumları birbirine karıştırmamak gerekli.” dedi.

 

Ata tohumlarının yeterli verimi sağlayamadığının ve hibrit tohum ile daha karlı üretimler yapılabileceğinin altını çizerek, bizlerin ata tohum ve hibrit tohum hakkında bilgilenmemizi sağlayan Aydın Ziraat Odası Başkanı Mehmet Kendirlioğlu ve Ziraat Yüksek Mühendisi Şebnem Kalender’e teşekkür ederiz. 

 

Haber: İlginay Avunyalı

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

HAMAMÖNÜ EVLERİ

Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...

DÜNDEN BUGÜNE: URLA SANAT SOKAĞI

  Asıl adı Zafer Caddesi olan sokak, 2010 yılından sonra bir ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00