Dünyanın en tehlikeli meslekleri arasında sayılabilecek mesleklerden biri şüphesiz savaş muhabirliğidir. Çünkü savaş bölgelerinde yaşanan çatışmalar, bombalar yüzünden uçuşan şarapnel parçaları, kaçırılma olayları gibi hayati tehlikesi bulunan talihsiz olaylar yaşanabilmektedir. Savaş Muhabiri Bünyamin Aygün de bu kişilerden birisi. Görevi sırasında İŞİD tarafından esir alınmış 40 gün sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yürüttüğü operasyon ile kurtarılmıştır.
Büyük zorluklar, korku dolu anlar, tehlikeli yolculuklarla dolu görevleri ile savaş muhabirleri, kendilerini insanlığın sesi olmaya adamışlardır. Savaş muhabiri, gittiği bölgede yaşananları ve çatışmaları tarafsız, şeffaf şekilde halka bildirmek amacıyla olay yerini çekerek, savaşın yoğun olduğu bölgelerde yaşayan siviller, askerlerle röportaj yaparak olayları daha yakından takip etmemizi sağlar. Kendini mesleğine adamış, bu mesleği insani bir sorumluluk olarak gören ve 2013 yılının Kasım ayında haber yazmak için Suriye’ye giden Bünyamin Aygün mesleğin tüm zorluklarını yaşamış bir isim. Görevini tamamlayıp ülkesine dönmeyi beklerken Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından esir alınıp infaz kararı verilen Aygün, kaçırıldıktan 40 gün sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) yürüttüğü operasyon ile kurtarılmıştır. “Korku duygusu savaş muhabirlerinin dikkatli ve tedbirli olmalarını sağlar. Ben gereksiz bir cesaret gösterdim ve başıma bu talihsiz olay geldi.” diye belirten Aygün’le kaçırıldığı dönem ve savaş muhabirliği ile ilgili röportaj gerçekleştirip kendisine bazı sorular sorduk.
Suriye’ye ne için gitmiştiniz?
Suriye’ye gidiş sebebim, Suriye’de yaşayan Türkmenlerin ne durumda olduklarını görmek ve onlarla ilgili haber yapmaktı. 25 Kasım akşamı Hatay’a geldim, geceyi otelde geçirdim ve sabah köylere ulaşmak için yola çıktım. Ömer adında Suriyeli bir genç ile Türkmen köylerine doğru yola çıktık, köye vardığımızda beni Tarık adında yerel bir gazeteciyle tanıştırıp geri döndü, röportajı Tarık ile yaptık. Türkiye’ye dönmek için yola çıkacağımız sırada Özgür Suriye Ordusu’nun silah tedarikçisi Heysem Topalca beni arayıp, “Abi benimle röportaj yapacak mısın?” diye sordu. Röportajı yapıp ülkeme dönecektim ama maalesef öyle olmadı.
Olay nasıl gerçekleşti?
Ben röportaj yapmak için Özgür Suriye Ordusu’nun sivil sözcüsüyle bağlantı kurdum. Normalde 26’sı sabahı gidip röportajı yapıp akşam dönecektim, çünkü bölgenin çok tehlikeli olduğunu söylediler. Hatay’ın Yayladağ ilçesinden Suriye’ye gidip Türkmenlerle röportajımı yaptım. Sonra Heysem telefonla bana ulaşıp, “Benimle de röportaj yapacak mısın?” diye sorunca çalıştığım gazete yönetimine sormam lazım deyip, haber müdürünü arayıp onay aldım. Heysem İdlib’deydi. Oraya da mesafe karayoluyla 2-2,5 saat. Bu adam Türk polisi tarafından, MİT tarafından, Beşar Esad tarafından aranan bir adam. Bize vereceği bilgiler önemli olabilirdi bu yüzden röportaj yapmayı kabul ettim. Salkin kasabasına ulaşıp Heysem Topalca ile buluştuk. Aslında orada yapmam gereken şey hızlıca fotoğrafları çekip Türkiye’ye dönmek olmalıydı çünkü döndükten sonra röportaj telefon görüşmesi ile de yapılabilirdi. Ben gereksiz bir cesaret gösterdim ve başıma bu talihsiz olay geldi.
Kaçırılma anı nasıl yaşandı?
Heysem ile buluştuğumuz sırada yanımızda üç silahlı koruma vardı; fakat IŞİD onları kendi tarafına çekmiş ve biz bundan habersizdik. Gittiğimiz güzergahın bilgisini örgüt üyelerine göndermişler. Heysem ile röportajı yapacağımız yere giderken, “Tavuk ve pilav alalım, yerken röportajı da yaparız.” dedi. Çok tedirgindim ve içimde durduramadığım bir korku vardı. Yemeklerimizi aldık, röportajı yapacağımız binaya doğru giderken önümüzü ve arkamızı araçla kestiler. Maskeli 8 kişi ellerimi ve gözlerimi bağlayıp arabaya bindirdiler. O an ki duygularımı sizlere tarif edemem. Saatler sonra gözlerimi açtıklarında Heysem’i yanımda gördüm.
40 gün boyunca neler yaşadınız?
İlk yirmi gün sürekli casusluk sorgusuna alıyorlardı. Saatimi, telefonumu, bilgisayarımı, kameralarımı hatta ayakkabılarımı bile aldılar. İsmim Bünyamin olduğu için Binyamin’e benzetip İsrail ajanı sandılar. Sordukları sorulara doğru cevap vermek dışında başka bir seçeneğim yoktu. Yanlış cevap verirsem ve bunu anlarlarsa sonucun daha kötü olacağını biliyordum. Müslüman olup olmadığımı sorduklarında, “Elhamdülillah Müslümanım” dedim ve o zaman Fatiha suresini oku deyip sure okuttular. Okuduktan sonra abdest almamı isteyip, doğru abdest alıyor muyum diye kontrol ettiler. Yirminci günden sonra gazeteci olduğuma inandılar ve beni takip eden varsa bulamasın diye sürekli yerimi değiştirmeye başladılar.
Fiziksel şiddete uğradınız mı?
Ciddi fiziksel şiddete uğramadım, örgüt üyeleri arasında yaklaşık 12-13 Türk vardı. Onları ilk gördüğümde beni korurlar diye sevinmiştim, fakat hiç öyle olmadı. Onlara olaya ırk olarak bakmıyorlar; Müslüman mıyım, değil miyim? Ona bakıyorlar. Aralarında yaş olarak onlardan daha büyük, El-Kaide’ye bağlı olarak 10 yıl Afganistan’da savaşmış “Dayı” lakaplı biri vardı. Beni, bana işkence yapmak isteyen kişilerden korudu. Bana işkence yapmak isteyen kişilere karşı, “O bir esir kimsenin ona işkence yapmasına, kötü davranmasına izin vermem.” diyerek karşı çıkıyordu. Dayı daha önce Afganistan’da 6 ay boyunca elleri, gözleri, ayakları bağlı şekilde tek başına hücrede tutuklu kalmış. Bu yüzden senin halinden ben anlarım deyip bana destek olmaya ve yanımda durmaya çalışıyordu.
İnfaz kararı nasıl gerçekleşemedi?
Kadı benim infaz kararımı vermişti. Dayı yanıma gelerek, “Merak etme ben kadıya mektup yazarım kurtarırım seni.” dedi. Bu, biraz içimi rahatlatsa da içimdeki korku tamamen geçmedi. Bir hafta aradan sonra Dayı tekrar geldi ve “Kadı isteğimi reddetti, infaz edilmen gerekiyor. Bunu arkadaşlarım yaparsa canını acıtırlar, o yüzden ben yapacağım. Sabah 05.30’da infaz etmek için geleceğiz.” deyip yanıma okumam için Kur’an-ı Kerim ve yemem için çikolata bırakıp gitti. O gece sabaha kadar uyuyamadım, sabah olduğunda kimse gelmedi hatta gün boyu kimse gelmedi. Ertesi gün de gelen giden olmadı, sadece uzaktan çatışma sesleri geliyordu. Üçüncü günün sabahı gelip bana, “Dayıyı görmek ister misin?” diye sorup diğer odaya götürdüler. Alnının ortasından vurulmuş, sakallı bir adam yerde yatıyordu. Dayının yüzünü ilk defa orada gördüm, çünkü normalde hepsi maskeli insanlardı. Dayının ölümüne üzüldün mü diye sorduklarında çok garip hissetmiştim, çünkü beni şimdiye kadar koruyan Dayıydı ama 2 gün önce öldürecek olan kişi de Dayıydı. Ne diyeceğimi bilememiştim. Bu olay sayesinde infaz edileceğim zaman ileri bir tarihe ertelenmişti.
Nasıl kurtarıldınız?
Akşam Dayıyı gömdükten sonra beni başka yerlere götürmeye başladılar, bir gecede on farklı eve götürdüler. O an anladım ki beni takip eden birileri vardı ve izimi kaybettirmeye çalışıyorlardı. Çember iyice daralmıştı, sürekli yer değiştirmeye devam ediyorduk. Birkaç gün sonra sabah, örgüt mensuplarından biri içeriye girip, “Kurtuldun İstanbul’a dönüyorsun.” dedi. O an dalga geçiyor sandım, ama geçmiyormuş. Ben olayın aslını kurtulduktan sonra öğrendim. Meğerse devletimiz İnsani Yardım Vakfı ve MİT ile Suriye’de güçlü olan Ahrar uş-Şam örgütü ile anlaşma yapmış, beni kurtarmak için yüz kişilik bir ordu kurulmuş. Dört gün süren çatışmanın ardından IŞİD üyelerinden canlarını bağışlamak karşılığında esirlerin serbest bırakılmasını istiyorlar. Zaten o gün benimle aynı odada kalan tanımadığım üç esir daha vardı. Onlar dışında da diğer odalardan yaklaşık 50 rehine daha çıktı. Hepimiz beraber kurtarıldık. Artık esir olan onlardı. Hepsini karşıma dizdiler ve “Hangileri sana kötü davrandı?” diye sordular, “Hiçbiri kötü davranmadı.” diye cevap verdim.
Bu olaydan sonra tekrar Suriye’ye gittiniz mi?
Evet gittim, Suriye’deki olayları takip etmeye devam ettim. Hem de özellikle Zeytin Dalı Harekatı’nda, Özel Kuvvetlerle ön hat diye tabir edilen cephede görev yaptım. Bölgedeki gelişmeleri belgelemek için ve objektif haber yapmak mesleki olarak borcumdu. Yaşadığım kaçırılma olayı keşke yaşanmasaydı ama bana farklı bir tecrübe kazandırmış oldu. Yaşadığımız zorluklar bizi yolumuzdan etmemeli.
Savaş muhabiri olmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler olur?
Savaş muhabirliği sadece bir meslek olarak görülmemeli. Bu görev benim için bir sorumluluk ve bir insanlık göreviydi. Kendini gazeteciliğe adamak isteyen ve bu alanda çalışacak kişilerin zor koşullara dayanıklı ve sabırlı olmalarını öneririm. Bu iş cesaret gerektirir, tabii bunların yanında riskleri göze alabilecek bir disiplin de lazım.
Savaş muhabiri olmanın zorlukları nelerdir?
Savaş bölgelerinde sürekli fiziksel tehlikeyle karşı karşıyasın. Bombalardan kaçmak, çatışmaların ortasında hayatta kalmaya çalışmak gibi zorluklarla karşılaşırsın. Bazen uzakta patlayan bir bombadan dolayı şarapnel parçalarına maruz kalabilirsin. Bazen de benim yaşadığım olay gibi kaçırılma olayları yaşayabilirsiniz. Bu kaçırılma bazen kurtarılma, bazen ise ölümle sonuçlanır. Ayrıca yaşanan trajedileri belgelemek ve bu acıları tekrar tekrar görmenin psikolojik olarak çok zorlayıcı olabileceğini unutmamak gerekiyor.
Meslekte korku ile başa çıkma yolları nelerdir?
Korku aslında insanı koruyan bir duygudur. Korku duygusu savaş muhabirlerinin dikkatli ve tedbirli olmalarını sağlar. Korkuyu kabul etmek ve onu yönetmeyi öğrenmek, savaş muhabirliğinde hayatta kalmanın anahtarıdır. Korkmayan bir muhabir hayati tehlikeler yaşar. Korkan insan aklını kullanır ve ona göre hareket eder. Savaş muhabiri cesaretli olmalı; bu söylediklerim yanlış anlaşılmasın, bahsettiğim şey “cahil cesareti” değil. Muhabir cesur olacak ki savaşın ortasında soğukkanlılığını koruyabilsin, ama aynı zamanda korkacak ki yanlış bir adım atmasın.
Savaş muhabiri olmak isteyen gazeteciler bunun eğitimini alıp bu göreve başlayabilirler, fakat bu mesleğin de her meslek gibi, hatta bazı mesleklerden daha fazla zorlukları olduğunu unutmamak gerekir. Savaş muhabiri her an yeni bir tehlike ile karşı karşıyadır.
Haber: Ahmet Turğut
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...
DÜNDEN BUGÜNE: URLA SANAT SOKAĞI
Asıl adı Zafer Caddesi olan sokak, 2010 yılından sonra bir ...