Ankara Kalesi’nin tarihi taş duvarları arasında, eski bir postanenin içinde binlerce taş bebek sessizce dizilmiş halde duruyor. 17 bine yakın parçadan oluşan bu koleksiyon, tesadüfle başlayıp yıllara yayılan bir tutkunun izlerini taşıyor.
Ankara Kalesi’nin taş sokaklarında yürürken, küçük bir kapının ardında bambaşka bir dünya açılıyor insan. İçeri adım attığınız anda rafları, duvarları ve tavana uzanan köşeleri dolduran binlerce taş bebek karşılıyor sizi. Bu sessiz kalabalığın ortasında ise yıllarını bu koleksiyona adamış bir isim var, Adem Önler. Kendisini bebeklerin arasında bulduğumuzda, bize bu yolculuğun tesadüfle başlayıp zamanla bir tutkuya dönüşen halini anlattı. 10 yıldır biriktirdiği ve bugün sayısı 17 bine yaklaşan taş bebeklerin her biri, Önler’in ifadesiyle “arkadaşları gibi.” Hem koleksiyonun nasıl büyüdüğünü hem de bu mekânın nasıl dünyanın yaşayan bir parçasına dönüştüğünü Adem Önler’le konuştuk, karşımıza sadece bir koleksiyon değil, yılların biriktirdiği kişisel bir hafıza çıktı.
Tesadüfle başlayan bir merakın izinde
Ankara Kalesi’nin içinde, taş duvarlı eski bir yapıda binlerce taş bebek bir araya geliyor. Bu geniş koleksiyonun sahibi Adem Önler, bebek toplamaya tamamen tesadüfen başlamış. Çocukluk arkadaşı bebek koleksiyonu yaparken onun da ilgisi uyanmış ve zamanla gittiği her şehirden taş bebek toplamayı bir alışkanlığa dönüştürmüş. İlk yıllardaki merak, bugün güçlü bir tutkuya dönüşmüş durumda.
17 bin bebekten oluşan bir evren
Mekânın içinde yaklaşık 5–6 bin taş bebek sergileniyor. Önler’in evinde ve deposunda bulunanlarla birlikte sayı 17 bine ulaşıyor. Bu büyüklükle Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir koleksiyon niteliği taşıyor. Yıllar içinde pek çok ülke ve şehirden ziyaretçi akımına uğrayan bu küçük kafe, oldukça dikkat çekici bir hale gelmiş.
Gerçekleşmeyen bir hayalin sessiz yankısı
Önler’in hikâyesi yalnızca bir koleksiyon süreci değil, aynı zamanda kişisel bir duygu dünyasının da izlerini taşıyor. Kendisinin hiç kız çocuğu olmamış; iki oğlu olmasına rağmen, bir kız çocuğuna sahip olma arzusu hep içinin bir köşesinde kalmış. Bu eksiklik, taş bebeklere bakışını zamanla daha özel bir nokta getiriyor.
Zamanla bu duygunun koleksiyonun biçimlenmesinde etkisi olduğu daha belirgin hâle gelmiş. Önler, kimi bebeklerin yüz ifadesine, kimi bebeklerin küçücük ayrıntısına uzun uzun bakıyor; kimi zaman bir bebeğin saçlarındaki fırça izi, kimi zaman elindeki küçük aksesuar onun için ayrı bir anlam taşıyor. Bu dikkat, koleksiyona sadece nicelik değil nitelik de kazandırıyor; her parça, Önler’in hatıra dünyasında bir yere yerleşiyor.
Taş bebeklerin etrafında dolaşırken, mekânın sessizliği içinde bir tür şefkat hissediliyor. Önler’in bebeklere yaklaşımı, basit bir nesne koleksiyonunun ötesinde; bir tür hatıra bakımı, korunması gereken kişisel parçaların gözetilmesi olarak okunuyor. Bu yüzden koleksiyonun belgelenmesi, kayda geçirilmesi ve geleceğe aktarılması meselesi hem duygusal hem de pratik bir önem taşıyor.
Tarihi atmosferin içinde
Taş bebeklerin sergilendiği bina da koleksiyon kadar ilgi çekici bir geçmişe sahip. Adem Önler’in aktardığı bilgilere göre yapı, II. Abdülhamid döneminde, 1885 yılında Ankara Valisi tarafından yaptırılmış. Bir dönem postane olarak kullanıldığı bilinen bina, bugün kalenin tarihi atmosferini taşıyan önemli yapılardan biri olmayı sürdürüyor. Üst katta yer alan teras, Ankara manzarasını geniş bir perspektifle gözler önüne seriyor.
Yılların emeğine gelecek arayışı
Koleksiyon, Adem Önler için yıllar içinde sadece bir hobi olmaktan çıkıp hem kişisel bir odak hem de giderek ağırlaşan bir sorumluluğa dönüşmüş. 17 bin taş bebeğin tek bir kişinin emeğiyle bu noktaya gelmiş olması, onun bu süreçte ne kadar büyük bir çaba sarf ettiğini açıkça gösteriyor. Önler, yıllar boyunca bu bebekleri toplarken yaşadığı yorulmayı gizlemiyor; özellikle koleksiyon büyüdükçe, bakımından korunmasına kadar her ayrıntının tek başına üstlenilmesinin ne kadar zorlaştığını anlatıyor. Ancak tüm bu zorluklara rağmen, bu birikimin korunması gerektiğine inanıyor. Asıl kaygısı ise koleksiyonun geleceği. Bu kadar büyük ve yıllara yayılan bir emeğin ileride nasıl muhafaza edileceği, kimin sahip çıkacağı ya da nasıl sürdürüleceği onun için ciddi bir soru işaretine dönüşmüş durumda. Önler, çocuklarından birinin bu birikimi devam ettirmesini içtenlikle umut ediyor; fakat bunun gerçekleşmeme ihtimali de onu düşündürüyor. “Ben olmazsam bu bebekler ne olacak?” sorusu, onun koleksiyona bakışındaki en duygusal noktayı oluşturuyor. Bu endişe, koleksiyonun sadece maddi değil, aynı zamanda manevi bir değer taşıdığını ve yılların emeğinin sahipsiz kalma ihtimalinin onu derinden etkilediğini gösteriyor.
Taş bebeklerin ruhu
Taş bebeklere dair halk arasında onların bir ruha sahip olduğuna dair çeşitli inanışlar bulunuyor. Önler, bu düşünceyi gülümseyerek karşılıyor. “Keşke hepsinin bir ruhu olsaydı, hepsi benim arkadaşım.” diyor. Eğer bu mekânın bir kişiliği olsaydı, onu yıllardır biriktirdiği bebeklerin oluşturacağı kesin. Binlerce sessiz figürün arasında kurduğu bağ, mekânın her köşesinde hissediliyor.
Bize kapılarını açtığı ve koleksiyonuna dair bu eşsiz deneyimi paylaştığı için Adem Önler’e teşekkür ederiz.
Haber: Aysu Aydın
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...