Bir fotoğraf karesi kaç lira ediyor? Peki ya hiç tanımadığınız birinin sahipsiz kalmış gençliği? Antikacı Hakkı Şanlı’nın tezgâhına düşen sararmış albümler mirasçıları tarafından "kalabalık" diye sokağa atılan hayatların, yeni sahiplerinde bulduğu hüzünlü ve umut dolu o son durağın hikâyesini anlatıyor.
Aydın’ın pazar kalabalığı ve gürültüsü arasında, zamanın aniden yavaşladığı, seslerin uzak birer uğultuya dönüştüğü hüzünlü bir köşe bizi karşılıyor. Antikacı Hakkı Şanlı’nın tezgâhı, bir evin tavan arasından ya da bir vefatın ardından boşaltılan dairelerden çıkan "kalabalıkların" toplandığı, hatıraların ise haraç mezat yeni sahiplerini beklediği bir hafıza kütüphanesini andırıyor. Şanlı’nın o meşhur ahşap sandığının kapağı aralandığında, dışarıya sadece toz değil onlarca insanın en mutlu, en özel ve en vakur anları saçılıyor. Bir yanda 1927 doğumlu bir kadının toplu taşıma kartındaki bakışı, diğer yanda bir annenin çocuğuyla kumsalda kurduğu satranç tahtasının başında çekilmiş bir karesi… Bu objeler bugün betonun üzerine serilmiş bir örtüde, birkaç liralık birer ticari meta olarak yeni sahiplerini bekliyor.
Geçmişin izinde: Bir kültürün fotoğraf karelerine sığan yüzü
Şanlı, deri kaplı albümün içindeki fotoğrafların günümüzde neden bu kadar ilgi gördüğünü şaşırtıcı bir perspektifle anlattı. Şanlı’ya göre bu kareleri satın alanlar sadece nostalji peşinde değil, aynı zamanda kaybolan bir kültürü tanımak isteyen modern dünya insanları. Şanlı, tezgâhına gelenlerin motivasyonunu şu sözlerle aktardı: "Bana gelen insanlar bu fotoğrafları sadece 'eski' diye almıyorlar. Çoğu, geçmiş zamandaki insanların o vakur duruşunu, giyim kuşamındaki zarafeti ve yaşam tarzını anlamak, öğrenmek için alıyor. Bakıyorlar o günün beyefendilerine, hanımefendilerine; o ceketlerin kesimine, şapkaların duruşuna, hatta o fotoğraflardaki bakışların derinliğine. Bugünün dünyasında o sadeliği ve o adabı bulamayanlar, bu albümleri birer rehber gibi görüyor." Şanlı, "Eskiden insanlar nasıl poz verirmiş, bir sofraya nasıl otururmuş, bir bayram gününde ne giyermiş?" diye merak edenlerin bu hatıraları evlerine götürdüğünü belirtti. Satılan her kâğıt parçasının aslında geçmişin kültürel bir haritası olduğunu vurguladı.
İhtiyaç ile nostalji arasındaki ince çizgi
Aydın’daki bu bit pazarı, cumartesi sabahlarının ilk ışıklarıyla birlikte iki farklı insan tipine ev sahipliği yapıyor. Tezgâhların önünde biriken kalabalığın büyük bir kısmı, mağaza vitrinlerindeki yüksek fiyatlardan kaçıp buraya daha uygun fiyata bir ayakkabı, bir ceket ya da bir mutfak eşyası bulabilmek için geliyor. Ancak Hakkı Şanlı’nın tezgâhı, bu ekonomik arayışın ötesine geçenlerin uğrak noktası. Bazı ziyaretçiler, hiç tanımadıkları bir ailenin yemek masasında duran o porselen tabağı ya da bir çocuğun yıllar önce elinden düşürmediği o plastik oyuncağı sadece "geçmişten bir parça bulmak" adına satın alıyor. Şanlı, bu iki farklı müşteri profilini şu sözlerle tarif etti: "Bize gelenlerin bir kısmı mecburiyetten geliyor, 'Ayağıma bir ayakkabı alayım, ucuz olsun' diyor. Ama bir kısım var ki, onlar eşyanın fiyatına değil, ruhuna bakıyor. Bir radyo alıyor mesela; 'Çalışmasa da olur, çocukluğumda dedemin evinde bunun aynısı vardı, o sesi tekrar duyar gibi oluyorum' diyor. Yani kimisi ihtiyacını, kimisi ise özlemini dindirmek için bu tezgâhın başında bekliyor."
Sandıktan tezgâha: Bir yaşamın nasıl "fazlalığa" dönüştüğü
Hakkı Şanlı’nın tezgâhındaki bu hüzünlü yolculuğun nasıl başladığı, aslında modern toplumun "vefa" kavramıyla olan imtihanını da gözler önüne serdi. Şanlı, bir insanın ömrü boyunca biriktirdiği, üzerine titrediği o albümlerin nasıl "fazlalık" haline geldiğini, mirasçılar için bazen sadece toz kokan bir yük olduğunu ifade etti. Şanlı, o sahipsiz kalan geçmişi hurdacılardan ve kapı önlerinden nasıl topladığını şu sözlerle dile getirdi: "İnsanlar ölüyor, geride kalanlar ise bu fotoğrafları sadece birer 'eşya' veya 'kalabalık' olarak görüyor. Bir evin içindeki her şey toplanırken bu albümler de o tozlu kutulara atılıyor. Ev boşaltılırken bir çuvala doldurulan koca bir ömür, ya bir hurdacıya üç kuruşa veriliyor ya da bir kapı önüne bırakılıyor. Ben işte o sahipsiz kalan geçmişi o hurdacılardan, o çuvallardan toplayıp bu tezgâha getiriyorum. Eğer biz bunları burada sergilemezsek, bu insanlar dünyadan tamamen silinip gidecekler."
Yabancı bir geçmişi satın almak: Kimin hatırası, kimin dekoru?
Bu tezgâhtaki en çarpıcı detay, bu fotoğrafları satın alanların o karelerle kurduğu bağdı. Hiç tanımadığı birinin aile albümünü satın alan bir kişi, aslında anonim bir geçmişe eklemlenmiş oluyordu. Fotoğrafların arkasına el yazısıyla düşülmüş notlar, alıcı ile o fotoğrafın içindeki kişi arasında hüzünlü bir köprü kurdu. Şanlı, alıcıların bu fotoğraflardaki kültürel dokuya olan hayranlığına dikkat çekti: "Müşteri geliyor, bir asker fotoğrafına bakıyor, o günün üniformasındaki ayrıntıya hayran kalıyor. Ya da bir düğün fotoğrafındaki gelinin o el emeği gelinliğini inceliyorlar. 'Ne kadar doğal, ne kadar samimi' diyorlar. Geçmiş kültürü tanımak adına bu fotoğraflar en büyük kaynak. Bazıları evinde özel bir köşe yapıyor, hiç tanımadığı bu insanların fotoğraflarıyla o eski ruhu evinde yaşatmaya çalışıyor. Bir başkasının hatırası, bir başkasının hayatına ilham oluyor."
İndirimli bir hayat: Kimlik kartlarının sessiz tanıklığı
Tezgâhta duran ve görenlerin içini sızlatan en somut parçalar ise şahsi belgelerdi. 1927 doğumlu bir kadının "60 yaş indirimli ulaşım kartı" ya da eski bir ticaret odası kimliği, bir insanın toplumsal statüsünün nasıl nesneleştiğini kanıtladı. Hakkı Şanlı, bu objelerin bile birer kültür taşıyıcısı olduğunu ve dönem araştırmacıları tarafından takip edildiğini savundu: "Bakıyorsun o kartın üzerindeki mühüre, yazı karakterine, fotoğrafın çekim tarzına. Hepsi o dönemin birer belgesi. Bir insanın otobüse binerken cüzdanından çıkardığı o kart, bugün bir koleksiyoncunun elinde tarih oluyor. İnsanlar bu kartlara bakıp o dönemin sosyal haklarını, yaşam standartlarını tartışıyorlar. Biz burada o hatıraları asıl sahiplerinden ayırıp başkalarına veriyoruz belki ama aynı zamanda o hafızanın tamamen yok olmasına da engel oluyoruz."
Kültürel bir miras olarak siyah-beyaz kareler
Hakkı Şanlı siyah-beyaz fotoğrafların sadece estetik birer obje değil, aynı zamanda sosyolojik birer veri olduğu vurguladı. Tezgâhtaki her fotoğraf bir dönemin aile yapısını, bayram kutlama şekillerini ve sokak mimarisini fısıldadı. Şanlı, sadece koleksiyonerlerin değil, sanatçıların da bu kaynağa başvurduğunu anlattı: "Sadece evine süs diye alanlar değil, kostüm tasarımcıları, tarihçiler, yazarlar da geliyor buraya. Bir yazar, kurguladığı karakterin 1950’lerde nasıl giyineceğini anlamak için bu albümleri karıştırıyor. Bir moda tasarımcısı, o eski dantel detaylarını burada görüyor. Biz burada aslında sahipsiz kalmış bir kütüphanenin bekçiliğini yapıyoruz. Kitaplarda bulamayacakları o 'gerçek' hayat burada, bu tozlu karelerde saklı."
Bit pazarındaki bu yolculuk, mülkiyetin ne kadar geçici, hatıranın ise ne kadar savunmasız olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Hakkı Şanlı’nın tezgâhı, sadece bir alışveriş alanı değil, insan hayatının "fazlalık" olarak görülüp elden çıkarıldığı bir toplumsal yüzleşme noktası olarak karşımıza çıkıyor. Geçmiş kültürü tanımak adına bu tezgâha gelen her ziyaretçi, aslında sadece bir fotoğraf değil, bir devrin ruhunu satın alıyor. O tozlu albümlerin kapakları her kapandığında, bir devrin daha sessizce kapandığı hissediliyor. Ancak Şanlı’nın sandığında bekleyen o kareler için umut hala diri çünkü her yeni alıcı, o sahipsiz hatıralar için hüzünlü ama kıymetli bir ikinci bahar anlamına geliyor.
Haber: Emine Akbulut
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...