Sanat tarihini kültürel veriler üzerinden ele alan akademik yaklaşım, Selçuklu eserlerinin Anadolu’daki kalıcılığını ve Kalehisar kazılarının ortaya koyduğu tarihsel sürekliliği görünür kıldı.
Anadolu Selçuklu Dönemi üzerine uzun yıllardır akademik ve saha çalışmaları yürüten Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kemal Şahin, Selçuklu eserlerinin Anadolu’daki kalıcılığını ve Kalehisar kazılarının ortaya koyduğu tarihsel sürekliliği değerlendirdi. Sanat tarihini, siyasal anlatıların ötesinde, kültürel veriler üzerinden ele alan bu yaklaşımın, Selçuklu mirasının anlaşılmasında belirleyici bir rol oynadığını söyledi.
Kültür üzerinden okunan bir tarih
Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde 1995 yılından itibaren görev yapan Şahin, akademik ilgisinin tarihle başladığını ve tarihin yalnızca siyasal ve idari boyutlarla ele alınmasına eleştirel yaklaştığını dile getirdi. Bir dönemi anlamada en güçlü kanıtların somut kültürel unsurlar olduğunu vurgulayan akademisyen, bu yaklaşımın zamanla kendisini sanat tarihine yönelttiğini belirtti. Lise yıllarında aldığı sanat tarihi eğitiminin ise mesleki yöneliminde belirleyici olduğunu aktardı.
Saha çalışmaları bilgiyi derinleştirdi
Sanat tarihinde, alan çalışmalarının zorunlu olduğunu belirten Şahin, eserlerin mutlaka yerinde görülmesi gerektiğini ifade etti. Teorik bilginin sahada anlam kazandığını söyleyen akademisyen, bu çalışmaların aynı zamanda bölgenin toplumsal ve kültürel kimliğini tanımaya olanak sağladığını dile getirdi. Anadolu’nun büyük bölümünü gezdiğini aktaran Şahin, 33 yıl boyunca Anadolu Selçuklu eserleri üzerine yoğun çalışmalar yürüttüğünü söyledi. Mimari yapıları incelerken yalnızca yapıların kendisinin değil, bu eserlerin ortaya çıktığı sanatsal ortamın da mutlaka anlaşılması gerektiğini vurguladı. Anadolu’ya yerleşme sürecinin çoğu zaman sorgulanmadığını belirterek, bu sürecin kültürel ve sanatsal verilerle açıklanabileceğini ifade etti.
Selçuklu mirası yeterince görünür değil
Selçuklu mirasına günümüzde yeterince sahip çıkılmadığını söyleyen Şahin, Anadolu’da bulunan birçok eserin yeterince tanınmadığını ve tanıtılmadığını da dile getirdi. Topluma yeterli düzeyde bilgi aktarımı yapılamadığını belirten akademisyen, bunun en önemli nedenlerinden birinin sanat tarihi derslerinin liselerde yer almaması olduğunu söyledi. Türkiye’nin son derece zengin bir tarihsel coğrafyaya sahip olduğunu vurgulayan Şahin, sanat tarihi eğitiminin ilkokuldan itibaren verilmesi gerektiğini savundu. Bu sayede kültürel mirasına daha bilinçli sahip çıkan bir toplumun yetiştirilebileceğini ifade etti. Üniversitelerde yürütülen sanat tarihi çalışmalarının, kurumlar arası iş birliklerini ve akademik iletişimi güçlendirdiğini de ekledi.
Kalehisar kazıları Selçuklu yerleşimini ortaya koydu
Çorum’un Alaca ilçesinde yer alan Kalehisar ören yerinde yaklaşık 7 yıldır kazı ve arkeolojik çalışmalar yürütüldüğünü söyleyen Şahin, Anadolu Selçukluları’nın 1071–1308 yılları arasında yaklaşık 1100 eser inşa ettiğini belirtti. Bu durumun, Selçukluların Anadolu’da kalıcı olma çabasının açık bir göstergesi olduğunu ifade etti. Orta Karadeniz Bölgesi’nde tespit edilen 180 Selçuklu yapısının, bölgenin tarihsel önemini ortaya koyduğunu aktaran Şahin, Kalehisar’ın Alacahöyük’e yaklaşık 5 kilometre mesafede yer alan büyük bir Anadolu Selçuklu kenti olduğunu söyledi. Kazılarda antropoloji, jeofizik ve zooarkeoloji gibi disiplinlerle birlikte çalışıldığını, yaklaşık 20 dönümlük alanda 10 yapının tespit edildiğini ve bu nedenle Kalehisar’ın, “Selçuklu’nun Hattuşaş’ı” olarak tanımlandığını ifade etti.
Akademik birikimin sahaya yansıması
Kalehisar ile akademik bağın yüksek lisans döneminde kurulduğunu belirten Şahin, 1992 yılında Anadolu Selçuklu camileri üzerine yaptığı tez çalışmaları sırasında bölgeye gittiğini söyledi. Zamanla akademik birikimin artmasıyla, Kalehisar’ın çalışmalar içerisinde daha merkezi bir konuma geldiğini ifade etti. 2017 yılında üniversite adına yüzey araştırmalarına başlandığını aktaran Şahin, 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 8 yıldır aralıksız kazı çalışmalarının sürdüğünü dile getirdi.
Geçmişe dokunmanın duygusu
Kazı çalışmaları sırasında elde edilen bulguların yalnızca akademik değil, duygusal açıdan da etkileyici olduğunu söyleyen Şahin, topraktan çıkan bir esere ilk dokunan kişi olmanın geçmişle doğrudan temas kurma hissi yarattığını ifade etti. Bu anların, geçmişte yaşamış insanları ve onların kültürünü daha yakından hissettirdiğini dile getirdi. Kazı bölgelerinde uzun süre kaldığını belirten Şahin, bu süreçte Anadolu insanını yakından tanıma fırsatı bulduklarını söyledi. Yerel halkın, çalışmalara büyük destek verdiğini ve ekipleri içtenlikle benimsediğini aktardı.
Selçuklu sanatı kültürel sürekliliğin temeli
Selçuklu sanatının Anadolu’daki kültürel süreklilik açısından belirleyici bir role sahip olduğunu ifade eden Şahin, İran üzerinden Anadolu’ya taşınan kültürel birikimin yerel unsurlarla birleşerek, özgün bir sanat ortamı oluşturduğunu söyledi. Selçukluların kendi plan ve süsleme anlayışlarıyla Anadolu’da kendilerine özgü bir sanat dili kurduklarını belirtti. 13. yüzyıl Anadolusunu anlamada bu dönemin kilit bir yere sahip olduğunu vurgulayan Şahin, Mevlânâ gibi önemli düşünürlerin de bu dönemde yaşamasının kültürel zenginliği artırdığını ifade etti. Günümüzü anlayabilmek için geçmişin iyi bilinmesi gerektiğini söyledi.
Arkeolojik çalışmalar özveriyle sürdürülüyor
Türkiye’nin farklı bölgelerinde çok sayıda arkeolojik kazı çalışması yürütüldüğünü belirten Şahin, bu çalışmaların büyük bir özveri gerektirdiğini dile getirdi. Arkeolojik faaliyetlerin temel amacının, kültürel değerleri korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak olduğunu söyledi. Son yıllarda arkeolojik çalışmaların önemli ölçüde geliştiğini ifade eden Şahin, Göbeklitepe’nin bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu belirtti.
Bir hayalin somutlaştığı yer: Kalehisar
Kalehisar kazılarının, akademik yolculuğunda çok özel ve belirleyici bir yere sahip olduğunu söyleyen Şahin, bir bilim insanı için en önemli adımın uzun yıllar kurulan bir hayali somut bir çalışmaya dönüştürmek olduğunu ifade etti. Kalehisar’ın kendisi için yalnızca bir kazı alanı olmadığını, yıllar boyunca zihninde olgunlaşan bir düşüncenin sahaya yansıması olduğunu dile getirdi. Bu çalışmaların hem akademik hem de insani anlamda meslek hayatının en kıymetli duraklarından biri olduğunu belirten Şahin, Kalehisar’da ortaya çıkan her bulgunun yılların emeğini ve sabrını görünür kıldığını sözlerine ekledi.
Haber: Hayriye Sökütlü
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...