Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


ALTIN DEĞERİNDE BİR MESLEK

08.10.2026
Dosya

 

Aydın’da sayıları yalnızca 7’ye düşen kuyumcu atölyeleri, teknolojik dönüşüm ve çırak yokluğu nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Takı ustası Akın Cıvan, Hasan Cankurtaran ve İlker Şen, tezgâhlarda sadece kıymetli madenleri değil, nesilden nesile aktarılan manevi mirası ve sarsılmaz bir güveni işleyerek kaybolmaya yüz tutan bu değerli zanaatı yaşatmaya çalışıyor. 

 

Aydın’ın tarihi sokaklarında yankılanan hafif çekiç sesleri ve alevin metalle buluştuğu o tanıdık koku, kentsel hafızanın ve unutulmaya yüz tutmuş bir zanaatın son izlerini taşıyor. Kentte her gün milyonlarca lira değerindeki altın, gümüş ve kıymetli mücevherler sessizce kuyumcu tezgâhlarına bırakılıyor. Ancak bu tezgâhlardan geçen yalnızca yüksek maddi değere sahip madenler değil; kimi zaman bir aile yadigârı alyansın manevi yükü, kimi zaman da nesilden nesile aktarılan hatıraların ağırlığı oluyor. 

 

Milimetrik hassasiyetle şekillenen zanaat

Aydın genelinde sayıları yalnızca 7’ye düşen atölyelerden birinde tezgâh başındaki Akın Cıvan, hem bu büyük sorumluluğu taşıyor hem de kaybolma riskiyle karşı karşıya kalan zanaatını yaşatmaya çalışıyor. Henüz 13 yaşındayken çırak olarak adım attığı atölyede 35 yılı geride bırakan takı ustası Akın Cıvan, kıymetli madenlerin tamir ve tadilatının görünmeyen teknik boyutunu ve el işçiliğinin inceliklerini anlatırken, yüksek ısı altında eritme, milimetrik kaynak, taş mıhlama, cilalama ve yeniden biçimlendirme gibi üst düzey el becerisi gerektiren bu sürecin, en ufak bir odak kaybını dahi kabul etmediğini vurguluyor. Yıpranmış, kırılmış ya da formu bozulmuş takıları özgün haline kavuştururken aynı zamanda kişiye özel tasarımlar da hazırlayan Cıvan, kent genelinde bu nitelikte hizmet veren yalnızca 7 atölye kaldığına dikkat çekerek, zanaatın teknik detayları kadar taşıdığı sorumluluğun da ağır olduğunu, tezgâhtaki her dokunuşun bir işçilikten öte ustalık birikimi gerektirdiğini de ifade ediyor.

 

"35 yıldır insanlarda güven ve hatıralara hürmet inşa ettik"

Sektörde çeyrek asrı aşkın süreyi geride bırakan Cıvan için tezgâhın arkasındaki esas sermaye altın değil, yıllar içinde ilmek ilmek işlenen sarsılmaz güven. İnsanların hem maddi birikimlerini hem de paha biçilemez manevi hatıralarını tereddüt etmeden kendilerine teslim ettiğini belirten deneyimli usta, yürütülen işin insani ve duygusal boyutunu şu sözlerle dile getirdi: “35 yıl boyunca insanlar bizlere güvendi. Kimisi yıllardır biriktirdiği tüm birikimini emanet etti, kimisi ev ya da araba parasını getirdi. Kimisi ise annesinden yadigâr kalan kırılmış bir bileziği, babasından devraldığı aşınmış bir yüzüğü gözü kapalı teslim etti bize. Biz bu tezgâhta sadece altın işlemedik, 35 yıldır insanlarda güven ve hatıralara hürmet inşa ettik. İşimizin temeli el emeği olduğu kadar bu sarsılmaz güvendir. Bize teslim edilen şey bir maden parçasından öte, kimi zaman bir ömrün emeği kimi zaman da nesilden nesile aktarılan manevi bir mirastır.”

 

Teknolojinin sektöre etkisi

Hız kazanımı ancak kaybolan ruhun gelişen teknolojinin kuyumculuk atölyelerine girişi, zanaatın dönüşümünü de beraberinde getiriyor. Yeni nesil lazer kaynak makineleri ve 3D tasarım programları iş süreçlerini hızlandırarak hata payını düşürse de el işçiliğinin özgün ruhunda belirgin bir kayba yol açıyor. Teknolojinin getirdiği artıları ve eksileri değerlendiren Akın Cıvan, dijitalleşmenin geleneksel ruhu yok ettiğini şu sözlerle anlattı: “Teknoloji sayesinde eskiden saatler alan hassas kaynak işlemleri veya karmaşık modellemeler artık daha kısa sürede yapılabiliyor. Hatayı en aza indirme noktasında teknolojinin artıları büyük. Ancak madalyonun diğer yüzünde el işçiliğinin özgünlüğü kayboluyor. Fabrikasyon ve makine üretimi arttıkça, ustanın ürüne kattığı ruh, parmak izi ve o eşsiz doku ne yazık ki azalıyor. Teknoloji işi kolaylaştırsa da geleneksel zanaatın yerini tamamen tutamıyor."

 

Yeni nesil çırak bulamıyoruz

Birebir usta-çırak ilişkisiyle yüzyıllardır ayakta kalan bu kültür, günümüzde yeni yetişen eleman bulmakta büyük güçlük çekiyor. Zanaatın geleceğine dair endişelerini paylaşan Cıvan, çırak yetişmemesinin mesleği silinme noktasına getirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “13 yaşında çırak olarak girdiğim bu atölyede bugün ne yazık ki arkamızdan gelecek, bu zanaatı devralacak bir çırak bulamıyoruz. Çırak yetişmediği için bu meslek tamamen kaybolma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Yarın bizler bıraktığımızda bu tezgâhları devralacak kimse olmayacak."

 

Günümüzün en büyük sıkıntısı: zaman baskısı

Zaman baskısı, zanaatın gerektirdiği sabır ile günümüz insanının hızlı tüketim alışkanlıkları arasındaki çelişki, ustaların üzerindeki yükü daha da ağırlaştırıyor. Çalışma sürecinde en çok zaman baskısı nedeniyle zorlandıklarını aktaran Cıvan, sabırsızlığın işin kalitesini gölgelediğini belirterek, “İşimizin en zorlandığımız kısmı zaman. Herkes getirdiği işin acil yapılmasını, hemen teslim edilmesini istiyor. Ancak altın ve kıymetli madenlerle çalışırken sabır ve azami dikkat gerekir. Aceleyle yapılan her dokunuş zanaatın niteliğine zarar verir. Bizler zamana karşı yarışırken ruhunu korumaya çalışan bir mesleğin son temsilcileriyiz." ifadelerini kullandı.

 

Kuyumcu Hasan Usta'nın atölyesinden

Aydın’ın sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen atölyelerinden bir diğerinde, kentin en eski altın tamir ustalarından biri olan "Kuyumcu Hasan Usta" unvanıyla tanınan Hasan Cankurtaran ekmek teknesini yaşatıyor. 1987 yılından bu yana tam 39 yıldır bu mesleği sürdüren Hasan Usta, çıraklıktan yetiştiği zanaatın bugün karşı karşıya kaldığı tehlikeyi dile getiriyor. Aydın’da 39 yıldır mesleğini icra eden Hasan Usta, yeni çırak yetişmemesi nedeniyle mesleğin unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Öyle ki, gelişen teknolojinin her sektörde olduğu gibi bu alanı da etkilemesiyle birlikte Hasan Usta, altın tamiratlarını istemeyerek de olsa makinelere devretmek zorunda kalmış ve bu durumu şu ifadelerle aktardı: “Biz altın ustaları her çekiç darbesi, her bir taş ve her bir işlemde sanatımızı icra ediyorduk, el yeteneğimizi gösteriyorduk ve her ürüne ayrı bir emek veriyor ve her üründe ayrı bir ruh ortaya koyuyorduk. Ama makineler sadece bizim işimizi elimizden almadı aslında elimizden aldı da sayılmaz, kolaylaştırdı ama makineler herkeste aynı, sıradan ürünler ortaya çıkardı ürünler artık sıradanlaştı." Geleneksel üretimin yerini alan bu tekdüzelik karşısında deneyimli usta, kendisini yine aynı kulvarda yer alan tespih sanatına yönelterek zanaatkârlığını sürdürmeye devam ediyor.

 

İlker Şen’in gözünden zanaat

Aydın’ın kuyumculuk hafızasını yaşatan bir diğer isim ise çırak bulamama kaygısı yaşayan ancak teknolojiye ayak uydurarak tezgâhını ayakta tutan İlker Şen oluyor. Yaklaşık 25 yıldır bu mesleğin içinde yer alan Şen, 2 yıl önce kendi atölyesini açarak zanaatını geleceğe taşımaya çalışıyor. Mesleğe ilk adımı ilkokul yıllarında attığını belirten Şen, o dönemin şartlarını ve çıraklık günlerini şu sözlerle anlattı: “Bu mesleğe ilkokul 5’te başladım. Tabii o zaman çıraktık. Herhangi bir şey yapmak yok, sadece temizlik falan yapıyorduk. Ortaokulda da yazları bu mesleğe devam ediyordum, yaz dönemi olarak." Liseye başladıktan sonra okuldan ayrılıp tamamen bu mesleğe yönelmeye karar veren deneyimli usta, usta-çırak ilişkisiyle pişme sürecini şöyle özetledi: “Daha sonra benim Akın Usta’nın ustası vardı, onun yanında başladım. Onun yanında da iki sene devam ettim. Daha sonra Akın Usta’nın yanında başladım. Liseyi bıraktım, ondan sonra bu mesleğe devam ettim. 22 yıl boyunca Akın Usta’nın yanında devam ettim, iki yıl boyunca da buradayım." Sektörün en büyük kanayan yarasının çırak eksikliği olduğunu vurgulayan Şen, bu krizi kendi aile bağlarıyla aşmaya çalıştıklarını belirtti: “Çırak bulamıyoruz. Bulamadığımız için de kendi yeğenlerimizle devam ediyoruz bu işe. Yani aile mesleği gibi oldu biraz."

 

Teknolojinin getirdiği hız ve kaybolan ruh

Gelişen teknolojinin kuyumculuk sektörünü kökten değiştirdiğini belirten İlker Şen, üretim süreçlerinin hızlandığını ancak eski el işçiliği ruhunun tamamen ortadan kalktığına, “Her şey makineyle yapılıyor, takıların artık bir ruhu kalmadı; hemen hemen herkeste aynı model takıları görmek mümkün." sözleriyle dikkat çekti. Eski ile yeni arasındaki zaman farkını değerlendiren Şen, teknolojinin avantajları ve dezavantajlarını şu sözlerle özetledi: “Örnek veriyorum, eskiden bir sipariş bir haftanın içinde çıkardı, şimdi adam bir gün içinde çıkartabiliyor, makinelerle daha da hızlı oluyor. Ama bu sefer de ürünün ruhu olmuyor ve bir zanaat yok oluyor." Tüm bu zorluklara ve yaşanan değişimlere rağmen mesleğini severek sürdürdüğünü belirten İlker Şen, "Mesleğimiz güzel. Ama tabii zor yanları da var. Yani her meslekte olan bir şey, bir tek bizde değil. Her bir mesleğin bir zorluğu var. Ama dediğim gibi iyi yanları var, kötü yanları var işte." diyerek sözlerini tamamladı. 

 

Aydın’ın tarihi sokaklarında çekiç sesleriyle yankılanan bu kadim gelenek; teknolojinin seri üretimi, çıraklık zincirinin kopması ve günümüzün sabırsız tüketim temposu karşısında direnmeye devam ediyor. Akın Cıvan, Hasan Cankurtaran ve İlker Şen gibi zamana direnen son ustalar, tezgâh başında ter dökerek yalnızca takı üretmiyor; aynı zamanda insan ilişkileri üzerine kurulu onlarca yıllık bir güveni ve kentin hafızasını ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak çırak yetişmeyen atölyelerdeki bu sessiz mücadele sürmezse, yarın tezgâhlar kapandığında geriye sadece makinelerin ürettiği kusursuz ama "ruhsuz" metal parçaları kalacak. Aydın’ın altın kalpli ustaları, zanaatlarının son asrını yazarken kaybolan tek şeyin metal değil, bir kültürün kendisi olduğu gerçeğinin altını çiziyor. 

 

Haber: Esra Özdemir

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00