Sinir sistemini etkileyen ve çoğunlukla insan hastalığı olarak bilinen Motor Nöron Hastalığı (EMND), Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesinde tedavi ve gözlem altında bulunan bir atta ortaya çıktı. Türkiye’de ilk kez kayda geçen bu nadir vaka, bilimin yanında derin bir vicdani hikâyeyi de gün yüzüne çıkardı.
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesinin klinik koridorlarına her gün onlarca vaka girip çıkıyor. Ancak içlerinden biri, sessizliğiyle dikkat çekiyor. Gücüyle bilinen, yıllarca ayakta kalmış bir at artık her adımını daha dikkatli atıyor. Hareketleri izleniyor, duruşu not ediliyor, her değişim kayıt altına alınıyor. Çünkü bu at, yalnızca bir hasta değil; Türkiye’de ilk kez tespit edilen nadir bir hastalığın canlı tanığı olarak fakültenin gözetimi altında yaşam mücadelesi veriyor. Onun adı Cresta. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Veteriner Hekimi Doğa Feray Altunsoy bizlere bu süreçten bahsetti.
Cresta’nın yaşadığı sağlık sorunları nasıl başladı ve bu sürecin sonunda nasıl bir sonuç elde edildi?
Cresta, ineklerin arasında annesiyle büyüyen hiperaktif bir attı. Daha sonra okulumuzun binicilik topluluğuna bağışlandı; kardeşi de Ankara’daki başka bir binicilik topluluğunda yaşamını sürdürmeye başladı. Ancak 2018 yılında kardeşinin, Cresta’daki belirtilere çok benzeyen semptomlarla hayatını kaybettiği öğrenildi. Öncesinde ayakta durmada güçlük, kas seyirmeleri, yürüme zorluğu, halsizlik ve sık sık yere yatma gibi şikâyetler görülen bu durum, ilk etapta sancı olarak değerlendirilmişti. Daha sonra yapılan nekropside kas dejenerasyonu tespit edilmesi, kardeşinin de Cresta ile aynı hastalığa yakalanmış olabileceğini düşündürdü. Cresta’da ise 2021 yılının Ağustos ayı sonlarına doğru arka bacaklarda belirgin güçsüzlük, denge kaybı nedeniyle sık sık düşme, iştahı normal olmasına rağmen yaklaşık 150 kg gibi ciddi bir kilo kaybı ve özellikle arka bacaklar ile kalça bölgesinde belirgin kas atrofisi gözlemlendi. Belirtilerin dönemsel olarak hafifleyip yeniden şiddetlenmesi, başlangıçta ortopedik sorunlar, kas yırtılması ya da sancı ihtimallerinin düşünülmesine yol açtı. Ancak Prof. Dr. Mehmet Gültekin ile yapılan detaylı değerlendirmeler ve literatür taramaları sonucunda olası hastalıklar daraltılarak Motor Nöron Hastalığı (EMND) üzerinde yoğunlaşıldı. İngiliz atlarında sık görülmesi, hastalığın genellikle 16 yaş civarında ortaya çıkması ve Cresta’daki klinik bulguların literatürle büyük ölçüde örtüşmesi bu tanıyı güçlendirdi. Ölümcül olabilen bu hastalığın temel tedavisinin yüksek doz E vitamini takviyesi olduğu belirlendi. Maddi imkânsızlıklar ve Cresta’nın günlük enjeksiyonlara uyum sağlayamaması nedeniyle E vitamini toz formunda, konsantre yemine karıştırılarak veya elmaya bulayarak verildi. Normal bir atın günlük ihtiyacının 5–7 katı dozda uygulanan E vitamini sayesinde, yaklaşık 3 aylık düzenli tedavi sürecinin ardından Cresta’da belirgin bir toparlanma gözlendi. Bu deneyimin ardından, topluluktaki tüm atlara günlük E vitamini takviyesi yapılmaya başlandı ve doğal E vitamini kaynağı olan yeşil çimlerden daha fazla faydalanmaları için meraya çıkarılmalarına özel önem verildi.
EMND tanısı konulduğunda, bu hastalığın Türkiye’de ilk ve tek vaka olduğunu öğrenmek sizde nasıl bir farkındalık yarattı?
EMND tanısı, literatürde de belirtildiği üzere yüzde 100 kesinlik taşıyan bir teşhis değildir. Altın standart yöntem kas dokusunun histolojik incelenmesidir. Bu nedenle Cresta’da tanı; klinik bulguların literatürle örtüşmesi ve serum E vitamini düzeyinin belirgin şekilde düşük bulunmasıyla desteklenmiştir. Sağlıklı bir atta 3–5 aralığında olması gereken E vitamini seviyesi Cresta’da yaklaşık 1,84 olarak ölçülmüştür. Türkçe literatürde yayımlanmış vaka bulunmaması ve diğer veteriner hekimlerden net geri dönüşler alınamaması, hastalığın ne kadar az bilindiğini ortaya koydu. Daha sonra yapılan sunumlar sonrası, bazı meslektaşların benzer vakaları tanı koyamadan kaybettiklerini ifade etmeleri, farkındalığın arttığını gösterdi. Sürecin başındaki temel amaç, akademik bir çalışma üretmekten ziyade Cresta’yı sağlığına kavuşturmaktı. Ancak zamanla bu vakanın paylaşılması mesleki açıdan önemli bir deneyim hâline geldi.
Bu hastalığın atın günlük davranışlarını ve karakterini nasıl değiştirdiğini gözlemliyorsunuz?
Hastalığın ilerlemesiyle Cresta’nın davranışlarında belirgin değişimler gözlendi. Daha önce baskın, inatçı ve insan seçen bir karaktere sahipken; fiziksel gücünü kaybettikçe daha sakin, çekingen ve uyumlu bir hâl aldı. Özgüvenindeki azalma, davranışlarına da yansıdı. Zaman zaman eski tepkilerini gösterse de, genel olarak daha kabul edici ve uysal bir tutum sergilemeye başladı. Bu durum, hastalığın yalnızca fiziksel değil, psikolojik etkilerini de açıkça ortaya koydu.
Veteriner hekimler için bile nadir olan EMND, teşhis sürecinde ne gibi zorluklar yarattı?
En büyük zorluk, hastalığın bilinmemesi ve ayırıcı tanının oldukça zahmetli olmasıydı. Deneyimli akademisyenler ve sahada çalışan veterinerlerle iletişime geçilmesine rağmen, birebir EMND deneyimi paylaşan bir rehber bulunamadı. Kolik, kas yırtığı ve diğer nöromüsküler hastalıklar tek tek elenmeden tanıya yaklaşmak mümkün olmadı. Daha önce bu süreci yaşamış bir yönlendirici olmadan, tanı ve tedavi bilimsel makalelere dayanılarak yürütüldü. Ankara’da yapılan sunumlar sonrası birçok veteriner hekimin sürece ilgi göstermesi, bu alandaki bilgi eksikliğini ve farkındalık ihtiyacını net biçimde ortaya koydu.
Atın bakım süreci, sağlıklı bir ata kıyasla hangi noktalarda tamamen farklılaşıyor?
Atın uzun süre yerde yatmasının ciddi sağlık riskleri oluşturması, bakım sürecini önemli ölçüde zorlaştırmıştır. Uzun süre yatış; kan dolaşımının yavaşlamasına, gastrointestinal sistemin işlev kaybına ve EMND’den bağımsız olarak bağırsak tıkanması, düğümlenme ya da kolik gibi ölümcül sonuçlara yol açabilecek bir durumdur. Bu nedenle Cresta’nın mümkün olduğunca ayakta tutulması hayati önem taşımıştır. Hastalığın en ağır seyrettiği ve henüz E vitamini takviyesine başlanmadığı dönemde Cresta sık sık yere yatıyor, her seferinde 3-4 kişinin yoğun fiziksel çabasıyla ayağa kaldırılması gerekiyordu. Yaklaşık 500 kilo olan, ağrı çeken ve zaman zaman dokundurmak istemeyen bir atı kaldırmak hem fiziksel hem de duygusal olarak oldukça yıpratıcıydı. Özellikle yaz aylarında, Aydın’ın aşırı sıcak koşulları bu süreci daha da zorlaştırdı. Normalde serin saatlerde dışarı çıkarılıp akşam ahıra alınması yeterliyken, Cresta’nın durumu nedeniyle sabah erken saatlerden itibaren sürekli kontrol edilmesi, yatıyorsa ayağa kaldırılması ve gün boyunca gözlem altında tutulması gerekti. İştahı genel olarak korunmuş olsa da E vitamini takviyesinin yemle verilmesi başlangıçta güçlük yarattı. Pelet yemin üzerine eklenen E vitamini tozunu yememesi nedeniyle elma gibi sevdiği besinlere karıştırılarak verilmek zorunda kalındı. Bu durum zaman zaman tahammülünü azaltarak saldırgan tepkilere yol açtı. Ancak tedavi süreci ilerledikçe Cresta’nın bu sürece alışmasıyla besleme ve bakım giderek kolaylaştı. E vitamini takviyesinin olumlu etkilerinin hissedilmesiyle uyumu arttı ve bakım süreci daha yönetilebilir hâle geldi.
Bu hastalıkla yaşamak, hayvan sahipliği anlayışınızı ve atlara bakışınızı nasıl değiştirdi?
Prof. Dr. Mehmet Gültekin ile kurulan yoğun iletişim, süreci hem klinik hem de akademik açıdan dönüştürdü. Olası hastalıkları sistemli şekilde ele almak, literatür okumak ve araştırma yapmak, akademik üretime olan ilgimi artırdı. Bu süreç, TÜBİTAK 2209 projesiyle devam etti ve sonunda doktora yapma kararımı şekillendirdi. Cresta olmasaydı, akademik kariyer planım muhtemelen hiç oluşmayacaktı. Klinik yaklaşım açısından ise artık ilk akla gelen ihtimalle yetinmek yerine, daha kapsamlı değerlendirme yapmanın önemini benimsedik. Bu farkındalık yalnızca bende değil, tüm binicilik topluluğunda kalıcı bir dönüşüm yarattı.
EMND’nin Türkiye’de bilinmemesi, tedavi ve destek konusunda sizi yalnız hissettirdi mi?
Tanının başlangıçta netleşmemesi ve uygulanan tedavilerin etkisiz kalması, süreç boyunca bizi ciddi anlamda yalnız ve karamsar hissettirdi. Özellikle tanı konulmadan önceki dönemde bu yalnızlık duygusu çok belirgindi. Farklı alanlardan birçok hocaya başvurulmasına rağmen, yoğunlukları ya da ilgi alanlarının dışında kalması nedeniyle değerlendirmeler çoğunlukla varsayımlara dayandı. “Şu olabilir, bunu deneyin” yaklaşımıyla ilerlenen bu süreçte zaman kaybedildi ve hayvanın klinik durumu giderek ağırlaştı. Denenen tedavilerin sonuç vermemesi, umutsuzluk hissini derinleştirdi ve bir noktada hayvanın bir sonraki sabahı bile göremeyebileceği düşüncesiyle vedalaşma noktasına gelindi. Bu karamsar tablo, Mehmet Hoca ile kurulan iletişimle birlikte değişmeye başladı. Onun sürece gerçek anlamda ilgi göstermesi, zaman ayırması, kendi araştırmalarını yaparak olası hastalıkları sistemli biçimde ele alması ve tanı sürecini sahiplenmesi, yalnızlık hissimizi önemli ölçüde azalttı. O dönemde henüz veteriner hekim olmamamız, hastalıklar ve tedavi planları konusunda yeterli deneyime sahip olmamamız nedeniyle, ilk kez bir akademisyen tarafından ciddiye alındığımızı ve hayvan için gerçekten emek harcandığını hissettik. Bu destek, süreci hem duygusal hem de mesleki açıdan daha yönetilebilir hâle getirdi. Sonrasında hissedilen yalnızlık, daha çok Türkiye’de benzer vakalarla ilgili deneyim paylaşabileceğimiz kişi veya kaynakların bulunmamasından kaynaklandı. Ancak genel anlamda doğru hekimin sürece dahil olmasıyla birlikte belirsizlikten doğan yalnızlık ve karamsarlık, yerini daha kontrollü ve umutlu bir sürece bıraktı.
Eğer bu röportajı okuyan bir veteriner ya da at sahibi EMND ile ilk kez karşılaşırsa onlara özellikle ne söylemek istersiniz?
At sahiplerine atlarında ayakta durmada güçlük, ani kilo kaybı, kas zayıflığı veya davranış değişiklikleri gibi klinik belirtiler görüldüğünde varsayımlara dayalı bireysel tedavilerden kaçınmaları ve mutlaka profesyonel veteriner hekim desteği almaları önerilmektedir. Özellikle büyük hayvanlarda, geçmişte benzer bir durumda uygulanan antibiyotik ya da destekleyici tedavilerin tekrar edilmesi, zaman kaybına yol açarak hastalığın ilerlemesine neden olabilmektedir. Nadir görülen hastalıkların da olası nedenler arasında yer alabileceği göz önünde bulundurulmalı ve tanı sürecinde aceleci karamsarlığa kapılmadan sistemli bir değerlendirme yapılmalıdır. Veteriner hekimlere ise sık karşılaşılan kolik, kas yırtığı veya ortopedik sorunların sağaltımına yönelmeden önce, bu klinik tabloya sahip atlarda serum E vitamini düzeyinin de rutin testlere eklenmesi önerilir. Bu testin uygulanması hem pratik hem de erken tanı açısından büyük önem taşımaktadır. Ayrıca özellikle yazların kurak geçtiği ve atların sürekli yeşil meraya erişiminin kısıtlı olduğu bölgelerde, çiftliklerde görev yapan veteriner hekimlerin periyodik kontroller kapsamında 6 ayda bir E vitamini düzeylerini değerlendirmesi, olası eksikliklerin klinik belirtiler ortaya çıkmadan saptanmasını sağlayabilir. Bu yaklaşım, hastalık gelişmeden önce basit takviyelerle önlem alınmasına olanak tanıyarak hem hayvan sağlığını koruyacak hem de ciddi ekonomik kayıpların önüne geçecektir. Çünkü EMND gibi hastalıklar, performans amacıyla yetiştirilen atlarda kas atrofisine yol açtığında, kas dokusu eski haline dönmediği için yarış veya performans hayatı büyük ölçüde sona ermektedir. Bu nedenle, risk faktörlerinin bulunduğu işletmelerde düzenli izlem, dengeli beslenme ve gerekli vitamin-mineral takviyeleriyle önleyici hekimlik yaklaşımı benimsenmeli; her olasılık değerlendirilerek adım adım ilerlenmelidir.
Aydın Veteriner Fakültesinde izlenen bu at, Türkiye’de bir ilki temsil ediyor. EMND vakası, yalnızca nadir bir hastalığın kaydı değil; bilimin, sabrın ve sorumluluğun da hikâyesi. İnsanlarda görülen bir hastalığın bir hayvanda da ortaya çıkabilmesi, yaşamın ortak kırılganlığını hatırlatıyor. Bu sessiz mücadele, hem bilimsel hem de insani yönüyle uzun süre hafızalarda kalacak. Verdiği röportajdan dolayı Doğa Feray Altunsoy'a teşekkür ediyoruz.
Haber: Hasan Genç
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE
Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...