Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi


ADÜ KAMPÜSÜNDE UNUTKANLIK BİLANÇOSU: KAYIP EŞYALAR MİLLİ SERVETİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLERİ TEHDİT EDİYOR

27.03.2026
Dosya

 

Üniversite kampüslerinden toplu taşıma araçlarına kadar her alanda artış gösteren kayıp eşya vakaları, günümüz insanının nesnelerle kurduğu bağın zayıfladığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, kullan-at kültürünün ve dijital bağımlılığın eşyaya verilen değeri azalttığını vurgularken kayıp eşya depolarında sahipsiz kalan binlerce ürün, ekonomik ve sosyolojik bir dönüşümün izlerini taşıyor.

 

Günümüzde üniversite kampüslerinden toplu taşıma araçlarına kadar hemen her kamusal alanda biriken kayıp eşyalar, modern insanın nesnelere bakış açısındaki dramatik değişimi gözler önüne seriyor. Eskiden büyük emeklerle edinilen ve kuşaktan kuşağa aktarılan eşyalar, yerini seri üretimin getirdiği yenisini alırım rahatlığına ve dijital ekranların yarattığı dikkat dağınıklığına bırakmış durumda. Uzmanlar, bu durumu sadece basit bir dalgınlık olarak değil psikolojik bir maliyet hesabı ve sosyolojik bir dönüşüm olarak tanımlıyor. Bu toplumsal tabloyu emekli astsubay Ali Yılmaz, 16 yıllık şoförlük tecrübesiyle Hulusi Bekiç’in yollardaki gözlemlerinden, Aydın Adnan Menderes Üniversitesinde 2000 yılından bu yana hizmet veren Hasan Özkan’ın sessiz tanıklıklarına kadar geniş bir çerçevede inceledik. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi öğrencilerinden Efşanur Bağlar, Kübra Nur Esmeray, Karya Babrak’ın da görüşleri ile kayıp eşyaların yeni nesil için ne ifade ettiğini dinledik. Uzman Klinik Psikolog Sergen Özdemir’in  kayıptan kaçınma analizleri, sosyolog  ve aynı zamanda Sağlık,Kültür ve Spor (SKS) Daire Başkalığında Kültür Şube Müdürü olarak görev yapan Öğr. Gör. Mehmet Atik’in tüketim kültürü ve unutulan eşyalar üzerine aslında toplumun hız ve haz odaklı yeni yaşam biçimini benimsediğini içeren ifadelerine yer verdik. Peki bir eşyayı kaybettiğimizde aslında kaybettiğimiz sadece maddi bir değer mi, yoksa geçmişle ve çevreyle kurduğumuz o kadim bağ mı? İşte kayıp eşya depolarının sessiz tanıklığında günümüz insanının eşya ile imtihanının perde arkası.

 

Yollarda unutulan hayatlar: Otobüslerde telefon mesaisi

Ankara Üniversitesi’nde Adalet Meslek Yüksekokulu ve Jandarma Meslek Yüksekokulunda eğitim gören, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde uzun yıllar astsubay olarak görev yaptıktan sonra emekliye ayrılan 55 yaşındaki Ali Yılmaz, 8 yıldır otobüs şoförlüğü yapmakta. Meslek hayatı boyunca otobüslerde en çok telefon, çanta, cüzdan, kulaklık ve alışveriş poşetlerinin unutulduğunu; mevsimine göre şemsiyelerin ve yolcuların yere bıraktıkları küçük eşyaların da sıkça araçta kaldığını gözlemleyen Yılmaz, unutulan eşyalara verilen tepkinin maddi değerle ilgili olduğunu ifade etti. Yılmaz, “8 yıl öncesinde olduğu gibi bugün de telefonunu unutan yolcular büyük panik yaşarken günümüzde de telefon kaybı aynı paniğe yol açmakta. Maddi değeri düşük kulaklıkların peşine ise kimse düşmemekte.” dedi. Gençlerin yüksek değerli teknolojik ürünleri bazen umursamazca unuttuğunu, orta yaş ve üzeri yolcuların ise maddi değeri düşük eşyalar için bile geçmişteki yokluk tecrübeleri nedeniyle daha takipçi olduklarını da ekledi. Aydın’da 16 yıldır otobüs şoförlüğü yapan Hulusi Bekiç de benzer şekilde yağmurlu havalarda en çok şemsiyelerin unutulduğunu, son yıllarda artan nüfusla birlikte dalgınlığın ve vurdumduymazlığın çoğaldığını kaydetti. Bekiç, “İstatistiksel olarak unutulan eşyaların yüzde 50’si aynı gün içerisinde, kalan  yüzde 50’si  ise 1 hafta içerisinde teslim almaktadır. Ancak değersiz görülen eşyaların yüzde 80’i ise hiç aranmıyor.” dedi.  Şoförler Ali Yılmaz ve Hulusi Bekiç, eşyaların araçlarda bırakılmasını tamamen telefon bağımlılığına bağlayarak yolcuların araçtan inerken gözlerini ekrandan ayırmamalarının çevreyle bağlarını kopardığını ve eşya unutma sıklığını doğrudan artırdığını savundu.

 

Kampüslerin kayıp arşivi: Yıllarca bekleyen emanetler

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi SKS Daire Başkanlığı bünyesinde 2000 yılından bu yana hizmet veren Hasan Özkan, 2000-2005 yılları arasında Eğitim Fakültesi’nde 2005-2008 yıllarında Aydın Meslek Yüksekokulu’nda (MYO) ve 2008-2009 yıllarında Eski Tıp Fakültesi kantininde, 2009-2010 döneminde Sultanhisar MYO kantinindeki görevinin ardından 2010 yılı yaz döneminde Didim Akbük Sosyal Tesisleri sorumluluğunu yürütmüş, 2010-2012 yılları arasında ise Personel Daire Başkanlığında Arşiv Sorumlu Yardımcısı olarak görev almıştır. 2012 yılı yazında Didim Akbük Sosyal Tesisler Müdürlüğü görevine getirilen Özkan, 2012 yılı Eylül ayından itibaren de Aydın Menderes Dersliklerinde Bina Sorumlusu ve Teknik Personel olarak hizmetine devam etmektedir. Dersliklerde en çok kulaklık, şemsiye ve ceket unutulduğunu belirten Hasan Özkan, “Özellikle yağmurlu günlerde derse gelen öğrenciler güneş açtığında şemsiyelerini dersliklerde, sıra altlarında, kantinde bırakıp gitmekteler.” dedi. Vize ve final dönemlerinde sınav telaşıyla günde ortalama 10-15 telefonun unutulduğunu ifade eden Özkan, 2 yıl boyunca sahibi çıkmayan cep telefonlarıyla karşılaştığını ve rehberdeki kayıtlardan sahiplerine ulaştığında bile öğrencilerin eşyalarını sormaya gelmediklerini anlattı. Unutulan eşyaların manevi değerine de değinen Özkan, “Birgün bir öğrenci gelmişti ağlayarak, kolyesini kaybetmiş, abi çok kıymetliydi maddi değeri önemli değil ama hediyeydi dedi. O gün 5 kişi kolyeyi aramıştık çimlerde derslik binasının önünde çok şükür ki bulduk. Kolyeyi bulduğumuzda kız gözyaşlarını tutamamıştı ağlamıştı, abi ne istersen alayım ısmarlayayım demişti, çok müteşşekkir olmuştu.” diyerek anılarını paylaştı. Aynı zamanda sahibi çıkmayan eşyalar konusunda hassasiyetle hareket ettiklerini belirten Özkan, ceket, flash bellek ve kitapları uzun süre muhafaza ettiklerini belirterek, “Bu kapsamda, 3 yıl boyunca geri alınmayan yaklaşık 400 kitabı kütüphanelere bağışladık. Kıyafetleri ise ihtiyaç sahiplerine ulaştırdık.” şeklinde ekledi. Hasan Özkan, “Öğrenciler ailelerinin kendilerini ne şartlarda okuttuklarını bilemedikleri için yenisini alırım rahatlığıyla hareket etmektedirler. Bunu yapmaktan vazgeçmelerini ve ailelerinin emeğini göz ardı etmemelerini öneririm.” dedi.

 

Z kuşağının eşya algısı: İşlevsellik mi maneviyat mı?

Üniversite öğrencileri Efşanur Bağlar, Kübra Nur Esmeray ve Karya Babrak, eşya kayıplarına yaklaşımlarının eşyanın maddi ve manevi değerine göre değiştiğini ifade etti. 22 yaşındaki Efşanur Bağlar, “Benim için minimalist bir düzen en özgür hissettiğim durumlardan biri yaşam felsefem. Çünkü çok fazla eşyayı ayak bağı olarak görüyorum, yorucu geliyor bana.” şeklinde belirtirken telefonunun şarjının bitmesinin kendisini cüzdan kaybetmekten daha çok huzursuz ettiğini söyledi. Kübra Nur Esmeray ise eşyalarına anlam yüklediğini, “Özellikle şu an yanımda olan eşyalardan kulaklığım kaybolursa çok üzülürüm çünkü annemin doğum günü hediyesi.” ifadeleriyle kulaklığını kaybetmekten endişe duyduğunu dijitalleşmenin fiziksel çevreyle bağını zayıflattığını itiraf etti. Karya Babrak da kulaklık kullanımının kendisi için hayati olduğunu, “Şu an toplu alanlarda yaşıyorum, yurtta kalıyorum, dersliğe gidip geliyorum, otobüs kullanıyorum bu yüzden kulaklığıma çok düşkünüm. Kaybetmek beni çok üzer, benim için hayati bir öneme sahip diyebilirim.” sözleriyle bu cihazı kaybetmenin hayatında büyük bir krize yol açabileceğini belirtti. Aynı zamanda kaybolan eşyalarının peşine düşmemesinin temel nedenini de yenisini alabilme rahatlığı olarak tanımladı.

 

Psikolojik ve sosyolojik analiz: Kullan-at kültürü ve zihinsel yük

Uzman Klinik Psikolog Sergen Özdemir, yoğun unutkanlık vakalarının temelinde zihinsel kapasite sınırları ve psikolojik stres faktörlerinin yattığını, “Zihinsel kapasitesinin sınırlarına ulaşan birey, eşyalarını orada bırakıp yanında hiç yokmuş gibi davranabilmekte, yüksek stres altında hafıza merkezi olan hipokampus olumsuz etkilenmekte ve bu durum unutkanlıklara yol açabilmektedir.” söyleriyle açıkladı. Özdemir sözlerine, “Aynı zamanda birey, kaybettiği nesnenin yerine kolayca yenisini koyabileceğini bildiğinde eşyayı geri almak için harcayacağı emeği psikolojik maliyet olarak görüyor ve bu maliyeti paradan daha değerli buluyor. Bu yüzden kaybettiğim eşya benim emeğimi gerçekten hak ediyor mu diye düşünerek eşyanın peşine düşüp düşmeyeceğine bu şekilde karar veriyor.” ifadelerini de ekledi.  Ayrıca loss aversion (kayıptan kaçınma) mekanizmasıyla kişinin, kaybın yarattığı utanç duygusundan kaçmak için zaten eskimişti gibi bahanelere sığınabileceğini de belirten Özdemir sözlerini, “Eşyayı aramak kayıpla yüzleşmek anlamına gelirken, aramamak kaybı pasif bir şekilde yok saymaktır.” şeklinde tamamladı. 

 

Sosyolog Mehmet Atik ise bu durumu tüketim kültürünün hız ve haz odaklı yapısıyla ilişkilendirdi. Geçmişte eşya ediniminin zor olması nedeniyle eşyalarla kurulan güçlü bağları, “Geçmiş insanlara baktığımızda onlar için edinim, o seri üretimin daha yavaş olduğu kolay olmadığı dönemleri ele alacak olursak, biraz daha zordu. Zor olduğu için de geri dönüp almak davranışı, günümüz insanlarına göre orta yaş üstü bireylerde daha fazla diyebiliriz. Günümüzde ise yerine koymak daha kolay,  edinim daha basit durumda bundan dolayı da gençleri kaybolan eşyalarını geri dönüp alma bakımından etkilemektedir diyebiliriz.” sözleriyle belirtti. Atik, teknolojik cihazların sadece iletişim aracı değil bir statü göstergesi haline geldiği için diğer eşyalardan daha çok önemsendiğini ifade ederek, kayıp eşya birimlerine gitmemenin arkasında ekonomik rahatlık veya muhtaçlık algısından kaçınma gibi sosyolojik nedenler yattığını belirtti. Geride bırakılan her eşyanın aslında boşa giden bir milli değer ve emek olduğu çağrısında bulundu. Kayıp eşya depolarında biriken her nesne, aslında modern yaşamın hızına yetişmeye çalışan insanın geride bıraktığı bir parça niteliğinde. Genç kuşağın dijital dünyayı fiziksel dünyadan daha fazla sahiplendiği, orta yaş ve üzerinin ise geçmişin yokluk hafızasıyla en küçük parçaya bile tutunduğu bu yeni düzende, unutulan sadece bir şemsiye ya da kulaklık değil, aynı zamanda o eşyaya verilen emek ve gösterilen özendir. Sahibi çıkmayan yüzlerce telefonun, unutulan binlerce kitabın ve tozlu raflarda bekleyen ceketlerin sessiz çığlığı, toplumsal bir farkındalık çağrısıdır. 

 

Haber: Damla Kocaoğlu

 

EN ÇOK OKUNANLAR

DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”

  Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...

OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA

  Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...

TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’

Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...

EN YÜKSEK SUÇ ORANI NEDEN AYDIN’DA?

  Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), her yıl olduğu gibi bu yıl ...

HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI

  Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...

TOPRAĞIN BİLİMİ PEDOLOJİ

  İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...

İNCİR BİR MEYVE Mİ ÇİÇEK Mİ?

  Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...

KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN

  Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...

ESKİ BİR TÜRKMEN ENSTRÜMANIN YENİDEN DOĞUŞU: ERBANE

  Eski çağlardan beri ritim ve müziğin vazgeçilmez bir enstrümanı olan ...

SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN

  Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi
İletişim Fakültesi / Gazetecilik Bölümü

Öğrenci Uygulama Haber Sitesi
+90 256 218 20 00