Kadınlarımız çalışma hayatında aktif rol oynamaktadır ve bu günümüzde alışılmış bir durumdur. Erkek kadın ayırt etmeden artık her işte kadınlarımızı görüyoruz. Lakin genelde sadece erkeklerin sık gittiği bir mekan olan kıraathaneyi bir kadının işletmesi hem de bunu yarım asırdır yapması alışılagelmiş bir durum değildir. Alışılmamış olduğu gibi ilgi çekici de bir durumdur.
Arzu Özgül, Uşak ilinin Karaahmetli köyünde yaşamakta olan ve bundan tam 57 yıl önce kıraathaneciliğe başlamış bir kadın girişimcidir. Günümüzde kolay görünen ama yıllar öncesini düşününce bir mucizeyi başarmış bir Türk kadınıdır. Kolay olmadığını düşündüğümüz bu girişimle ilgili bilgiler almak için Arzu ninemizle bir görüşme gerçekleştirdik.
Arzu Özgül kimdir?
86 yaşında yaşlı bir kadınım. 3 erkek 1 kız çocuk annesiyim. 18 yaşında, eşim Ramazan ile evlendim. Doğdum doğalı Uşak ilinin Eşme ilçesi Karaahmetli köyünde yaşıyorum. Çalışmaya baba evinde çocuk yaşımda başladım. Kıraathaneyi açmadan önce eşim yurt dışında çalışırdı, ben de yazları tütüncülükle uğraşırdım kışları ev hanımlığı yapardım.
Kıraathanecilik mesleğine nasıl başladınız?
Bundan 57 yıl önce eşim Ramazan, Almanya’da işçilik yaparak biriktirdiği parayla bu binayı satın aldı. Köy yerinde tarım ile geçimimizi sağlıyorduk ama eşim çalışmak için gittiğinde ben çocuklarla tek başıma iş yapmakta zorlanıyordum. Kahvemi de misafirliğe gelen herkes çok beğenirdi. Okumamıştım ama hesabım da iyiydi. Bizde yaşamak için aldığımız bu binanın bir kısmını kıraathaneye çevirdik ki benim yüküm biraz azalsın. Şimdiye bakınca o yılların ne kadar yoksullukla dolu olduğunu daha iyi anlıyorum. Bir binayı düzeltmek bile o yıllarda o kadar zordu ki, iş makinesi falan yoktu. Köyün içinden toplu şekilde başka köye işçiler gidiyordu onlardan yardım isteyerek ellerimizle düzelttik burayı.
İlk yıllarda sizi en çok zorlayan ne olmuştu?
O yıllar da köyde elektrik yoktu. Haliyle akşamları lüks dediğimiz gaz lambaları ile aydınlanırdık. Temiz su vardı ama herkesin kendi evine özel yoktu. Haliyle kıraathanede hiç yoktu. Belli yerlerde çeşmeler vardı oralardan elimizde kovalarla çeşmeden getirirdik. Ben kıraathane için günde yirmi kez su çekerdim elimle. Tüp vardı ama kullanılması lüks bir durumdu. İlk başta odun ateşinde kazanlarda suyu ısıtıp çay, kahve yapıyorduk. Sonra sonra zamanla geldi bunlar köyümüze. İlk düzen oturduktan sonra eşim yine Almanya’ya çalışmaya gidecek oldu. Gidince ben tek devam ettirecektim. Allah var bir kez bile gözüm korkmadı bu durumdan. Gitmeden önce jeneratör aldık kıraathaneye ki en azından ışık konusunda rahat edeyim dedik. O yılların televizyondan sonra en lüks aletiydi jeneratör ve ilkti köyde. Tabii elektrik olunca bir de televizyon aldık derken zamanla köyün kıraathanesi değil de sineması olmuştuk.
Kıraathaneye sadece erkekler mi geliyordu? Siz olduğunuz için kadınlar da geliyor muydu?
Köyde akşamları tek elektrik bizde olduğu için sadece erkeklerin faydalanabilmesi olmazdı. Kadınlar da gelsin istiyordum ama rahat edemezlerdi farkındaydım. Birkaç kadından da duymuştum gelmek istediklerini. Ben de içerde bir oda ayırdım ki herkesin kendi alanı olsun. Ayırdığımız odaya da kadınlar gelirdi, giriş kısımda da erkekler olurdu. Kadınların amacı tabii oyun veya çay değildi, televizyondu ama her akşam tıklım tıklım olurdu kıraathane.
Kadın olarak zorlandığınız kısımlar oldu mu?
Ben uyumlu bir insanımdır. Büyükler ağabeyim, küçükler çocuğumdur. Aynı köyün insanıyız, zorluktan çok kolaylık sağladılar hep bana. Eşim belli bir zamandan sonra çalışmak için Almanya’ya döndüğünde ben tek çalıştırmaya devam ettim burayı. Zorlansam tek kaldığımda zorlanırdım. Sadece ben son çocuğuma hamileyken, dükkânı kiralamak zorunda kalmıştım. Zaten hamilelik zordur, bir de kıraathanede sabahtan geceye kadar çalışmak daha da zorlaşmıştı. Hem büyüklerim de, “Hamile halinle kıraathanede olmaz kızım. Kirala doğurana kadar sonra devam edersin.” demişlerdi, ben de dinledim. O süreçte zorlanmıştım sadece.
Devam etmeyi düşünüyor musunuz hala işinize?
Ben elim ayağım tuttukça devam ederim bu işe. Dükkanı kış aylarında en küçük oğlumla, gelinim işletiyor. Yaz aylarında ise işlerden dolayı köyden gittiklerinde, ben devam ettiriyorum. Allah’a şükürler olsun bu iş sayesinde dört çocuk büyüttüm, dört düğün yaptım. Anne babalar daha iyi anlar beni. Bir insanı belli yaşa getirip, yuva kurmasını sağlamak kolay işler değildir. Ben bu iş sayesinde geldim bu günlere, bu dükkanda büyüdüm neredeyse. İnsan tüm hayatını adadığı bir işi bırakamaz kolay kolay. Sağlığım yerinde olduğu sürece de bırakmayı hiç düşünmüyorum.
Günümüzde bile insanlar birçok algıyı kırmak yerine kabul ediyorlar. Bundan yarım asır önce özgüveni ve cesareti ile o zamanda ve şu anda birçok kadına ilham olabilecek bir hayat hikayesi Arzu nine. Çocukları için başladığı mesleği hayatı olmuş durumda. Hayatını bizimle paylaştığı için ona teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Haber: Sıdıka Akcan
DÜNYA ŞAMPİYONU MÜCAHİT KULAK: “DURMAK YOK, RİNGE DEVAM”
Dünya şampiyonluğu, spor dalında en iyi olanın taşıdığı prestij ve ...
TARİHE TANIKLIK EDEN MÜZE ‘‘ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ’’
Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi (Ulucanlar Cezaevi), 1925 ve 2006 yılları ...
HAYVAN DOSTLARIMIZDA KAN PARAZİTİ HASTALIĞI
Her canlı dönem dönem sağlık sorunları yaşamaktadır. Bu sağlık sorunlarının ...
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA
Osmanlı İmparatorluğu'nda sosyal yardımlaşma ve dayanışma kültürü, toplumun temel değerlerinden ...
İnsan ve diğer tüm canlıların hayatına devam edebilmesi için toprak ...
KADINLARIN VAZGEÇİLMEZ GİYSİSİ: KIRAS-FİSTAN
Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne ait birçok yerde yıllardır ...
SIK RASTLANIP AZ BİLİNEN HASTALIK: KURDEŞEN
Vücudumuzda bir bölge kaşındığı zaman hafife alır, kaşıyıp geçmesini bekleriz. ...
Aydın deyince aklımıza ilk incir, incir deyince de aklımıza ilk ...
Türkiye’nin birçok şehrinde birbirinden güzel evler bulunmaktadır. Peki ya Ankara’nın ...
DÜNDEN BUGÜNE: URLA SANAT SOKAĞI
Asıl adı Zafer Caddesi olan sokak, 2010 yılından sonra bir ...